Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Kur' ân- ı Kerim Mucizeleri / KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER(3)
« Son İleti Gönderen: is Kasım 26, 2020, 06:53:23 ÖS »
KUR' ÂN- I KERÎM' DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER VE ÖNEMLİ HATIRLATMALAR(3):

           HIZIR VE MUSA ALEYHİSSELÂM' IN YOLCULUĞU:
           18. Kehf Sûresi (65.82.) Âyet- i Kerîmeler(302.303. Sayfalar):
           “65. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” 
 
           2. Bakara Sûresi 60. Âyet- i Kerîme(10. Sayfa):
           *18. Kehf Sûresi (65.82.) Âyet- i Kerîmeler(302.303. Sayfalar):
           20. Tâhâ Sûresi 19.20.21.22.23. Âyet- i Kerîmeler(313. Sayfa):
           26. Şuarâ Sûresi 32.33. Âyet- i Kerîmeler(368. Sayfa):
           26. Şuarâ Sûresi 43.44.45.46.47.48. Âyet- i Kerîmeler(370. Sayfa):


           “66. Musa ona: «Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?» dedi.” 
 
           “67. (Hızır) dedi ki: «Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.”
 
           “68. «İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?»” 
 
           “69. Musa: «İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim» dedi.”

           “70. (Hızır) dedi ki: «O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!»” 
 
           “71. Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: «Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.»” 

           “72. (Hızır:) «Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?» dedi.” 
 
           “73. Musa dedi ki: «Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.»” 
 
           “74. Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: «Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın» dedi.”
 
           “75. Hızır dedi ki: «Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?»”
 
           “76. (Musa) dedi ki: «Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.»” 
 
           “77. Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: «İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın» dedi.” 
 
           “78. Hızır dedi ki: «İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.»”
 
           “79. «Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.»” 
 
           “80. «Oğlana gelince, onun ana babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.»”
 
           “81. «İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.»”

           “82. «Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.»”


           Bu yolculuğun Kur’ ân- ı Kerîm’ de anlatılmasındaki hikmet:

           Yeryüzünde olan olayların iç yüzlerini, biz insanların bilememesi sonucu, yanlış yerlerde huzur aramaya başlamamızdır. Burada verilen örneklerle, iç yüzlerini bilmeden nice olaylarla karşı karşıya kaldığımızda:

           Hızır Aleyhisselâm’ ın “Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.»” Sırrına inanarak:

           “ELBETTE BU OLAYLARIN BİZLER TARAFINDAN BİLİNMEYEN SEBEPLERİ VARDIR.”

           Diyebilmeliyiz ki, Âyet- i Kerîme’ nin hikmeti yerini bulsun. Allah(c.c.) ilmimizi artırsın. Âmin!


           MUSA ALEYHİSSELÂM TAŞA ASASI İLE VURARAK, TAŞTAN ON İKİ PINAR ÇIKARMIŞTIR:
           2. Bakara Sûresi 60. Âyet- i Kerîme(10. Sayfa):
           "60. Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de «asanla taşa vur!» demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah’ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyin."

           Allah' ın Musa Aleyhisselâm' a verdiği mûcizelerden biri de, asası ile taşa vurarak, taştan on iki pınar fışkırmasını sağlamasıdır.

           MUSA ALEHHİSSELÂM’ A İNEN MÛCİZELER:
           20. Tâhâ Sûresi 19.20.21.22.23. Âyet- i Kerîmeler(313. Sayfa):
           “19. Allah: «Ey Musa! onu (yere) bırak» dedi.”

           “20. Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! o bir yılan olmuş koşuyor.”

           "21. Allah buyurdu ki: «Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz»”   

           “22. «Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.»”

           “23. «Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık.»”


           Mucizelerden biri, asasının yere bıraktığında yılan olması.
           Diğeri, elini koynuna sokup çıkardığında bembeyaz çıkmasıdır.
           Bunlar en büyük mucizelerden bir kısmıdır.

           MUSA ALEYHİSSELÂM’ IN MÛCİZELERİ:
           26. Şuarâ Sûresi 32.33. Âyet- i Kerîmeler(368. Sayfa):
           “32. Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.”
 
           “33. Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.”


           Allah, Musa Aleyhisselâm’ a iki mucize vermiştir. Bunlar:

           1- Âsâsı yere attığında ejderha oluvermesidir.
           2- Elini koynuna sokup çıkardığında nur gibi bembeyaz olmasıdır.

           MUSA ALEYHİSSELÂM’ IN MÛCİZESİ:
           26. Şuarâ Sûresi 43.44.45.46.47.48. Âyet- i Kerîmeler(370. Sayfa):
           “43. Musa onlara «Atın, ne atacaksanız» dedi.”
 
           “44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve «Firavun’un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz» dediler.” 
 
           “45. Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!“
 
           “46. Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.”
 
           “47. «İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine»“
 
           “48. «Musa ve Harun’un Rabbine!»


           NAMAZDA SESİNİ PEK YÜKSELTME, ÇOK DA GİZLİ OKUMA, ORTA YOLU SEÇ:
           17. İsrâ Sûresi 110. Âyet- i Kerîme(294. Sayfa):
           “110.(Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur.
Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç.”


           NUH ALEYHİSSELÂM 950 YIL YAŞADI:
           29. Ankebût Sûresi 14. Âyet- i Kerîme(398. Sayfa):
           “14. Andolsun ki Nuh’u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.”

           Âyet- i Kerîme’ nin, Nuh Aleyhisselâm’ ın 950 yıl kavmi arasında kaldığını bildirmesi, o zamanda yaşayan insanların ömürlerinin uzun olduğunun delilidir.

           Elbette akla gelen ilk husus, o zamanlarda yaşanan basit hayat tarzlarının, insanların ömürlerinin uzun olmasına sebep olmasıydı. İnsanlığın ileri hayat standartlarına ulaştıkça, ömürlerinin de kısaldığını söylememiz yanlış olmaz. Zira ilerleyen teknolojiler insanların aşırı çalışma şartlarına mâruz kalmalarına; stres altında yaşamalarına; gıda katkı maddelerinin aşırı kullanımları neticesi, doğal gıdalardan uzaklaşılmasının getirdiği hastalıklarla iç içe yaşamalarına sebep olması neticesi, Nuh Aleyhisselâm zamanına kıyasla, daha kısa ömür sürdükleri söylenebilir. Ancak itiraz edilebilir:

           “Hayat standardı yükseldikçe, insan ömrü uzuyor. Kısalma nereden çıktı” denilebilir. Doğrudur. Göreceli olarak bir uzamadır bu yaşam standardının yükselmesiyle birlikte ömrün uzaması. Eskiyle kıyaslayıp, Nuh Aleyhisselâm zamanında ömür 950 yıl olabiliyormuş dediğimizde, işin aslını anlamaya başlarız.

           ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLME HAKTIR:
           18. Kehf Sûresi 21. Âyet- i Kerîme(297. Sayfa): 
           “21. Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dedilerki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler.”

           Her devirde öldükten sonra dirilmeye inanamayanlar olacaktır. Ancak inananlar için bu Âyet- i Kerîme tam bir delil ortaya koymaktadır. 309 yıl kaldıkları mağarada uyandıklarında, sanki bir gece uyumuşlar  hissi ile kalkmışlardır. Her şeye gücü yeten Allah ölüleri de diriltmeye gücü yeter. ,

           Âyet’ te “…öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için…” demek suretiyle öldükten sonra dirilme, kıyamet sonrası olacağı için, kıyametin de habercisi olmaktadır.

           RESULULLAH, KUR’ AN GELMEDEN ÖNCE, NE BİR YAZI OKUR, NE DE ELİYLE YAZABİLİRDİ:
           29. Ankebût Sûresi 48. Âyet- i Kerîme(403. Sayfa):
           “48. Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı.”

           Peygamberimiz ümmî idi. Okuması, yazması yoktu. Ne zaman ki, Hira Mağarası’ nda Cebrail Aleyhisselâm ile karşılaştı. O zaman İslâmiyetin ilk Âyet’ i olan “İkra” oku ifadesiyle, Cebrail Aleyhisselâm tarafından üç sefer, okuması istendi. Peygamber' imiz üçüncü seferde okumaya başladı.

           RUH RABBİMİN BİLDİĞİ BİR İŞTİR. SİZE İLİMDEN ANCAK AZ BİR ŞEY VERİLMİŞTİR:
           17. İsrâ Sûresi 85. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):
           “85. Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: «Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.»”

           Bu Âyet’ te, ruhun mahiyetini ancak Allah’ ın bildiği, Peygamber’ e fazla bir bilgi verilmediği, ruh ilminden “…size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.»” Demek suretiyle Peygamber’ e ve insanlara az bir lim verildiği bildirilmektedir.

