Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Kur' ân- ı Kerim Mucizeleri / KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER
« Son İleti Gönderen: is Ekim 02, 2020, 09:10:08 ÖS »
KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN  MÛCİZELER VE
ÖNEMLİ HATIRLATMALAR:



ALLAH İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’ A BÜYÜK BİR KURBANLIK FİDYE VERDİ:
37. Sâffât Sûresi  (104.109.) Âyet- i Kerîmeler(451. Sayfa):
“107. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.”

Bu kurban Allah tarafından mûcize olarak indirilmiştir.

ALLAH PEYGAMBERLERİNE MÛCİZELER VERİR:
3. Âl- i İmran Sûresi 48. 49. Âyet- i Kerîme(57. Sayfa):
“48- Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.”

“49- Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm."

Allah, İsa(a.s.)’ a:
Kitab okumayı ve yazmayı,
Hikmeti,
Tevrat ve İncil’ i öğretti.

Allah, İsa(a.s.)’ a mûcizeler verdi:
Kuş biçiminde çamura, üfleyince kuş oldu.
Anadan doğma körü iyileştirdi.
Anadan doğma alacalıyı iyileştirdi.
Ölüleri diriltti.
Evlerde ne yiyor, ne biriktiriyorlarsa haber verdi.
Bunlar Allah’ ın Peygamberi İsa’ ya verdiği mûcizelerdir.

ASHAB-I KEHF MAĞARADA 309 YIL KALDILAR:
18. Kehf Sûresi 25. Âyet- i Kerîme(297. Sayfa):
"25- Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir."

18. Kehf Sûresi 13. Âyet' inde, "Hakikaten onlar, Rabb' lerine iman eden birkaç genç idi." dediği gençlerin 300+ 9 yıl kadar kaldıklarını bildirmiştir.

Ashab- ı Kehf' in 309 yıl uyutulması:

-Öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve
-Kıyamet Günü' nden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için Allah tarafından gerçekleştirilmiş bir mûcize' dir.   

DAVUT’ A DA ZEBUR’ U VERDİK:
17. İsrâ Sûresi 55. Âyet- i Kerîme(288. Sayfa):
“55. Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik.”

Bilindiği üzere, Allah' ın Peygamberlerine indirdiği Kutsal Kitaplar birer Mûcize' dir.

17. İsrâ Sûresi 55. Âyet- i Kerîme(288. Sayfa):
21. Enbiyâ Sûresi 105. Âyet- i Kerîme(332. Sayfa):

DENİZİN YARILMASI, ALLAH' IN MUSA ALEYHİSSELÂM' A VERDİĞİ BİR MÛCİZEDİR:
2. Bakara Sûresi 50. Âyet- i Kerîme(9. Sayfa):
"50. Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun’un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuz."

Denizin yarılıp, Firavun' un askerleriyle birlikte boğulmaları, Allah' ın Musa Aleyhisselâm' a verdiği bir mûcizedir. Bu mûcize

(Allah suyu yarıp Musa Aleyhisselâm ve bağlılarının geçmelerinden sonra, Firavun' un, askerleriyle birlikte, suyu geçerken boğulmaları)

olmasaydı, Bugün İsriloğulları diye bir kavim bulunmayacaktı. Firavun onları yok edecekti. Bu olayın Kur' ân- ı Kerîm' de bildirilmesi, Kur' ân' ın bir "Mûcize Kutsal Kitap" olduğunun delilidir. Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?

Kureyşlilerin, "Kur' ân- ı Kerîm' i Muhammed yazdı" demeleri, ne kadar akıl, mantık işidir. Takdir, okuyanlarındır. Zira Muhammed(s.a.v.) bulunduğu yerden, hem de ümmî olduğu halde, binlerce sene öncesinde gerçekleşen bu mûcizeleri bilmesi mümkün değildir. Allah tarafından gönderilen Kur' ân- ı Kerîm' in bildirdiği bu olaylar birer mûcize olarak, Muhammed(s.a.v.)' in Peygamberliği' nin ispatı anlamına gelir. Zira Allah, Peygamberlerine Mûcize' ler verir.

DENİZDE KOCA DAĞLAR GİBİ YÜKSELEN GEMİLER DE O’ NUNDUR:
55. Rahmân Sûresi 24. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):
“24. Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.”

42. Şûrâ Sûresi 32. Âyet- i Kerîme(488. Sayfa):
55. Rahmân Sûresi 24. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):

Koca dağlar gibi gemiler, araştırıldığında, 1400 yıl öncesinde, ancak 30- 40 metre uzunluğunda gemiler mevcuttur. Bu ifadenin Allah’ ın bir mucizesi olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Zira "KOCA DAĞLAR GİBİ YÜKSELEN GEMİLER" ancak, 20. Yüzyıldan itibaren, bugünlerde söz konusudur. Aksini iddia etmek mümkün değildir. Zira Kur’ an’ ın indirildiği 6. Yüzyılda gemiler 30- 40 metre uzunlukta olup; bu günlerde transatlantik denilen, koca dağlar gibi gemilerin boyları 600 metre’ ye ulaşmış durumdadır.
Allah her şeye Kâdir’ dir. 

1400 sene öncesinde dağlar gibi gemiler yoktur. Ancak bu günlerde dağlar gibi transatlantikler üretilmiştir.

Bu Âyet Allah’ ın, 16. Nahl Sûresi 8. Âyet- i Kerîmesi çerçevesinde anlam kazanmaktadır:

“Hem kendilerine binesiniz, hem de zinet olsun diye atları, katırları, ve merkepleri yarattı. Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak.”

"...Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak" demesi, gelecekte yapılan tüm icatların, buluşların Allah’ ın bilgisi dâhilinde olduğunun ispatıdır.
Biz bilemesek de, Allah(c.c.) bilmektedir.

DENİZLERDE YÜCE DAĞLAR GİBİ GEMİLERİN YÜRÜMESİ DE O’ NUN KUDRETİNİN DELİLLERİNDENDİR:
42. Şûrâ Sûresi 32. Âyet- i Kerîme(488. Sayfa):
“32. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O’nun kudretinin delillerindendir.”

42. Şûrâ Sûresi 32. Âyet- i Kerîme(488. Sayfa):
55. Rahmân Sûresi 24. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):
2
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / YARADILIŞI İNKÂR EDEBİLİR MİSİN?
« Son İleti Gönderen: is Eylül 24, 2020, 12:55:34 ÖS »
YARADILIŞI İNKÂR EDEBİLİR MİSİN?
KENDİNİ KONTROL ET


           Yaradılışı inkâr edebilir misin? Kendini kontrol et.
Kâinat 15 milyar yıl önce, büyük patlama ile yaratıldı. Diyelim ki:
Kendi kendine oluştu. Hani yazıyorlar ya!
 
           Milyarlarca yıl önce, elementler, tesadüf eseri karışarak, canlıları oluşturmuşlar ya! O zamandan beri tek hücreli canlılardan çok hücreli hayvanlara, oradan da başkalaşımla insanlara geçilmiş ya!

           Kim inanacak bu mantık ötesi açıklamaya? İlimle irfanla bu açıklama bağdaşmaz. Her hangi bir mantık şaşkını bile bu zırvaya inanmaz. Zira, milyonlarca yıl öncesinin fosilleri, şimdiki canlıların aynı boyutlardadır. Fosillerde bir farklılık yok ise; hiçbir akıl sahibi, canlılar tesadüfen oluştu; başkalaşımla, tek hücrelilerden çok hücrelilere, oradan da başkalaşımla insana gelindi diyemezler. Deseler de kimse inanmaz. Şu anda bu zırvaları, bilim adamları dahi kabul etmemektedirler. Maymundan gelen insan teorisini ilim adamları tümden çöpe atmışlardır.

           Bazı aklı- evveller diyecekler ki:

           -Sen kim oluyorsun ki, Darwin gibi bir bilim adamının teorilerini çöpe atma cüretini gösterebiliyorsun? Haklısın saygı değer okuyucu. Çok haklısın. Ben kimim ki? Darwin' in ilmî çalışmalarının dökümünü yapıp şu doğru, bu eğri deme hakkına sahip değilim. Ancak "BAŞKALAŞIM TEORİSİ" dedikleri teorinin yanlışlığını konuşma hakkına sahibim. Zira bilim adamları bu teoriyi olduğu gibi inkâr etmektedirler. Bu nedenle, bilim adamlarının tezlerine dayanarak yazıyorum. Bilim adamlarıdır, Darwin' in teorisini çöpe atanlar; ben değil. Oku. Araştır. Lütfen!

           Ben insanı insan kabul eden; tüm mevcudatın insan olsun, hayvan olsun, bitkiler, böcekler olsun, her canlının sevgi ile var olabileceğini savunan; kimsenin kalbini kırmamaya çalışan; haddini aşmamanın erdem olduğunu bilen(hatalarım olsa da) bir garip kulum. Senin gibi gözlerini kapatıp, her denilene, her söylenene inanan bir kimse değilim. Öyle bir garibim işte. Yukarıda yazdık. Okudun. Yine yazıyorum. Tüm bilim adamlarının çoğunluğu:

           1-) "Başkalaşım teorisi" ni çöpe attıklarını;

           2-) Darwin' cilerin, tezlerini doğrulaması için onlarca/ (bilmiyorum) belki yüzlerce sahte/ uyduruk fosil düzenlemesi yaptıklarını;

(1912 yılında C. Dawson' ın, İngiltere' de bir fosil bulduğunu, bunun insan kafatası fosili olduğunu bildirdiği halde; son yıllarda bir Alman heyeti bu fosilin kafatası insan kafatası olduğu halde, çenesine maymun çenesi taktıkları, buna da insan dişleri koyduklarını)

bildiren bilim adamlarının, bu fosilin uydurma fosil olduğunu kanıtladıkları ortaya çıkmıştır. Bunun gibi uyduruk birçok örnek ileri sürmüşler, ancak hepsinin uydurma fosiller olduğu ortaya ilim adamlarınca konulmuştur.

           3-) Yaratıcı' ya karşı oldukları için, Yaratan'a karşı kendiliğinden/ elementlerin tesadüfen canlı oluşturduklarını iddia ettikleri halde, bu palavralara kananlar kafilesine bazı kimselerin katılabileceği bir gerçektir. Her teori kendine birilerini bağlar. Mantıklı olsa da; olmasa da.

           Mantığımıza güvenerek, tüm yaratılmış olan her şeyi, tesadüfen oldu diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Mevcut çoğu şeyler ilmin, bilimin öngörüleriyle hayat bulmuş varlık haline getirilmişlerdir. Kendiliğinden oluşacak bir tek sayfa kâğıt, ya da bir tek kalem var olabilir mi? Gülmeyiniz lütfen!