           SÛR’ A ÜFÜRÜLDÜĞÜNDE, İNSANLAR BİR TEK ÇIĞLIK İLE KIYAMETE HABERSİZCE YAKALANIVERİRLER:
           36. Yâsin Sûresi 48.49.50.51.52.53.54. Âyet- i Kerîmeler(444. Sayfa):
           "48. Yine onlar: «Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?» diyorlar."
 
           "49. Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir." 
 
           "50. O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler." 
 
           "51. Sûr’a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar."
 
           "52. Onlar: «Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân’ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler» derler." 
 
           "53. Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir."
 
           "54. Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz."


           İnanmayanların, Kıyamet geldiğinde, Sûr’ a üfürüldüğünde, habersizce, kıyamete yakalanıverecekleri belirtilmektedir. Sûr’ a üfürüldüğünde insanlar Rabb’ lerine doğru akın akın getirilmektedirler. Bu esnada, Peygamberlerinin ikazlarını hatırlayıp:

           “Onlar: «Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân’ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler» demektedirler. Dünya hayatında, gözleri kapalı olanların, Âhiret' te düştükleri durum budur. Allah, cümlemize, gören gözler versin.

           SÜLEYMAN PEYGAMBER’ İN EMRİNE RÜZGÂR VERİLDİ:
           SÜLEYMAN PEYGAMBER’ İN EMRİNDE CİNLER ÇALIŞMAKTAYDI:

           34. Sebe’ Sûresi 12.13. Âyet- i Kerîmeler(430. Sayfa):
           “12. Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi’nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.” 
 
           “13. Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.”


           TATLI, TUZLU İKİ SUYUN ARASINA ENGEL, AŞILMAZ BİR SINIR KOYAN ALLAH’ TIR:
           25. Furkan Sûresi 53. Âyet- i Kerîme(365. Sayfa):
           “53. Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir serhat koyan O’dur.” Rahman Sûresinde de belirtildiği üzere iki suyun denizlerinin arasına engel, aşılmaz sınır koyan Allah’ tır.

           25. Furkan Sûresi 53. Âyet- i Kerîme(365. Sayfa):
           55. Rahmân Sûresi 19.20. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):


           TEVRAT VE İNCİL’ İN TAHRİF EDİLMESİ:
           3. Âl- i İmran Sûresi 3. ve 4. Âyet- i Kerîmeler(51. Sayfa):
           “3- O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.

           "4- Evet bu Furkan'ı da insanlara hidayet olarak O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın Âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.”


           KUR' AN, KENDİSİNDEN ÖNCEKİ TEVRAT VE İNCİL' İ TASDİK EDİP DOĞRULAYAN BİR KİTAP' TIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 3. ve 4. Âyet- i Kerîmeler(51. Sayfa):
           “3- O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.

           "4- Evet bu Furkan'ı da insanlara hidayet olarak O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın Âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.”


           Kur’ ân- ı Kerîm’ in, daha önce insanlara hidayet olarak indirilen Tevrat ve İncil’ i tasdik ettiğinin kanıtı mahiyetinde ki birinci cümlesinin arkasından gelen ikinci cümlesinde, "...Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti." demek suretiyle   Tevrat ve İncil' in o zamanlarda hidayet rehberi olduğunun kanıtı olmakla birlikte; 4. Âyet' te Kur’ ân’ ın Âyet’ lerinin inkâr edilmesinin çetin azaba sebep olacağı belirtilmektedir.

           Burada tasdik edilmesi bildirilen Kitaplar, tahrif edilmeden önceki, Allah' ın Peygamberleri, Musa ve İsa Aleyhisselâmlara indirdiği, o zaman ki, gerçek Tevrat ve İncil' in tasdik edilmesidir. Bu Peygamber' lere zamanında indirilip, iman edilen Kutsal Kitaplardır. Yoksa, tahrif edilmiş olup; şu anda da elde dolaşan Kitap' ların tasdik edilmesi değildir. Aksi takdirde, Allah "Bu Kitap' lara uyun" derdi. Kur' ân- ı Kerîm' i indirmezdi. Allah, her şeyi en doğru bilendir.

           TÜM PEYGAMBERLER MÜSLÜMAN’ DIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 67. Âyet- i Kerîme(59. Sayfa):
           “67- İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.”

           Âyet- i Kerîme gayet açık bir şekilde, Havarilerin “biz muhakkak Müslümanlarız” demeleri gibi, tüm Peygamberler de Müslüman’ dır. 3. Âl- i imran Sûresi,  67. Âyet- i Kerime bunu açıkça ifade etmektedir. Müslüman kelimesi Allah’ a teslim olmuş kimse anlamına gelir. Bu durumda Âdem, Musa, İsa, Muhammed de Müslümandır. Bu Allah’ın(c.c.) sözüdür.

           Saygılarımla. 26.11.2020 18:33
2
Kur' ân- ı Kerim Mucizeleri / "KUR' AN' DA NELER YOK" ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR
« Son İleti Gönderen: is Kasım 26, 2020, 12:15:49 ÖÖ »
"KUR' AN' DA NELER YOK" ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR

           Memleketimizin birçok gazete, kitap, dergilerinde, sosyal medyada Kur' an- ı Kerîm hakkında hakaretlere varan yazılar yazılmakta, videolar çekilmekte; ancak ilgili kurum olduğunu bildiğimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı' ndan, bu konulara açıklık getirmek ve görevlerini yapmak üzere, itirazlarını beklediğimiz halde, yetkili komisyonların uzmanları, susmayı tercih etmektedirler.

           Acaba itiraz ediyorlar da sadece biz mi duymuyoruz; görmüyoruz?(İnternette bir itiraz bulamadım.) Anlaşılması mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı' nda dini konularda, çok bilgili uzmanların olduğunu kabul ediyor ve diyoruz ki:

           Kur' an' a saldırılar sürerken, bu yalan yanlış, hatta düşmanca yazılara, videolara itiraz edecek uzmanlar, neden sessiz kalıyorlar? Bunun sebebini bilenlerin açıklamaları gerekir. Zira sessiz kalmak, o yanlışlara onay vermek demektir ki, bu asla kabul edilemez. Genel hukuk kuralları çerçevesinde, "SÜKÛT İKRARDAN GELİR" sözü, bu ifademizi doğrular mahiyettedir.

           Dinimize bu kadar hakaretler edilirken, Müslüman' ları rencide eden kişilerin takibata alınmaması, bunların cezalandırıldıklarının kamuoyuna açıklanmamasını anlamak mümkün değildir. Ne hayrettir ki, memleketimin Müslüman halkı da bu konulara hiç kafa yormamaktadır. Bir köşe yazarının yazısından aşağıya çıkardığımız:

           "KUR' AN' DA NELER YOK" başlıklı, 90 madde halinde sıralanmış yazıyı okuduğumda; hayretler içinde kaldım. Zira Kur' ân- ı Kerîm' in birçok Âyet' leri gözümün önünden geçmeye başladı. Şu Âyet' e aykırı; bu Âyet' e aykırı diyerek okuyup bitirdiğimde; bu konuya sessiz kalamayacağıma karar verdim. Zira "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan' dır" sözünün gereğini yerine getirmek üzere, 90 Maddelik "KURAN' DA NELER YOK" yazısının bir kısmında tespit edebildiğim Âyet- i Kerîme' lere aykırılıkları, yazıda sıralanan maddelerinin altına:

           Sûre numaralarını,
           Sûre adlarını,
           Kaçıncı Âyet olduklarını,
           Kur' ân' ın kaçıncı sayfasında bulunduklarını ve
           Birkaç cümle ile görüşlerimi de ilâve ederek belirttim.

           ÖNEMLİ NOT:

           HADDİM OLMAYAN KONULARA GİRMEK İSTEMEM. ANCAK BİR MÜSLÜMAN OLARAK, BU YANLIŞLARIN BİR KISMINA DA KAYITSIZ KALAMAZDIM. YAZARIN KÖŞESİNDE YAZDIĞI, 90 MADDENİN:

           YANLIŞLARINI TESPİT EDİP; KAYITSIZ KALAMADIĞIM MADDELERİNİ KIRMIZI FONTLU OLARAK;

           DOĞRU YA DA YANLIŞ OLDUKLARINA ELEŞTİREL BAKMADIĞIM TÜM MADDELERİ DE YEŞİL FONTLU OLARAK YAZDIM.

           BU MADDELER HADİSLERİN VE DİĞER KAYNAKLARIN İNCELENMESİNE BAĞLI OLAN ÇOK UZUN SOLUKLU ARAŞTIRMALARI GEREKTİREN KONULARDIR. BU NEDENLE UZMANLARININ TESPİTLERİNİ YAZMASINI BEKLEMEKTEYİM.

           ÂYET' LERE TERS DÜŞENLERİN(SADECE BİLDİKLERİMİN/ TESPİT ETTİKLERİMİN) KARŞILIĞI ÂYETLERİ ALDIM.