           İnsanın yaratılışını inkâr etmek mümkün mü? İlim adamları yüz yıllardır, insanoğlunun biyolojisini inceleyerek, ilimde yol almaya çalıştıkça, önlerine nice sorular çıkmakta; bu soruların cevaplanmasında çaresiz kaldıklarını her bilim insanı takdir edebilmektedir. Bu durumda insana, kendi kendine tesadüflerle oluşan tek hücreli canlılardan başkalaşımla meydana geldi diyebilir miyiz? Dersek hangi mantıklı akıl sahibi bunu kabul eder?

           İnkârcıların, sırf "Allah yaratmadı" demek için bu kadar oyunculuğa, maskaralığa, aklı başında hiçbir insanın inanması mümkün görülmemektedir. Bir asistanım vardı. Şu anda bile başkalaşım teorisini destekler halde.Yaşı geldi yetmişlere. Âhirete intikal ettiğinde gerçeği gösterecekler ve "senin Yaratan' ı inkâr için yaptığın bunca maskaralıkların cezasını çek" diyecekler. Allah her şaşkını şaşkınlığından uzaklaştırıp akıllarını başlarına, ölmeden önce, getirsin. Allah cümlesini ıslah etsin.

           Doğa dedikleri tabiat, kâinattaki bütün yıldızları, güneş sistemlerini tesadüfen oluşturmuş; tesadüfen yörüngelerini çizmiş; tüm gök cisimlerini, güneşi, ay' ı ve yıldızları oluşturup tesadüfen yörüngelerine oturtmuş. Yazarken gülmek  geliyor içimden, ancak gülmüyorum; acı acı düşünüp, üzülüyorum. Bu kadar, "mantıklı düşünceye sahip" olduklarını söyleyebilecek olan bu kimselerin, mantık ötesi düşüncelere kapılmalarına bir anlam veremiyorum ve:

           "Rabb' im gözlerini aç bu insanların" demekten başka, elimden bir şey gelmiyor. Zira "mantıklıyım" deyip; "mantıksızlıkla yaşamak" nasıl bir duygudur? Nasıl bir yaşam tarzıdır. Benim aklım almıyor. Aklı alan söylesin.

           Doğa yarattı. Ne doğası? "Yaratılmış olan" tüm mevcudatın(kâinatta mevcut her şeyin), aklı, mantığı olmayan tabiat tarafından yaratıldığına inanılması kadar ilimden, irfandan uzak bir düşünce tarzı olabilir mi? Tamam. İnanmayabilirsin, ama biraz iz' anınız olsun. Biraz insafınız olsun.  Biraz mantığınız olsun. Biraz kendi kendine düşünme potansiyeliniz olsun be kardeşim! Dolduruşa gelip; sana mantık diye ileri sürdükleri tezleri, lütfen akıl süzgecinden geçir, ona göre karar ver. Hiç aklı olmayan tabiat, mûcize yaratılışta evrenin hangi birini yaratabilir?

           Lütfen aklınızı başınıza alınız ve Âhirete göçmeden(elbette inanıyorsanız. İnanmayana bunları anlatmam söz konusu olamaz) kendinize geliniz. Herkes kendi yolunu çizer. Doğrudur. Âyet- i Kerîme' de Allah' ın ifade ettiği gibi:

           "İnsanlar kendi kendilerine zulmederler."

           Kendi kendine zulmetmeyen kimselerin, sağlam dallara sarıldıklarını görmek, dileklerimle.

           Saygılarımla. 24.09.2020 12:29
3
Gıdalarımızdaki Tehlikeler / GIDALARDA KATKI MADDELERİ
« Son İleti Gönderen: is Eylül 24, 2020, 12:18:04 ÖÖ »
GIDALARDA KATKI MADDELERİ

     
4
Hastalıklarımız / KIYAMET GÜNÜ
« Son İleti Gönderen: is Eylül 21, 2020, 05:07:57 ÖS »
KIYAMET GÜNÜ

           2. Bakara Sûresi 254. Âyet- i Kerîme(43. Sayfa):

          “254- Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.”
 
           KIYAMET GÜNÜ SİZE VERDİĞİMİZ RIZIKLARDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN:

           KIYAMET GÜNÜ:

           Hiçbir alışverişin,
           Hiçbir dostluğun,
           Hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün' dür.

           Sizlere verilen rızıklardan Allah yolunda harcanmasının, kıyamet gelmeden önce yapılmasında fayda olduğu için, bu şekilde Âyet ile bildirilmiştir.

           Öyle bir günün haberi verilmektedir ki, o gün:
           Hiçbir alışveriş olmayacaktır.
           Hiçbir dostluk bulunmayacaktır.
           Hiçbir şefaat kabul edilmeyecektir. O halde:

           Bu günlerde yaşanan korona virüs pandemisiyle, evlere kapanan insanların, bu târif edilen günden farkı yok gibidir. Aynen kıyametin olduğu günde olanlar gibi, ders almak için sebebimiz çoktur. Korona pandemisi de böyle bir günü hatırlatmak için bir vesile olmuştur.

           Bizlere verilen rızıklardan, yukarıdaki Âyet- i Kerîme’ de belirtildiği üzere, Allah yolunda harcanması istenmektedir. "Kâfirlerin zâlim olduklarının" ifade edilmesi, bu Âyet gereği, Allah  yolunda harcamayacaklarını bilen(gelecekte olanları önceden bildiği için) Allah, bu kimseleri, zâlim olarak değerlendirmektedir. Burada tüm insanların kader hücrelerindeki(Levh- i Mahfuz' da ki) bilgilerin muhafazası akla gelmektedir.