           İNŞALLAH FAYDALI OLUR. YAZILAN 90 MADDENİN SAHİPLERİ DE:

           1-) İLÂHİYATÇI' NIN ALINTI YAPTIĞI 90 MADDEYE İTİRAZ ETMİYORSA; GÜNER AKCA;

           2-) KİTAPTAN ÇALIŞMALARI İÇİN ALINTI YAPARKEN, DOĞRU/ EĞRİ ALINTI YAPAN İLÂHİYATÇI, ALLAH' TAN VE TÜM MÜSLÜMAN' LARDAN YAPTIKLARI YANLIŞLIKLARI İÇİN ÖZÜR DİLEMELERİ GEREKİR.

           BU OLAY GÖSTERMEKTEDİR Kİ, İNTERNETTEN HER KONUDA, YALAN YANLIŞ YAZILAR YAZILABİLMEKTE; HAKARETE VARAN VE SUÇ TEŞKİL EDEN YAZILARA İMZALAR ATILABİLMEKTEDİR.

           BU TÜR HATALARIN DÜZELTİLMESİ İÇİN, DEVLETİN İLGİLİ TÜM KURUMLARINI, TİTİZLİKLE VE EĞRİ/ DOĞRUYU ORTAYA KOYACAK ŞEKİLDE GİRİŞİMLERİNİ BEKLİYORUZ.


           Âyet- i Kerîme' lerle yaptığım itirazlarım çerçevesinde, diyebilirim ki, Allah yalan söylemeyeceğine ve Kur' ân' ın tek harfi değiştirilemeyeceğine göre, belki binlerce, on binlerce internette/ medya da dolaşan bu yazının yanlışlarını düzeltebilecek bir yetkili bulunabilecek midir?

           "KUR' AN' DA NELER YOK" başlığı ile yayılmış olan bu yazıya, "ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR" diyerek, doğru bildiklerimi yazdım. Tespit edilebilecek diğer yanlışlarının da, yetkililerce tashihinin yapılmasının yolunu açmış olduğumu zannediyorum.

           Aklıma gelen şu Âyet- i Kerîme, tüm dindarlara ve din bilginlerine bu yazının yanlışları için yetki vermektedir:

           GERÇEK DİNDARLARIN VE DİN BİLGİNLERİNİN, ONLARI GÜNAH OLAN BİR SÖZ SÖYLEMEKTEN VE HARAM YEMEKTEN MEN ETMELERİ GEREKMEZ MİYDİ?:
           5. Maide Sûresi 63. Âyet- i Kerîme(119. Sayfa):
           “63- Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!”

           Bu Âyet' in ışığında, yetkili din adamları yapılan bu yanlışları düzeltmezlerse, mesuliyetten kurtulamayacaklardır. "...Yaptıkları şey ne kötüdür!” diyen Allah olduğuna göre, bu yanlışların düzeltilmesi için, yetkililerin/ mesuliyet duygusu olan  yetkililerin, bu yanlışlara derhal müdahale etmeleri gerekmektedir.

           Bu 90 maddeyi "SIRATI MÜSTAKİM" adlı, Güner Akca' nın kitabından çıkarıp; medyada yayılmasına sebep olan kişi hakkında, yazarın ifadesi ile:

("Aslında aşağıda okuyacağınız cümleler Güner Akca tarafından maddeler haline getirilmemiş. Bir ilahiyatçı kendi çalışmasına ışık tutması amacıyla Akca’nın yazdığı kitaptan aldığı bilgileri 90 madde haline getirmiş.")

bir ilâhiyatçı tarafından, "kendi çalışmasına ışık tutması amacıyla" 90 madde halinde sıralanmıştır.

           Kur' an' da olmadığı ifade edildiği halde, Âyet' lerle aksinin ispat edilebilecek olanların ötesinde olan diğer maddelerde, birçok yanlışın/ batılın/ İslâm' da olmayan dini kuralların düzeltilmesine vesile olunmuştur. Bunun için de Güner Akca' ya teşekkür ederim.

           Aklıma geldi, başımıza gelmesin diye, Güner Akça' nın "SIRATI MÜSTAKİM" kitabında, bu 90 madde halinde sıralanan konuların içinde, alıntı yapan kişinin kendi görüşlerini de ilâve ederek, yanlış anlamlara gelecek cümleler ilâve edip etmediğinin de araştırılması gerekmektedir.

           YETKİLİLERİN âcilen araştırmaları gereken bu konunun, yetkili ellerden yazılması, yanlış yapanlar var ise, bunların önünün kesilmesi açısından da önem arz eder.

           Yakınlarım, "kitabı okumadan itiraz yazısı yazılır mı" dediler. Doğrudur. Ancak benim itirazım, medyada dolaştırılan yazıyadır. 15.Aralık.2019 05:30' da yazarın köşesine aldığı yazıdaki, benim itirazıma konu olan "Kuran' da neler yok" başlıklı yazıyı, hiç bir şey katmadan, aynen aldım. Yazar' da, "Kuran’da bunlar hiç yok" diyerek kendi görüşlerinin de bu "90 maddenin Kur' an' da yok" olduğunu kabul eder şekilde başlık atarak alıntı yapmıştır. Bir seneye yakın zamandır itiraz edilmemiş(internette itiraz yazılarına baktım. Yok.) bu yazının Âyet' lere ters düşenlerine itiraz edilmemesi, yukarıda [5. Maide Sûresi 63. Âyet- i Kerîme(119. Sayfa)]' de bildirildiği üzere, gerçek dindarlara ve din bilginlerine bu itirazı yapma yetkisini, Allah bu Âyet' i ile, vermektedir.

           Bu konunun, konusuna hâkim, tarafsız uzmanlarca detaylı olarak ele alınıp; araştırılması gerekir. Televizyonların bu konuda açık oturumlar tertip ederek; eğri/ doğru olanın ortaya konulması, Müslüman bir memlekette mutlaka yapılması gereken çalışmalardandır. Şu an, kasıtlı/ kasıtsız yapılan hatalı maddelerin sıralanması; Âyet' lere aykırılıklarının yazılması âcilen gereklidir. Zira bu 90 madde, internet ortamında, sosyal medyada dolaşan maddeler manzumesindendir.

           Bunlar baz alınarak düzeltilmesinde fayda olduğu için, alıntı yaparak bu 90 maddeyi çıkaran şahsın yaptığı hata/ yanlış/ yönlendirme cümleleri varsa; onların tashihini de yetkili kimseler, sonradan yapabileceklerdir.

           "KUR' AN' DA NELER YOK"

           *1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok

           RABB' İNİN SENİ BİR MAKAM- I MAHMUD' A(ŞEFAAT MAKAMINA) GÖNDERMESİ KESİNDİR:
           17. İsrâ Sûresi 79. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):
           “79. Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.”

           İsrâ Sûresi' nin 79. Âyet' i açık olarak, "Makam- ı Mahmud(Şefaat Makamı' na)' a göndermesi kesindir" demek sûretiyle, Muhammed Aleyhisslâm' a şefaat yetkisinin verildiğinin ispatı mahiyetindedir. Allah' ın Peygamber' i Muhammed' i şefaat makamına ulaştırması kesin olduğuna göre, Hazreti Muhammed' in Makam- ı Mahmud' a ulaştığını, şefaat edebilecek bir makamda olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, Peygamber' imiz için, "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" demenin yanlışlığını, Âyet- i Kerîme ortaya koymuştur.

           Diğer taraftan Makam- ı Mahmud' a ulaşabilecek olan kullarına, Allah' ın, şefaat yetkisini verip vermemesini biz insanlar değerlendirme yetkisine sahip  değiliz. Olamayız da. En doğruyu bilen Allah' tır. Allah' a, "şu kimselere şefaat yetkisi ver; şu kimselere yetki verme" demek, hiç kimsenin haddine değildir. Yanlış hüküm vermekten Allah' a sığınırız.

           RAHMÂN' IN KENDİSİNE İZİN VERDİĞİ VE SÖZÜNDEN HOŞNUT OLDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASININ ŞEFAATI FAYDA VERMEZ:
           20. Tâhâ Sûresi 109. Âyet- i Kerîme(320. Sayfa):

           Bu Âyet- i Kerîme' de, Peygamber' lerinden başka bir kısım kullarına da, şefaat etme yetkisi vermiştir ki, "kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez" demiştir. Burada kendisine şefaat izni verilenlerden başkasının şefaat etmesinin kıymetinin olmadığı bildirilmektedir ki, yukarıda şefaat yetkisinin ancak Allah' ta olduğunu, kullarının, "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" deme durumunda olamayacakları açıkça bildirilmektedir.