           Levh- i Mahfuz' da bu bilgiler(Allah' ın önceden bildiği bilgiler olması nedeniyle) toplanmakta, insanların ve cinlerin yaratılması ile, bu kimseler hakkında ki hayat boyu yapılanların dökümü diyebileceğimiz bilgiler, Açık bir Kütük' te/ Levh- i Mahfuz' da toplanmak üzere  depolanmakta, kıyamet gününe kadar bu bilgiler saklanmaktadır. Bu nedenle insanların bir kısmının zâlim olduklarını bilen Allah, kâfirleri, "zâlim" olarak önceden bildirebilmektedir.

           Kıyamet günü geldiğinde, herkes aynı seviyede olacak, hiç kimse ayrıcalıklı olmayacaktır. Dünyalık işlerde geçen torpillerin, rüşvetlerin, kayırmaların, akrabalık ilişkilerinin hiçbiri fayda vermeyecek; insanlar yaptıkları fiillerle, kazandıkları sevaplarıyla mizana tâbî tutulacaklardır. Kazandıkları fazla olanlarla, kazandıkları az olan/ kazanamayanların dereceleri Allah katında farklı olacak; neticede Cennet/ Cehennem' e hak kazanmış olarak hak ettikleri yerlere gönderileceklerdir.

           İşte Kıyamet, bu derecelendirmeleri, bu kazanan/ kaybedenleri gündeme getirilmesi için, dünyanın defterinin kapatılmasına vesile olan bir olaydır. İnsanların bu güne hazırlanmaları, akıllı olmalarının gereğini yerine getirmeleriyle mümkündür. Aklını kullanmayanların Kıyamet günü hüsrana uğrayacakları, çeşitli Âyet' lerle sık sık tekrarlanmıştır. Bu kadar tekrarlardan sonra, hâlâ akıllanmamış, insanların haklarını gasp eder, zulümle anılır olmalarını anlamak mümkün değildir. Zira aklı olanın azaba uğramayacağı, aklını kullanmayanların zararda oldukları bilinen bir gerçektir.

           Burada yazılanlar, Allah' a görmediği halde iman etmiş olanlara bir şey ifade eder. İnanmayanların düşünmeleri için bir fırsattır.

           İnanmayanlar kendileri isterlerse, bu fırsattan faydalanmaları için hâlâ zamanları vardır. Akıllarını kullanarak doğru yolu

(Allah' ın Kur' ân- ı Kerîmi' ndeki Âyet' lerle târif ettiği doğru yolu)

bulmaları için bu fırsatlardan faydalanmaları, kendilerinin inisiyatifinde olan bir husustur.

           Saygılarımla. 21.09.2020 14:39

           ÖNEMLİ NOT: Kur' ân- ı Kerîm Âyet' leri Elmalılı Ahmed Hamdi Yazır' ın Kur' ân- ı Kerîm Meâli' nden alınmadır.
5
Hastalıklarımız / KORONA VİRÜS(COVİD 19)
« Son İleti Gönderen: is Eylül 21, 2020, 04:25:25 ÖS »
KORONA VİRÜS(COVİD 19)

           Korona virüs nedeniyle insanların evlerine kapanmaları, bizlere çok şey ifade etmesi gereken, ibretlik bir durumdur.

           İnsanın hiçbir malı mülkü işe yaramamakta, kullanılamayan değerler olarak kalmaktadır. Herkes eşitlenmiş, zengin ile fakirin şartları birbirinin aynı olmuştur. Korona salgını esnasında, kısıtlanan konularda, zenginliğin de işe yaramadığının görüntüsünü, her gören göz idrak edebilmektedir.

           İkazlara uymadan yaşayanların da, ibret olmak üzere, tekrar korona virüs belâsına bulaşmış olmaları nedeniyle, bu günlerde  tedbirlerin, virüsün bulaştığı ilk günlerdeki gibi, sıkılaştırılmasının gerektiği öne sürülür olmuştur.

           Alınan tedbirlerin "maske", "mesafe", "hijyen" olarak sloganlaştırılması tesadüf değildir. Bu kurallara uyanların korunabildiği; uymayanların ise, çevresine virüsü bulaştırmak suretiyle, tehlike saçtıkları birer gerçek görüntü olarak çevremizde kendini göstermektedir.

           Korona öncesinde insanlar yine grip olmaktaydılar. Ancak kovit 19' la birlikte, akciğerlerin iflasına neden olan, virüsün alveolleri tıkaması sonucu, nefes alamamanın, insanları ne kadar zora soktuğunun belirginleşmesi ile, tedbirler de, eskiden, grip olunan zamanlardakinden, çok daha fazla önem kazandı.

           Havaların soğuduğu zamanlarda, sokaklarda, caddelerde, maske takan kaç kişi görülürdü. Görülmezdi bile. Ancak korona sonrası öyle tahmin ediyorum ki, grip hastalığının gündeme geldiği günlerde, çok daha fazla olmak üzere, her zaman maskeli kimseleri fazlasıyla görmeye alışacağız, sanırım.

           Saygılarımla. 21.09.2020 16:01
6
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / KARZ- I HASEN NEDİR?
« Son İleti Gönderen: is Eylül 21, 2020, 04:17:21 ÖS »
ALLAH’ A GÜZEL BİR ÖDÜNÇ VERMEK(KARZ- I HASEN):

           2. Bakara Sûresi 245. Âyet- i Kerîme(40. Sayfa):

           “245- Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O'na döndürülüp götürüleceksiniz.”