           Allah dilerse tüm takva sahibi kullarından istediklerine şefaat etme yetkisini verebileceğini açıkça belirtmiştir. Bunlar tasavvuf ehli kimseler de olabilir; Allah' ın sevdiği, insanların bilmedikleri kulları da olabilir. Bizler bu konuda hüküm verme yetkisine sahip değiliz. Bu yetkinin sadece Allah' a ait olduğunu bilmemiz yeterlidir. Ayrıca:

           KIYAMET GÜNÜ, YÜREKLER GIRTLAKLARA DAYANMIŞTIR,
YUTKUNUP DURURLAR. ZÂLİMLER İÇİN NE SIĞINILACAK BİR DOST, NE DE SÖZÜ DİNLENECEK BİR ŞEFAATÇİ VARDIR:

           40. Mü’ min Sûresi 18. Âyet- i Kerîme(470. Sayfa):
           "18. Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi."

           Burada da sözü dinlenecek şefaatçilerin bulunduğu açıkça bildirilmektedir.

           ONLARIN TAPTIKLARI PUTLAR ŞEFAAT HAKKINA SAHİP DEĞİLLERDİR. ANCAK BİLEREK HAKKA ŞAHİTLİK EDENLER ŞEFAAT EDEBİLİR:
           43. Zuhruf Sûresi 86. Âyet- i Kerîme(496. Sayfa):
           "86. Onların Allah’ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir."


           Bu Âyet' te de, bilerek Hakk' a şahitlik edenlerin şefaat edebilecekleri bildirildiğine göre, Peygamber' imiz Hazreti Muhammed Mustafa' dan daha fazla Hakk' a şahitlik edebilecek bir kul var mıdır? Peygamber' e şefaat yetkisi verildiğinin sağlam delillerinden olan bu Âyet' ten sonra da "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" diyebilir misiniz? Hakkı teslim etmek de bir erdem' dir.

           Şefaat edebilecek olanlardan, gıyablarında özür dilenmesi en güzel meziyettir. Kul elini açıp, Allah' tan bağışlanma dilerse, Allah tövbeleri kabul edicidir. Araya kimsenin girmesine, İslâm' da gerek yoktur. Araya sokuşturulacak kimseleri kabul edenlerin cehâletleri/ bilmezlikleri/ gafletleridir diyebiliriz. İslâmiyet' in, şu anda var olan, diğer dinlere göre en güzel ve üstün tarafı da, bu kuraldır. Ellerinizi açın ve sadece ve sadece Allah' tan isteyiniz. Lütfen!

           GÖKLERDE NİCE MELEKLER VAR Kİ, ALLAH' IN DİLEYİP RÂZI OLDUĞUNA İZİN VERMEDEN ÖNCE, ONLARIN ŞEFAATLARI HİÇBİR İŞE YARAMAZ:
           53. Necm Sûresi 26. Âyet- i Kerîme(527. Sayfa):
           "26. Göklerde nice melek var ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiçbir işe yaramaz."

           Bu Âyet' te de Allah, Melek' lere şefaat etme yetkisi veriyor. Ancak Allah' ın dileyip râzı olduğuna izin vermeden önce, Melek' lerin şefaatları hiçbir işe yaramamaktadır. Demek ki, Allah önce dileyecek; izin verecek ki, Melekler şefaat edebilsinler. Bu şefaat etme yetkisini Allah' ın kullandığının delilidir.

           *2-) Mehdinin geleceği yok
           *3-) Kabir hayatı, kabir azabı yok
[/b]


*4-) Miraç yok.

           Mİ’ RAÇ' TA, HAZRETİ MUHAMMED’ İ MESCİD- İ HARAM’ DAN MESCİD- İ AKSÂ’ YA GÖTÜREN ALLAH’ TIR:
           17. İsrâ Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(283. Sayfa):
           “1. Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.”

           Allah, Kulu ve Resûlü Muhammed’ i, “Mescid- i Haram’ dan Mescid- i Aksa’ ya götürdüm” demişse; hiç kimse bu götürme konusunda şöyle mi gitti, böyle mi gitti; rüyada mı gitti, uyanıkken mi gitti diyemez. Allah(c.c.) götürdüm demişse, inananlar için, “götürmüştür” demek gerekir. Başka anlamlara çekmeye kalkışılamaz.

           Burada akıllarına takılan, “Kulu Muhammed'i geceleyin” ifadesi ile, “gece götürüldü ise, rüyadadır” anlamını çıkaranlar, Allah’ ın gücünü, kudretini küçümsemektedirler. Bunun gafletinden kurtulmaları gerekir. Zira Allah her şeye Kâdir’ dir. “…Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” demek suretiyle de, bu götürme işlemine gücünün yeteceğini belirtmiştir. Bu söz karşısında, hâlâ cismen gidip gitmediğini tartışmaya kalkanlar, Allah' ın gücünü anlamamışlardır. İşte iki Âyet- i Kerîme:

           ALLAH, GÖKLERİ YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ 6 GÜNDE YARATMIŞTIR.
           25. Furkan Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(366. Sayfa):
           “59. Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.”

           GÖKLER, YER VE İKİSİ ARASINDAKİLER 6 GÜNDE YARATILDI. ALLAH’ A HİÇ BİR YORGUNLUK DA DOKUNMADI:
           50. Kâf Sûresi 38. Âyet- i Kerîme(521. Sayfa):
           “38. Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.”

           İSRÂ GECESİ PEYGAMBER' E AÇIKÇA GÖSTERİLEN TEMÂŞÂ:
           17. İsrâ Sûresi 60. Âyet- i Kerîme(289. Sayfa):
           “60. Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor." demek suretiyle, Sidre- tül Münteha' ya ve ondan sonrasına kadar olan seyahatinde, Peygamberimize gösterdiği güzellikleri, “açıkça” gösterdiğini belirtmiştir. Bu da, Miraç hâdisesinin cismen vuku bulduğunu ispatlar. Allah' ın buna gücü yeter. Bu husus, tartışmaya, gerek dahi duyulmayacak kadar açıktır. Zira imanın gereği:

           GÖRÜNMEDİĞİ HALDE ALLAH’ TAN KORKAN VE İNANAN KİMSE İMAN ETMİŞ DEMEKTİR:
           36. Yâsin Sûresi 11. Âyet- i Kerîme(441. Sayfa):
           “11. Sen ancak Kur’ân’a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.” görünmediği halde Allah' a inanan kimsenin Âyet' lerle sabit olan konularda, enaniyetleri ile hareket ederek, yanlışlara sapmaması gerekir.

*5-) Kadercilik yok

           BİR YAPRAK DÜŞMEZ Kİ, ONU ALLAH BİLMESİN(DÜŞEN HER YAPRAĞI BİLEN  ALLAH' TIR):
           6. En’ âm Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(135. Sayfa):
           "59. Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan Kitap’ta bulunmasın."

           Bu Âyet, "kader" i o kadar güzel izah eder ki, anlayana "sivrisinek sazdır" desek yeridir. Zira, Allah, düşen bir yaprağın bilgisine dahi sahipken; yarattığı ins ü cinnin( insanlar ve cinlerin) yaptıklarının bilgilerine sahip olmaması düşünülebilir mi? Asla düşünülemez. Zira Allah:

           LEVH- İ MAHFUZ/ APAÇIK KİTAP:
           10. Yunus Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(216. Sayfa):
           “61- Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.” demektedir.

           Bu Âyet' inde, Allah yarattığı her canlının bilgisine sahip olduğunu, yaptıkları bütün işlerinin Levh- i Mahfuz' da(Apaçık bir Kitap' da; Açık bir Kütük' de; İmam- ı Mübin' de; Açık bir Kitap' da; Ana Kitap' da) saklı olduğunu, Kur'ân' ın çeşitli Âyet' lerinde, bu ifadelerle bildirmektedir. Bu Âyet' den, insanların hayatları boyunca işlediği tüm fiillerinin hesabının tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgilerin, insanların yaratılmasıyla, "...Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır." demek suretiyle, Levh- i Mahfuz" da , insanların KADER HÜCRELERİ' nde, yaşamları boyu yaptıklarının kayıtları tutulmaktadır. Tutulan bu kayıtlar, insanların KADER' i olarak tecelli eder.

           Bunun inkâr edilmesi mümkün olmadığına göre, "kadercilik yok" demek, tüm bu Âyet' lere aykırı olacağından, insanı küfre sürükleyen bir ifade olmaktan öte geçemez.

           *6-) Recm cezası yok
           *7-) Hac ayları 4 aydır, dileyen 2 günde dileyen daha fazla günde işini bitirir ve döner. 10 günlük hac süresi yok
           *8-) Hac’da şeytan taşlama, hacer’ül esved taşına el yüz sürme yok
           *9-) Mezhepler yok
           *10-) Altın/ipek erkeğe haramdır, yok
           *11-) Bir şeyhe veya tarikata bağlanma yok


*12-) Kıyamet alametleri yok

           DAĞLARIN YÜRÜMESİ VE YERYÜZÜNÜN ÇIRILÇIPLAK KALMASI KIYAMET ALÂMETLERİNDENDİR:
           18. Kehf Sûresi 47. Âyet- i Kerîme(300. Sayfa):
           "47. O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız."