           Âyet- i Kerîme' siyle bildirilen "Karz- ı Hasen" i çok kimse bilmek ister. Bu nedenle Karz- ı Hasen, "Allah' a güzel bir borç verilmesi" olup;  borç verdiğiniz bir kimsenin darda kalması durumunda, verdiğiniz borcu almayıp, borçlu kimseye hakkınızı helâl ederek, bağışlamanızdır.

           Böyle bir bağışlama, Allah' ın çok sevdiği bir hareket tarzı olmalıdır ki, Allah, Âyet- i Kerîme' sinde, "Allah' a güzel bir borç verme" olarak nitelendirmiştir.

           O halde, borç verdiğimizde, başlangıçtan itibaren, Allah' a güzel bir borç vereceğinizi düşünerek, borcu verdiğiniz andan itibaren, Karz- ı Hasen yapınız ki, Allah, bu borcu, borçlu ödeme zorluğu çektiğinde bağışlayacağınızı Allah' a iletmiş olasınız. Baştan Karz- ı Hasen yaptığınızı bildirmiş olasınız.

           Elbette, borçlu kimse parasını kazanır, durumu iyidir ve borcunuzu verir. O başka bir konudur. Alırsınız. Ancak baştan Karz- ı Hasen yaptığınız için, Allah bu hareketinize karşılık elbette, size bir mükâfat verecektir. Bu iyi niyetinizin karşılığını, size vereceği kendi yanındaki derecenizi yükseltmekle ve sevap hanenize koymakla mükafatlandıracaktır. En doğruyu Allah bilir.

           Saygılarımla. 21.09.2020 16:18 
7
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / YÜKSEK SESLİ CÂMİ HOPARLÖRLERİ
« Son İleti Gönderen: is Eylül 20, 2020, 09:50:16 ÖS »
DİYANET YETKİLİLERİNE ÖNEMLE DUYURULUR!

YÜKSEK SESLİ CÂMİ HOPARLÖRLERİ


           Cami hoparlörlerindeki bağıran/ kulak tırmalayan,  anlaşılmadığı halde düzeltilmeyen hoparlör sistemlerinin, Diyanet İşleri Başkanlığı Denetçileri' nce, denetlenmesi gerekmez mi? Gerekir. Peki! Sözleşmiş gibi birçok câmi' de bas bas bağırttırılan hoparlörlerin sebebi nedir? Kendi câmii' nin daha çok dikkat çekmesini isteyen imam/ müezzinler olamaz. Zira dinimizin temelinde gösteriş yoktur. Kibir yoktur. "Duyun beni" diye bağırttırma yoktur.

           Bu tatbikatta böyle midir? Hayır. Tamamen tersi bir izlenim vardır. Denetimden uzak, bas bas bağırttırılan, imam ya da müezzin gibi görevlilerin dahi anlamayacağı kadar bağırttırılan hoparlörleri, sanki başka bir meslek grubundan kimselerin denetlemesi beklenir gibidir.    Bu kadar çok bağırttırılarak verilen vaazların, kusura bakmayınız sayın yetkililer, cemaatten hiçbir mü' min kimseye faydasının olmasını bekleyemezsiniz. Bir şey  anlaşılmadan, bas bas bağırttırılan, cemaatin kibarlığı dolayısıyla "nedir bu imam efendi"/ "nedir bu müezzin efendi" diyemedikleri için, bu bağırtılı, anlaşılamayan vaazlar, hutbeler devam edip gitmektedir.

           Ey yetkili müfettişler! Sizler hiç, bas bas bağırttırılan bir câmi hoparlöründen bir vaaz, bir hutbe dinlediniz mi? Tahmin ediyorum, çoğu yetkililer dinlemediler. Zira bu kadar çok bağırttırılan hoparlörlerin ayarlanmasını istemek Diyanet müfettişlerinin görevidir. Denetimi yaptıktan sonra, bas bas bağırttırılan hoparlörlerin normal ses tonlarına indirilmesi için gerekli ikazları yaparak; camilerimizdeki cemaatin hutbelerden ve vaazlardan daha fazla faydalanmalarının sağlanması temin edilmelidir.

           Diyanet müfettişlerinin, habersizce, camileri denetleyerek bu ses sistemlerinin normale döndürülmesi için göreve başlamalarını bekliyoruz.

           Sayın yetkililer göreve davetimize icabet ediniz lütfen!

           Cemaatin haftada bir faydalanabilecekleri Cuma Hutbeleri' nin, aşırı yükseltilen sistemlerle boğulmasına müsaade etmeyiniz.

           Saygılarımla. 19.09.2020 24:18
8
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / CUMA HUTBELERİ
« Son İleti Gönderen: is Ağustos 31, 2020, 12:34:28 ÖS »
CUMA HUTBELERİ

           Câmilerde imamlar cuma namazları için vaaz hazırlar; çevrede olan bitenin haberleri ile, cemaati haberdar ederlerdi. Çocukluğumun vaizlerini hatırlıyorum da, ne "eli öpülesi" imamlar/ müezzinlerdi. İmam rahatsızlanınca müezzin efendi kürsüye geçer, Cuma namazlarını kıldırırdı. Vaaz verilecekse, vaaz ederdi. Kur' an okumaları bile huşû içinde olurdu.