           Bu Âyet- i Kerîme' de dağların yürütülmesi ve yeryüzünün çırılçıplak bırakılması Kıyamet alâmetlerindendir.

           KIYAMET ÖNCESİNDE YE' CUC VE ME' CUC KAVMİ ÇIKACAKTIR:
           18. Kehf Sûresi 99. Âyet- i Kerîme(305. Sayfa):
           "99. Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır."

           Kıyamet günü Ye' cuc ve Me' cuc kavminin çıkması Kıyâmet Alâmetlerindendir.
       
           İSÂ ALEYHİSSELÂM’ IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
           43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(495. Sayfa):
           "61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur."

          Bu Âyet' te de Kıyamet alâmetlerinden biri verilmektedir. İsâ Aleyhisselâm' ın gelmesi bu Âyet ile haktır, gerçektir. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. "12-) Kıyamet alametleri yok" diyebilmek için bu Âyet' in inkâr edilmesi gerekir. İnkâr edecek kimse de, kendisine ben Müslüman' ım diyebilecek midir? Tövbe yolu açıktır. Vakti geçmeden tövbe ederseniz kurtulursunuz. Hatırlatmak bir Müslüman olarak görevimizdir.

*13-) Erkekkadın sünnet olmak yok

           İnternet ortamında sünnetin faydalarından bahseden doktorlarla, sünnet olmanın kesinlikle yanlış olduğunu bildiren doktorlar  bulunabilmektedir. Sünnet olan erkeklerde, kanser riskinin azlığına dikkat çekenlere inanmanın neticesi olarak, sünnetli topluluklarda kanser riskinin daha az olduğunun tespit edilebildiği de bir gerçektir.

           *14-) Hayızlı/lohusa kadınlara ibadet yasağı yok

*15-) Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok

           İMAN EDENLER İÇİN, KUR’ AN ÂYETLERİ, BİR ŞİFA VE RAHMET KAYNAĞIDIR:
           17. İsrâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):

           Kur' ân- ı Kerîm' i okumanın şifa ve rahmet kaynağı olduğunu söyleyen Allah' tır. Şifa için okuyun; rahmet için okuyun anlamlarına gelen bu Âyet' i, "sevap için okumak yok" diyerek, Müslüman' ları Kur' an okumaktan alıkoymak anlamına gelecek bu cümlenin:

           "Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok." demek yerine;
           "Kur' an' ın anlayarak okunması şifa ve rahmet kaynağıdır" denmesi, Allah' ın rızasına daha uygun olurdu. Anlayarak okunan Kur' ân, hem şifa, hem rahmet, hem de sevap kaynağıdır.

           KUR’ AN’ DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ:
           43. Zuhruf Sûresi 44. Âyet- i Kerîme(493. Sayfa):
           "44. Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz."

           Burada bildirildiği üzere yukarıdaki 17. İsrâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa)' de  şifâ ve rahmet kaynağı olmasının hikmetine, bu Âyet' in Kur' andan sorguya çekileceksiniz bilgisi de eklenince, "Ben Müslüman" ım diyen kimselerin, Kur' an'dan sorguya çekilirken yanlarında ne bir ana, ne bir baba, ne bir hoca, ne de bir şeyh v.s. bulunmayacaktır. Herkes kendi imtihanını verecektir. "Onlara yardım da olunmayacaktır." Bu durumda, her Müslüman' ın Kur' ân- ı Kerîmi anlayarak okuması, Âyet çerçevesinde şarttır. Zira imtihanı vermek için çalışmak esastır.

           Atatürk' ün emriyle kurulan, "Diyanet İşleri Başkanlığı" 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin yerine kurulmuş olup; İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

           O zamandan bu zamana kadar geçen süre içerinde, böyle bir kurumun varlığına rağmen, hâlâ Kur' an' ın okunmasının esasları yerleştirilememiş; insanlar anlayarak mı okusun, anlamadan mı okusun tartışmaları sürerken, bu işin başında olan teşkilâtın, bu Âyet' ler çerçevesinde:

           "İMAN EDENLER İÇİN, KUR’ AN ÂYETLERİ, BİR ŞİFA VE RAHMET KAYNAĞIDIR." ve

           "KUR’ AN’ DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ." Âyet' leri konusunda, Müslümanlar, bilinçlendirilip; Kur! ân' ı anlayarak okuyabilenler olarak topluma kazandırılmış olsalardı, şimdiki toplumumuzda süregelen cinâyetler, dolandırıcılıklar, hrsızlıklar, uğursuzluklar, namussuzluklar, yolsuzluklar, rüşvetler, adam kayırmalar, torpiller, siyâsî ayak oyunları ve daha bir çok kangren davranışlar kalır mıydı? Kalmazdı. O halde kendinize geliniz lütfen!

           "YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU."
           96. Alâk Sûresi 1.2.3.4.5. Âyet- i Kerîmeler(599. Sayfa):

           Âyet- i Kerîme'sinde Allah' ın ilk emri "OKU" dur. Bunun üzerine, aklı başında, bilen, okuyup okuduğu ile amel eden hangi Mü' min kişi kalkıp da:   

           "Beni okutmadılar. Câhil kaldım diyebilir? Diyemez. Zira elinde ki 1500 liralık android cep telefonundan Google' a girip "ara" derse, karşısına, en iyi öğretmenlere taş çıkaracak kadar okuyup yazmayı öğretebilecek onlarca, yüzlerce, hatta binlerce site çıkar. Aç. Oku. Sana "Oku" diyen Allah' tır. Allah' ın emrine rağmen okumadı isen, senin bileceğin iştir. "Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz" uyarısını yapan da Allah' tır.

           Sözün kısası, "Kur'an' ı Kerîm' i okuma" diyen bir tek Allah' ın kulu var mıdır? Var ise, cezasını verecek makam bellidir. Allah' ın, "neden okumalarına engel oldun" demeyeceğini zanneden gafil var mıdır? Aklı başında bir insan da, hiç kimseye, ama hiç kimseye Kur' ân- ı Kerîm' i anlamadan oku demez. Diyemez. Neticesini bilmiyorsa; Kur' ân'- ı Kerîm' in ilgili Âyet' lerine bakar.
"Oku" emri ile birlikte; Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz." Âyet' ini de hatırından çıkarmaması gerekir.

*16-) Ölüye Kuran okumak, sevap transferi yapmak yok

           KUR’ AN ALLAH TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR:
           46. Ahkâf Sûresi 2.3. Âyet- i Kerîmeler(503. Sayfa):

           KUR' AN ALLAH' TAN BAŞKASI TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLSAYDI MUTLAKA ONDA BİRÇOK ÇELİŞKİLER BULURLARDI:
           4. Nisâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(92. Sayfa):

           KUR’ AN ALLAH’ TAN KORKAN KİMSE İÇİN BİR ÖĞÜTTÜR:
           20. Tâhâ Sûresi 2.3. Âyet- i Kerîme(313. Sayfa):

           KUR' AN GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNÜP ANLAMAYA ÇALIŞMAK İÇİN NÂZİL OLMUŞTUR:
           4. Nisâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(92. Sayfa):

           Bu Âyet' i Kerîme' lerin açık ifadesinden sonra, söyleyebileceğimiz, hâlâ anlamını bilmeden okuyanların kendi yanlışlarıdır, diyebiliriz. Zira "Oku" emri ilk Âyet olarak indirildiğinde, bütün insanların bu Âyet' in gereği olarak, okumaya önem vermeleri, okumayanların İslâm ülkelerinde hiç bulunmaması gerekirdi. Allah' ın "Oku" emrine uymayanların:

           "Anam/ babam beni câhil bıraktı" demeye hakları yoktur. Hele bu zamanda, ellerinde 1500 liralık android cep telefonları varken, internetten en câhil insanın okumayı öğrenmesi en fazla bir iki hafta sürer ki; hiç kimse çeşitli bahaneler bularak, "câhil bırakıldım" deme hakkına sahip değildir. "İkra" Oku emrine uymayanların bilecekleri bir iştir. Hesap günü bu durumlarının önlerine konulmayacaklarını mı zannederler?