           Alibey Câmii' nin imam ve müezzinleri de birbirinden değerli sesleri ve kıraatleri ile, namazların en az yarım saat öncesinde Kur' ân- ı Kerîm okumaya başlarlar. Ezan okunurken "El Fâtiha" diyerek Fâtiha okuyan cemaatin namaza kalkmasını sağlarlardı. Namaz bittikten sonra da huşû içerisinde tevekkülle beklerler. Açıktan değil, gizlice göz gezdirirler. Son cemaatin çıkmasını beklerler. En son çıkan imam ile müezzinler olurdu. Bir câminin(ilini ve câmi adını vermeyeceğim.) imamının Fâtiha dedikten sonra, apar topar, hatta cemaati aralayarak, cübbesini de cematın yüzüne savurarak, çıktığını gördüğümde şaşırmıştım. Yanımda ki cemaatten bir kaç kişiye:

           -Bizim çocukluğumuzda eski zaman imamları cemaatin sonunda çıkardı. Dedim. Güldüler. "O imam ve müezzinler eski zamanda kaldı. Şimdilerde o imam ve müezzinleri kolay kolay bulamazsın. Belki bir kaçına bazı câmilerde rastlayabilirsen ne âlâ." Dediler. Neden bu şekilde apar topar çıktığını da:

           -Bu imamın taksi durağında taksisi var onu çalıştırmaya gidiyor dediler. Takdir sayın Diyanet yetkililerinindir.

           Eski zamanlarda, günlük namazlar öncesi, imamlar hazırlanırlar. Konuları çevreden seçmek suretiyle, gündelik konulara vâkıf olmuş görevliler olarak, çevrede bulunan yanlışlara parmak basmak suretiyle, vaazlarında bu konuları gündeme getirerek, namaz vaktine kadar cemaatin aydınlatılmasına yardımcı olurlar. Dini kuralları da dikkatle ve titizlikle kitaplardan araştırarak, yanlış gidişata bir parçacık engel olmaya çalışırlar. Rahmetlik olan müftümüz, bir çok dosyası için hâkim karşısına çıkan tipten vaizlerdendi. Ancak hiç birinden hüküm giymedi. Zira dinî kuralların gereğini yaptığını ileri sürerek kendini savunduğu için, hiç hüküm giymeden görevini tamam etmiştir. Emekliliğe yüzünün akı ile hak kazanmıştır.

           Çalışan, araştıran, gündemi çevresindeki konulardan seçen imamlar, bu günlerde kalmamıştır. Zira Diyanet teşkilâtı hazırladığı vaaz konularını tüm memleket imamlarına tek elden, bilgisayarlar vasıtası ile göndermekte, memleket sathında tüm camilerde aynı konular işlenmektedir. Bu tarz bir vaaz sisteminde, kendini yetiştiren, gayret gösteren imamlar kalmamıştır desek, doğru olmaz mı? Elbette doğru olur. Zira insanlar olarak, yapımızda, gevşeme vardır. Mecbur değilse, araştırmaya, daha çok öğrenmeye meyil etmeme vardır.

           Çocukluğumun imamları, müezzinleri, Allah cümlesine rahmet etsin, çoğunluğu Hakk' ın rahmetine kavuştu. Sizlerin zamanına yetişmemiş, yeni cemaatlerin, sizlerin güzelliklerini geçmişte kalmış olmanızdan dolayı bizlerin anlatmasıyla bileceklerdir. Anlatalım ki, bir zamanlar bu güzellikleri yaşamış, vaazlarıyla ve okudukları gönlümüze hoş gelen kıraatleriyle, ne güzelliklere imza attıklarını yeni nesiller bilsinler.

           5. Mâide Sûresi 63. Âyet- i Kerîme' sinde Allah:

           "Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!"
Demektedir. (Elmalılı Ahmed Hamdi Yazır Meâli)

           Bu Âyet' te, gerçek dindarlar ve din bilginleri uyarılmaktadırlar. Demek ki, gerçek Mü' min kimselerle din bilginlerinin ikazlarını yaparak insanları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri, üzerlerine, bir borçtur. Bu görevi yapmamaları, kötü bir şey yaptıklarına delil olmaktadır ki; "gerçek dindarların" ve "din bilginlerinin" görevlerini yapmadıklarını, "Yaptıkları şey ne kötüdür!" demek suretiyle uyarmaktadır. Bu Âyet' in muhatabı olmamak için, görev addettiğimiz uyarma işini yapmak üzere, bu satırları yazmaktayız. Allah her şeyi en iyi Bilen' dir.

           Böylece, kendini yetiştirme imkânı olmayan, sadece elindeki vaazları okuyarak, günlerini dolduran görevlilerin, mesuliyetlerini bizlerin hatırlatması gerekir. İmamlar önder olması gereken kimselerdir. Önder olacaklar ki, cemaatin önüne, imam olarak geçmeyi hak etsinler. Ancak zamanımızda, önderlik bir tarafa, suya sabuna dokunmadan yaşayabilmekte olanlarının çokluğu bizleri üzmektedir.

           Günde toplam görevi bir kaç saati geçmeyen imamlarımızın memur statüsünde olmaları hasebiyle, mesaileri içinde, devamlı câmilerde, cemaatlerine dinî eğitim vermeleri gerekmektedir. Bu memuriyetlerinin bir gereğidir. Bu gayret şahısların insafına kalmamalı, Diyanet teşkilâtı bu düzenlemeleri yaparak; imamların ve cemaat olarak câmilerimize gelen cemaatin, okutulmaları, dinî ilimleri öğrenmeleri için teşvik edici kurslar düzenlemeleri sağlanmalıdır.

           Kazancımızın, hak edilip edilmemesi konusunun, şahısların kendi gönüllerinde gündeme getirilmesi gerekmektedir. Mantık sahibi her insan bilir ki, emeksiz kazanç helâl değildir.

           Ey imamlar, müezzinler. Kendinizi yetiştirin ki, imamlığa hak kazanasınız. Müezzinliğe hazırlanın, "en iyi ben okuyacağım" düşüncesiyle hareket ediniz ki, ezanın güzelliğini terennüm edebilesiniz. Bulunduğum yerde, bir müezzin. Öyle bir ses var ki, yarışmada olsa, "in aşağı" diyecek çok kişi olacaktır. Ancak mikrofon verilip "ezan oku" denmiş. O da okuyup; görevini yerine getiriyor. Yapacak bir şey yok değil. Yapacak bir şey var. Diyanet işleri bunları imtihan etmiyor mu? Sesin müsait değil demiyorlar mı? Tamam. Bu kişinin bulunduğu yerde vaziyeti idare edecek emekli olmuş çok güzel sesli, imamlar, kendileri okumak suretiyle, bu müezzine fırsat vermiyorlar. Doğru da yapıyorlar. Ne diyebiliriz. İsteyen okuyor. Mesele yok. Ancak Diyanet teşkilâtı bunların tespitini yaparak; daha iyiye, daha güzel okumaya yöneltmek, Diyanetin görevi olsa gerektir.

           Haydi iş başına Sayın Yetkililer!

           İkaz kardeşinizden, tedbir siz görevlilerden. 25.08.2020 23:32

           Saygılarımla...
9
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / İSLÂM' DAN BAŞKA DİN ARANAMAZ
« Son İleti Gönderen: is Ağustos 20, 2020, 03:27:07 ÖS »
İSLÂM' DAN BAŞKA DİN ARANAMAZ

           Allah, 2. Bakara Sûresi 135. Âyet- i Kerîme' de aynen:

           "Bir de: «yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız.» dediler. Sen onlara de ki: «Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim’in dinine (uyarız) ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı.»" demektedir. (Elmalılı Ahmed Hamdi Yazır Kur' an meâli)

           Buradan çıkarılan hüküm:

           BÜTÜN DİNLER İBRAHİM ALEYHİSSELÂM' IN "HANİF DİNİ" NDENDİR:

           Hz. Muhammed zamanının Hıristiyan ve Yahudileri, kendi dinlerinin doğruluğuna inanmışlar; dinlerine girmenin hidayete ermek için şart olduğunu ileri sürmüşlerdir.

           1-) Ne kadar haklıdırlar?

           2-) Kutsal Kitapları Peygamber' lerine indirildiği gibi aynen kalmış mıdır? Değiştirilmiş, o zamanki mevcut dinleri, kabul edilebilecek dinlerden midir?

           3-) Onların, inançlarının gereği olarak dinlerine girmenin doğruluğunu kabul etmeleri, onların kendi görüşleri, bozulmuş olan Kutsal Kitap' ları karşısında, Kitap' larının hâlâ kabul edilebilir olması, kendilerinin "kuruntu" ları mıdır?

           4-) Kutsal Kitap' ları değiştiren' in, sadece Allah olduğunu, ne kadar benimseyebilmişler/ benimseyememişlerdir?

           5-) Allah' ın, mevcut Kitap' ları değiştirmek suretiyle, Muhammed Aleyhisselâm' a indirdiği, son Kutsal Kitap' ın, Kur' ân- ı Kerîm olduğunu ne kadar kabul edebilmektedirler?

           Bu soruların cevaplarını her akıl sahibi insan bulabilir.  Ancak Yahudi ve Hıristiyan' ların Âyet' teki bu düşüncelerinin altında yatan, atalarının dinlerini bırakarak, Hz. Muhammed' in dinine davet edilmeleri, onlar için yanlış bir hareket tarzı olarak değerlendirildiğinden; kendi dinlerine davet etmeleri, Kur' ân' ın hükümlerini yok saymaları anlamına gelmektedir.

           Genel olarak bir hüküm kaldırılmış ise, getirilen hükme uymak esastır. Bu kanunlarda da böyledir. Bir kanun yürürlüğe girip; "şu sayılı kanun kaldırılmıştır" diye hüküm koyduğunda, bir önceki adı geçen kanunun hükmünün kalmadığı bir gerçektir.

           Yahudiliğin Kitabı, Tevrat' ın; Davut' a indirilen(Tevrat' ın tasdik edilmesi için indirilmiş küçük bir Kitap' tır) Zebur' un; Hıristiyanlığın Kitabı, İncil' in kaldırılmasının  kararını veren Allah' tır. Bu hükme karşı gelmek kimin haddinedir? Hiç kimsenin haddine değildir. Olamaz da.

           Bu Âyet- i Kerîme' de  "Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim’in dinine (uyarız) ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı." demek suretiyle, tüm Kutsal Kitap' ların getirdiği hükümlerin, Hanif olarak hakka tapan İbrahim Aleyhisselâm' ın Hanif dininden olduğu bildirilmektedir. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Zira Kutsal Kitaplar olan Tevrat' ı Musa Aleyhisselâm' a; Zebur' u Davut Aleyhisselâm' a; İncil' i İsa Aleyhisselâm' a ve Kur' ân' ı Muhammed Aleyhisselâm' a indiren Allah' tır. Allah' ın verdiği hükmün üzerinde bir hüküm getirip; «yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız.» demeleri, o zaman için de, bu zaman için de, doğru bir hüküm değildir. Allah doğruları bilenlerin en hayırlısıdır.