           KUR' AN HİDAYET REHBERİ' DİR:
           2. Bakara Sûresi 38. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           KUR’ AN KENDİNDEN ÖNCEKİLERİ TASDİK EDEN BİR KİTAP’ TIR:
           46. Ahkâf Sûresi 12. Âyet- i Kerîme(504. Sayfa):

           KUR' AN, KENDİSİNDEN ÖNCEKİ TEVRAT VE İNCİL' İ TASDİK EDİP DOĞRULAYAN BİR KİTAP' TIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 3. ve 4. Âyet- i Kerîmeler(51. Sayfa):

           KUR' AN KÖTÜLÜKTEN KORUNACAKLAR(MUTTAKİLER) İÇİN HİDAYETTİR:
           2. Bakara Sûresi 2. Âyet- i Kerîme(3. Sayfa ):

           KUR’ AN, PEYGAMBER İÇİN DE, KAVMİ İÇİN DE BİR ÖĞÜTTÜR:
           43. Zuhruf Sûresi 44. Âyet- i Kerîme(493. Sayfa):

           KUR’ AN’ DA İNSANLAR İÇİN HER TÜRLÜSÜNDEN TEMSİL VARDIR:
           39. Zümer Sûresi 27. Âyet- i Kerîme(462. Sayfa):

           KUR’ AN’ DAN SİZE NE KOLAY GELİRSE OKUYUN:
           73. Müzzemmil Sûresi 20. Âyet- i Kerîme(576. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ:
           56. Vâkıa Sûresi 77.78.79.80.81. Âyet- i Kerîmeler(538. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM, MÜMİNLER İÇİN HİDÂYET REHBERİ VE MÜJDECİDİR:
           27. Neml Sûresi 1.2.3. Âyet- i Kerîmeler(378. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ İ ALLAH KORUMAKTADIR:
           15. Hicr Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(263. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ İN BİR MÛCİZESİ OLARAK, İSRAİLOĞULLARININ İKİNCİ FESATLARINI ÇIKARMALARINA İŞARET EDİLMİŞTİR:
           17. İsrâ Sûresi 4.5.6.7.8. Âyet- i Kerîmeler(283- 284. Sayfalar):

           KUR’ AN OKUMAK İÇİN EUZÜ BESMELE İLE BAŞLA:
           16. Nahl Sûresi 98. Âyet- i Kerîme(279. Sayfa):

           KUR' AN  YAHUDİLER' İN DE KİTABIDIR:
           2. Bakara Sûresi 41. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           Bu kadar Âyet' ten sonra, "Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz" diyen Âyet' in hükmüne uyanlara, anlamadan okuyun diyen hiçbir Âyet de bulunmadığına göre, Kur' an' ın okunması, biz okuyanların faydalanması içindir. Elbette "sevap transferi yapıyorum diye" okuyan bir Mü' min göremezsiniz. "Sevap transferi yapıyorum" diyenin kendi yanlışı olarak düşünülmelidir. Zira Allah:

           HERKESİN KAZANDIĞI KENDİSİNE AİTTİR.
           6. En’ âm Sûresi 164. Âyet- i Kerîme(151. Sayfa):

           HERKES KENDİ GÜNAH YÜKÜNÜ TAŞIR; BAŞKASININ GÜNAH YÜKÜNÜ TAŞIMAZ:
           6. En’ âm Sûresi 164. Âyet- i Kerîme(151. Sayfa):
           “164- De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.”

           HERKES KENDİ GÜNAHINDAN SORUMLUDUR:
           34. Sebe’ Sûresi 25. Âyet- i Kerîme(432. Sayfa):
           “25. De ki: «Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.» demek  suretiyle, insanların hiçbir bahaneye sığınmadan, Kur' an' ı anlayarak okumalarının önünde engel bulunmamaktadır. Tek engel, kendi yanlışları/ tembellikleri/ boş vermişlikleri olmaktadır.

           *17-) Bir insandan tevbe almak vermek, rabıta yapmak, dönmek, kafa sallamak yok
           *18)- İnfakta/zekatta kırkta bir yok. Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/samimiyetin/takvan oranında verirsin


           İHTİYAÇTAN FAZLASINI İNFAK EDİN:
           2. Bakara Sûresi 219. Âyet- i Kerîme(35. Sayfa):
           “219- Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.”

           Bu Âyet' te ihtiyaçtan fazlası derken, Güner Akca' nın "Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/ samimiyetin/ takvan oranında verirsin" cümlesi Âyet' in ruhuna çok uygundur.

           İnsan ihtiyaçlarını bilen varlıktır. İnsanların ihtiyaçlarının ötesinde mal, para v.s. sinin olması durumunda diğer yoksul insanları düşünmesi için, bu Âyet' in muhatabı olarak, fazla mal/ paramızı ihtiyacı olanlara infak etmemiz gerekmektedir. Gerçekten bir yıl bekleyen malın zekâtı gibi bir kural bu Âyet' in ruhuna aykırıdır. Bir konferansta bir din adamı "kazancınız olan maaşlarınızdan, % 5 oranında zekâtınızı vermeniz gerekir" demişti. Bu ifade 2/ 219. Âyet' in "...İhtiyaçtan fazlasını infak edin..." ifadesi, yoksulların hakkı olarak düşünülmeli ve fazla mal/ para yoksullara verilmelidir. Allah bir çok Âyet' lerinde "saçıp savurmayın" ikazında bulunmaktadır. Bu infakın sınırları, Müslüman' ın gönlündeki Âyet' lere uymak için birebirdir. İstediği kadar infak edemez. Sınır, kendi ve aile fertlerinin ihtiyaçlarının da hesaplanması suretiyle belirlenir.

           *19-) Erkeğin kişisel üstünlüğü, kadının erkeğe itaati yok. Sorgusuz itaat Allah’adır.

*20-) Evliya(Allah dostu), keramet sahibi yok

           Böyle bir kural ortaya koyduğunuz takdirde, tasavvufu inkâr etmiş olmuyor musunuz? Ahmed Yesevî' ler, Yunus Emre' ler, Mevlâna' lar, Edeb Ali' ler, Şems- i Tebrîzi' ler inkâr edilmiş olmuyor mu? Bu insanların sırf Allah aşkı ile yıllarca irşad görevini yapmaları, nefislerini terbiye etmek için didinmeleri boş faaliyetler miydi?

           Bunları yazarken, İslâm' ın bayraktarlığını yapmış, örnek insan olarak, dünyanın takdirini kazanmış bu kimselerin emeklerinin hiçbir değerinin olmaması hangi akla mantığa sığar? Bu insanların Allah' a bağlılıklarını tartacak hiç kimse yoktur. Olamaz da. Zira ömürleri Kur' ân- ı Kerîm' e hizmet ile geçmiş bu insanlar hakkında "Evliya(Allah Dostu) keramet sahibi yok" diyebilmek için:

           ALLAH YERİNE KARAR VERME YETKİSİNE SAHİP OLUNMASI GEREKİR. BÖYLE YETKİLİ KİMSELER YOKTUR. TÜM YETKİLER ALLAH' INDIR.

           Allah, kendisine dost seçmek için, hiç kimseye muhtaç değildir. Kendi dostlarını kendi seçer. Hiç kimseye dostlarını seçme yetkisini vermemiştir. Allah' ın kendisinde olan "dost seçme" yetkisini, ölümlü yazar, çizer, profesör, din adamı, hacı, hoca, evliyâ, şeyh, seyyid, adlarında karşımıza çıkan hiç kimseye bırakmaz. Bunların hiç biri bu yetkiye sahip değildir. Olamaz da. İnsanların hadlerini bilmeleri en güzel meziyetlerden biridir. Haddini bilmek İslâmın temel taşlarındandır. Bu temel taşları yıkmayınız. Lütfen!

*21-) Mevlit yok

           Süleyman Çelebi' nin yazdığı, Mevlîd- i Şerif, bilindiği üzere, edebî bir üslupla, Hazreti Muhammed' i doğumundan vefatına kadar bütün halleriyle anlattığı bir şiirdir. Bunun terennüm edilmesi, insanların, Peygamber' imizin yaşantısındaki güzelliklerinin ortaya konulması açısından, önem arz eder. Ancak:

           Mevlid' lerin, bir kısım fırsatçıların para kaynağı olarak görülmesi, akla da mantığa da, Allah' ın Kitab' ı Kur' an' a da aykırıdır. Kabul edilemez. Zira Allah Kitap ehlinin para karşılığında Kutsal Kitaptan bir şeyleri gizleyip para alanlar konusunda:

           ALLAH' IN İNDİRDİĞİ KİTAP' TAN BİR ŞEYİ GİZLEYİP DE BUNUNLA BİRAZ PARA ALANLAR GERÇEKTEN KARINLARI DOLUSU ATEŞTEN BAŞKA BİR ŞEY YEMEZLER:
           2. Bakara Sûresi 174. Âyet- i Kerîme(27. Sayfa): 

           Bu Âyet'in hikmetine eşdeğer olarak, Kur' ân' ın para karşılığı okunması da yanlış hareket tarzlarındandır. Bu Âyet ile Kur' an okunmasından maddî menfaat temininin önü kesilmiştir. Aksi takdirde aldıkları para onlar için "karınları dolusu ateş" olarak geri dönecektir.

*22-) Salavat yok

           ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER:
           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):

           İMAN EDENLER! PEYGAMBER’ E TESLİMİYETLE SALÂT VE SELÂM EDİN:
           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):
           “56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”

           Salâvat: "Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed" demektir ki, bu Âyet' te çok açık olarak "ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER" demek suretiyle Hazreti Muhammed' i yücelttiği, bir gerçek olarak Âyet' le tescilli iken; "salavat yok" diyebilen kimselerin, Allah' a havale edilmelerinden başka, benim de söyleyecek hiçbir sözüm yoktur. Devamında "Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.” diyen Allah, Resûlü ve kulu Muhammed' i övgüye lâyık gördüğü için, bu güzelliği bizlere de bahşetmiştir. Allah dilimizden salavatı eksik etmesin.

*23-) Sünnet namaz zorunluluğu yok

           NAMAZ KILIN, ZEKÂT VERİN, ALLAH' A SARILIN:
           22. Hacc Sûresi 78. Âyet- i Kerîme(342. Sayfa):

           NAMAZ KILMAYA KALKTIĞINIZDA:
           1. YÜZLERİNİZİ,
           2. DİRSEKLERE KADAR ELLERİNİZİ YIKAYIN,
           3. BAŞLARINIZI MESHEDİN,
           4. İKİ TOPUĞA KADAR DA AYAKLARINIZI YIKAYIN:

           5. Maide Sûresi 6. Âyet- i Kerîme(109. Sayfa):

           NAMAZ, MÜ’ MİNLERE BELİRLİ VAKİTLERDE YAZILI BİR FARZDIR:
           4. Nisâ Sûresi 103. Âyet- i Kerîme(96. Sayfa):

           NAMAZDA SESİNİ PEK YÜKSELTME, ÇOK DA GİZLİ OKUMA, ORTA YOLU SEÇ:
           17. İsrâ Sûresi 110. Âyet- i Kerîme(294. Sayfa):

           NAMAZI DOSDOĞRU KILIN:
           2. Bakara Sûresi 43. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           NAMAZI HAKKIYLA KILMAYA BAKIN VE ZEKÂTI VERİN:
           2. Bakara Sûresi 110. Âyet- i Kerîme(18. Sayfa):

           NAMAZI SAVAŞ SONRASI RÜKÜNLERİ İLE KILMANIN FARZİYETİ:
           4. Nisâ Sûresi 103. Âyet- i Kerîme(96. Sayfa):

           NAMAZLA YARDIM İSTEME, ALLAH' A SAYGILI OLANLARDAN BAŞKASINA AĞIR GELİR:
           2. Bakara Sûresi 45. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           Namaz kılmanın farziyyetini bu Âyet' ler ile kesin olarak kabul ettik. Ancak Peygamber' imiz Hazreti Muhammed' in zamanında, farz ve vâcip namazlar kılındıktan sonra, farz namazlarla birlikte Peygamber' imizin kıldığı sünnet namazlarını yok saymak, hangi takvaya sığar ki? Peygamber' imizin kıldığı sünnet namazlarını, Allah dileseydi, Cebrâil vasıtasıyla, "sünnet namaz yok, farz kıldıklarından fazla kılamazsınız" diye bir Âyet' le bildiremez miydi? Bildirmediğine göre, Peygamber'imizin sünnet namazları Allah tarafından kabul edilmiş demektir. Aksini söylemek kimin haddine?

           Peygamber' imizin yolundan giden Mü' min' lerin hiçbiri, "Sünnet namazlar Kur' an' da yok" demek suretiyle, Peygamber' imizin kıldığı/ kıldırdığı sünneti olan namazlarını "yok" sayamazlar. Sünnet namaz Kur' an' da "yok" demek suretiyle, Müslüman' ların ibadetlerine engel olmaya kalkmak hangi insafa sığar. Sünnet namazların fazlalık olarak görülmesi mi amaçlanmaktadır. Anlaşılacak gibi değildir.

           Allah' ın vermiş olduğu bu kadar nimete karşılık, farz kıldığı namazların 24 saat içerisinde, toplam vâcip namaz ile birlikte 20 rekât olan namazların abdesti, kılınması ve hazırlıkları için toplam ayırdığımız vakit, 20- 30/ 60 dakikayı geçmez. Peygamber' imizin ilâve ettiği sünnet namazları ise, toplamda 20 rekât olduğuna göre 20- 30/ 60 dakikada bunlar için vaktimizi harcasak; bir günde toplam 1/ 2 saatlik namaz ibadeti ile meşgul oluruz ki, hiçbir Mü' min kimse bundan ne sıkılır, ne de kılmamazlık eder. Allah' ın verdiği nimetler yanında, Allah' ın:

           NAMAZI DOSDOĞRU KILIN:
           2. Bakara Sûresi 43. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):
           "43. Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin." emri ile kıldığımız namazlar, çok az zamanımızı almaktadır. Verdiği bunca nimetler karşılığında kullarından istediği 24 saatte 1/ 2 saatlik ibadet çok geliyorsa, kendimize sormamız gerekir:

           Bir dakika verdiği nefesi kesseydi; ne yapardık?
           Verdiği suyu 5 gün bulamasa idik; tüm insanlık bitmez miydi?
           Sağlığımızın bir an alınmasını düşünmek bile istemeyiz.
           O halde Allah' ın istediği 1/ 2 saatlik ibadet için, Peygamber' imizin, Allah' ın farzlarının yanında kıldığı sünnet namazları için harcayacağımız yaklaşık 1 saatlik zamanı, nasıl fazlalık olarak görürüz. Bu Peygamber sevgisi ile bağdaşabilir mi? Peygamber' i sevenlerden sünnetlerden vazgeçilmesini istemek yanlışların en büyüğüdür. Böyle bir yanlışa, hiç kimse tevessül etmemelidir. Şu hatıramı naklediyorum. Sene 1972, çalıştığım işyerinde bir mesai arkadaşım var. Tartışmalar dinî konulara geldiğinde, devamlı olarak:

           "5 vakit namaz çok fazla, 3 vakte indirilmelidir" der, dururdu. Bir gün dayanamadım:

           "Arkadaş, senin, bildiğim kadarıyla, vakit namazlarından geçtim; Cuma Namaz' larına bile gittiğini görmedim. Sen bırak bu 3 vakte indirme meselesini, namaz kılanlar bunu ileri sürsünler" dediğimde, diyecek hiç bir sözü olmadığı için, konu, orada kaldığım iki sene boyunca hiç açılmadı.

*24-) Arapça dua etmek ve arapça namaz kılma zorunluluğu yok

           Dünyanın hiçbir ülkesinde, Müslüman olan kimse' nin ben namazlarımı İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Hinduca, Urduca lisanım ile kılacağım dediği görülmemiştir. Ne hikmetse, sadece Türkiye' de bu konu gündemden hiç düşürülmemiştir. Düşürülmez de.

           Ey Müslüman! Bunda bir bit yeniği yok mudur? Şayet Müslümanlığa Türklerin geçtiği yaklaşık 1269 senedir, Muhammed(s.a.v.)' e indirilen şekli ile dualar Cuma vaazlarında Arapça okunsa da(ki bu okunanlar Âyet/ Hadis' lerin Arapça okunuşlarıdır), bütün camilerimizde, imamlar, hutbede bu Âyet ve Hadis' leri Türkçe açıklarlar. Namaz kılanlar sonunda, dualarını Türkçe yaparlar. Müslüman' ın kendi lisanında dua etmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

           "*23-) Sünnet namaz zorunluluğu yok" bahsinde belirttiğim gibi, namazın Türkçe dualarla bitirilmesinin önünde de engel yoktur. Hutbe öncesinde/ vaazlar öncesinde hocaların Arapça okudukları duaların sonrasında Türkçe vaazlar verilmekte, Mü' min' ler Türkçe olarak anlayacakları dilden öğütlerini dinleyebilmektedirler. Zira Allah duanızı mutlaka Arapça yapacaksınız diye hiçbir Mü' min' i zorlamaz. El açan kimse, istediği lisanla dua edebilir; Allah, tüm lisanları bilen, Bir ve Tek Mutlak Varlık' tır.

           *25-) Muska/büyü/nazar yok
           *26-) Cuma namazı sadece erkeklere farzdır diye birşey yok. İman eden her erkek ve bayanlara farzdır.


           CUMA GÜNÜ ALIŞVERİŞİ BIRAKIN, ALLAH’ I ANMAK ÜZERE, CUMA NAMAZI İÇİN KOŞUN:
           62. Cuma Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(555. Sayfa):

           Bu Âyet- i Kerîme' de ayrım yapılmamakta, alışveriş yapan herkesin Cuma Namazı için, alışverişi(genel anlamda işlerinizi) bırakın, Allah' ı anmak üzere, Cuma namazı için koşun demektedir. Erkek ya da kadın denilmediğine göre, herkesin erkek/ kadın Cuma Namazı için koşmaları bildirilmiştir.