           Yukarıdaki Âyet, "İslâm' dan başka Allah' ın getirdiği tüm dinlerin "HANİF DİNİ" olduğunun gerçekliğinin belgelenmesi" anlamına gelir. Hiç bir Yahudi/ Hıristiyan bu Âyet' in karşısında, konulan bu hükmü tersine çevirip; dejenere olmuş; getirildiğinden farklı hükümleri ihtiva eden Kitapların, Hanif Dinden uzaklaştığını, bu nedenle onlara uyulmayacağı kaidesini koyan Allah' ın hükümlerine karşı gelemez. Hükmü yoktur. Son Kitap Kur' ân- ı Kerîm' dir.

           3. Âl- i İmran Sûresi 85. Âyet- i Kerime'sinde Allah:

           "İSLÂM’ DAN BAŞKA DİN ARANAMAZ" demek suretiyle, Yahudi ve Hıristiyanlar' ın, hidayet için, tahrif edilmiş olan Kitaplarına davet etmeleri, o sırada indirilmekte olan Kur' ân- ı Kerîm' in hükümlerine de aykırı düştüğünü, bu Âyet' ler ile de destekleyerek vermiş olduk.

           En doğruyu bilen Allah' tır. 20.08.2020 15: 21

           Saygılarımla.
10
Sosyal Yaşantıdan Kesitler / SEN NEYMİŞSİN BE KOVİT 19?
« Son İleti Gönderen: is Ağustos 19, 2020, 04:51:16 ÖS »
SEN NEYMİŞSİN BE KOVİT19!

           "Covid 19" pandemisi yapımızdaki eş, dost, akrabalar arasındaki gevşek olan ilişkileri, temelli gevşetti.

           Cemiyetin kangren bir tarafı olan ilişkilerin gevşekliği meselesinde, kovit 19 tesiriyle, aşınmalar hızlanarak sona yaklaştı. Kovit 19 pandemisi ile birlikte, çarşı, pazar bitirildi. Esnaflar kepenkleri kapatmak zorunda kaldı. Eğlence yerleri, barlar, pavyonlar, kahvehaneler, kumarhaneler, kafeteryalar, sinemalar, tiyatrolar, tek kelimeyle tüm işyerleri, kovit 19 darbesinden nasiplerini aldılar.

           Kimse eşim var, dostum var, arkadaşım var, akrabam var, komşum var diyemedi.

           Kimse bugün çarşı pazar gezeceğim diyemedi. Evlere kapanan insanlar, milyarları da olsa tek kuruş harcayamaz oldu. Araba alacaklar, ev alacaklar, yazlık kışlık arayacaklar, sokağa çıkamaz olunca, tüm bu işlerini pandemi sonrasına bıraktılar. Bu durum, aynen, insanların ölüm zamanına gelindiğinde, hiçbir şey yapamaz olmalarına benzemiyor mu?

           Korona pandemisi, aynen ÖLÜM HALİ.

           Aynen öyle. Ölen kimse de bu sayılanları yapamazlar. Tüm sevenleriyle irtibatları kesilmiş; mezarlıkta 2 metre kare toprak altına girmişlerdir. "Benim malım var" diyemezler. " Mülküm var" diyemezler. "İş programım var. Gezeceğim." Di- ye- mez- ler. Vesselâm.

           Zenginliğin sıfırlandığı bir zaman dilimine girildi. Zenginlik her kapıyı açamadı. Her yerde gezemedi. Hiç kimseye "Param var" dedirtmedi. Kabadayılık kovit 19' a sökmedi. Hani kabadayılar:

           Heyt! Var mı bana yan bakan derlermiş ya! Kabadayıların bu kabadayılıkları kovit 19 "belâlısına" sökmedi. Kabadayılıkları, "tısss dedi" söndü.

           Sokağa çıkmak yasaklandı. Çıkanlar 3153 TL. Ceza yedi. Haydi zengin evladım, "paran kadar konuş, kes cezayı" diyemedin. Ne oldu? Kim engelledi seni?

           Kovit 19 değil mi? Eni ne? Boyu ne bu kabadayının? Milyonda bilmem kaç milimetre. Vay, vay, vay. Bayağı büyükmüş. Eskiden tokalaşmalar, sarılıp kucaklaşmalar son derece mübalağalı iken, kovit 19' la birlikte, bıçakla kesilir gibi ilişkiler kesildi. Sarılmalar, tokalaşmalar bitti. Aile içinde bile kimse birbirine sarılamadı. Sağlık çalışanları çocuklarını akrabalarına bırakıp; kapıdan, sosyal mesafeyi korumak suretiyle konuşabildiler.

           Devletin güçlü bürokratları, kanun çıkarıp; "sarılmayacaksınız", "tokalaşmayacaksınız" deselerdi, kovit 19' un yaptığı yaptırım gücünü sağlayabilirler miydi?

           Asla sağlayamazlardı. Bir de üstelik, kanun kaide bilmezler:

           -Ben gezerim. Size ne? Sarılıp öpüşürüm size ne? Derlerdi. Kovit 19' la birlikte bunu diyemediler. Zira kovit 19 vurdu mu oturtuyordu. Kimseye söz bırakmıyordu. Kimseye ağzını bile açma fırsatını vermeden sırtını yere getirip; "yendim" diyebiliyordu. Akciğerlerini tıkayıp:

           -Konuş bakalım haydi! Hodri meydan diyordu.

           Sen neymişsin be "KOVİT 19"?

           Saygılarımla. 19.08.2020 16:48
Sayfa: [1] 2 3 ... 10