*27-) Kölelik/cariyeliği teşvik yok

           Kur' ân' ın hiç bir yerinde, kölelik/ câriyeliğin teşviki söz konusu değildir. Zira İslâm' ın yeryüzüne gelmesinden sonraki zamanlarda, Müslüman' lar arasında kölelik, câriyelik kalmamıştır. Kalmış ise bilinsin ki, ancak o kimselerin(kölelik ve câriyelik müessesesine rıza gösterenlerin/ bunlardan para kazananların) kendi yanlışları' dır. Bu yanlış İslâmiyet' e mal edilemez. Allah Kur' an- ı Kerîm' inde:

           ALLAH, KASITLI YAPILAN YEMİNLERİNİZDEN SİZİ SORUMLU TUTAR. BOZULAN YEMİNİN KEFARETİ AİLENİZE YEDİRDİĞİNİZİN ORTALAMASINDAN ON YOKSULU YEDİRMEK VEYA GİYDİRMEK YAHUT DA BİR KÖLE AZAD ETMEKTİR. VERECEK BİR ŞEY BULAMAYAN ÜÇ GÜN ORUÇ TUTAR:
           5. Maide Sûresi 89. Âyet- i Kerîme(123. Sayfa):
           "89. Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz."

           Bu Âyet' te Allah, kasıtlı yapılan yeminlerden kullarını sorumlu tutmakta ve yeminin kefareti olarak, 10 yoksulu doyurmak/ giydirmek/ bir köle azad etmektir der ki, bu İslâm' ın köleliğe itibar etmediğinin, köleliğin kaldırılması için çeşitli fırsatların değerlendirilerek, köleliğin sonlandırılmasının gerektiğinin görüntüsünü verir.

           Peygamber' imiz zamanında, ki İslâm' ın ilk zamanlarıdır; 10 Müslüman' a okuma- yazma öğreten kölelerin hürriyetlerine kavuşturulacağı, azad edilecekleri kuralı, zannediyorum ve diyorum ki:

          Laf olsun diye böyle bir kural konulmamıştır. O halde İslâm' ı tenkit ederken, İslâm tarihinin de düzgün okunması gerekmektedir.


           Peygamber' imiz zamanında, ki İslâm' ın ilk zamanlarıdır; 10 Müslüman' a okuma- yazma öğreten kölelerin hürriyetlerine kavuşturulacağı, azad edilecekleri kuralı, zannediyorum ve diyorum ki:
 
          Laf olsun diye böyle bir kural konmamıştır. O halde İslâm' ı tenkit ederken, İslâm tarihinin de düzgün okunması gerekmektedir.

           *28-) Kadının uğursuzluğu, cenazeden uzak tutulması, sadece erkeğin cenaze namazı (duası) kılması yok. Cenaze namazı cenaze duasıdır.

*29-) Kaza namazı yok

           İnsanların vakit namazları, farzdır. Bu farzın herhangi bir sebeple yerine getirilememesi sonucu, kaza etmeleri söz konusu olmaktadır. Bir kimseye borçlu olan şahıs, borcunu ödemek zorundadır. Zamanında ödeyemezse, eninde sonunda ödemek zorunda olduğunun farkındadır, mutlaka ödemesi gerektiğini bilmektedir. Farz olan namazlarını, herhangi bir sebeple kaçıranların durumu da aynıdır.

           Allah' ın verdiği sonsuz nimetlere karşılık, kullarından istediği farzlardan biri olan namazların kılınamaması durumunda

(ki bir çok insanın ağır şartlarda çalıştıkları, bâzı yerlerde müsaade edilmediği durumların olduğu bir gerçektir. Örnek verirsek, güvenlikli bir yerde nöbet tutan kimsenin mesaisi, namazlarından bâzılarını kaçırmalarına sebep oluyorsa, özürlü anlamına gelirler ki, kaza etmeleri kaçınılmaz olur),

mutlaka ödemek zorunda olduklarının bilincinde olarak, insanlar namazlarının kazalarını kılmak isteyecektir. Farz olmakla birlikte, vakit namazlarını, her ne sebeple olursa olsun kaçırmaları, namazlarını vaktinde kılamamaları sonucunda, borçtan kurtulmak için, Rahman ve Rahîm olan Allah tarafından bir fırsat verildiğinin ifadesi olarak, kılınmasının gerektiği, din âlimleri tarafından konulmuş bir kaide olsa bile, doğrudur. Haktır. Gerçektir.

           Borçlu olan her hangi bir kimse borcunu ödeyemez. Çaresiz kalmıştır. Bu durumda, aldığı para borç olmaktan çıktı, ödemeyeyim , diyebilir mi? Herkesin borcu olan farz namazları kılması, kaçırdı, kılamadı, velev ki tembellik etti de, sonra "benim Allah' ın farzına karşılık olmak üzere kılmam gereken namazımı neden kılmayayım" dedi ve kaza etti ise, kaza etmesinin ne mahsuru olur ki? Hiçbir mahsuru yoktur. Bu da kaza edilmesi gerektiğinin hak olduğu, borç ödenmesi için bir fırsat olduğu düşüncesini doğrulamaktadır.

           Böyle bir fırsatın kaçırılmasına, hiçbir dayanağınız olmadığı halde, "kaza namazları Kur' an' da yok" demenize karşılık, sâfiyâne niyetle kaza eden kulların, kazalarının önüne geçmeniz için bir Âyet' e dayandığınızı söyleyebilir misiniz? Hayır. Söyleyemezsiniz. O halde bırakınız Müslüman' ların kaza namazlarını kılmalarını, kılsınlar. Allah ile baş başa kaldıklarının ne mahsuru olabilir ki? Namazlarını kaza etmelerini önlemek üzere, ön ayak olmayı bırakınız lütfen! Mesuliyetli işlerde, Müslüman' ları kendi haline bırakınız. Zira dinimizin en güzel tarafı, ibadetlerimiz de bile, aracı olmayan tek din İslâm' dır. Hiç kimse kul ile Allah arasına girmediği, giremediği gibi sizlerde, lütfen araya girip, kaza edenlerin ibadetlerini engellemeyiniz.

           Diğer taraftan, kaza namazlarını kaldırdığınızda, insanlar çoğunlukla ibadetlerinde gevşeklik göstermekten geri durmazlar. Gevşerler. Kulların mayası buna müsaittir. Ancak zorunlu sebeplerle namazlarını vaktinde kılamayanların, mahzun olmamaları için, kaza namazlarının bir fırsat olduğunu da bilmemiz gerekir. 

*30-) Haremlik/selamlık şartı yok

           Yok dediğimiz zaman, 33. Ahzâb Sûresi, 53. Âyet' in ne anlama geldiğini açıklamak gerekmez mi?

           PEYGAMBER’ İN HANIMLARINA PERDE ARKASINDAN SORUN:
           33. Ahzâb Sûresi 53. Âyet- i Kerîme(426. Sayfa):
           “53…Hem O’nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah’a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.” demektedir. Bu Âyet ışığında, fitneye sebep olunmaması için Peygamber Hanımlarına sorulacak soruları, perde arkasından sorulması bildirilmiştir. Bildiren bir başkası değil; Allah' tır.

           *31-) Kadının sesi haramdır yok

*32-) Kutsal günler/kandiller yok. Sadece Kadir gecesi özeldir

           KADİR GECESİ BİN AYDAN HAYIRLIDIR:
           97. Kadr Sûresi 3. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
 
           KADİR GECESİNDE, MELEKLER VE RUH RABLERİNİN İZNİYLE, HER İŞ İÇİN İNERLER:
           97. Kadr Sûresi 4. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “4. Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.” 

           KADİR GECESİ TANYERİ AĞARINCAYA KADAR SÜREN BİR SELÂMETTİR:
           97. Kadr Sûresi 5. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “5. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.”

           Kur' an' da kutsal günlerin, kandillerin belirtilmesi söz konusu olamaz. Zira Allah, kullarına şunu kutlayın, bunu kutlayın Âyet' i göndermez. Göndermesi de gerekmez. Zira Mü min' ler kendileri, kutsal saydıkları gün ve gecelere kendiliklerinden yönelirler. Allah' a dua etmenin yanlışlığı nerededir ki, Kandilleri kutlamak yanlış olsun.

           Kadir gecesi, Kur' ân- ı Kerîm' in indirildiği bir gecedir. Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Bu gece ibadetlerin arttırıldığı, Allah' a bolca dua edilmesi ile, duaların kabul edilmesinin beklendiği bir gecedir. Bunu Âyet' in "Kadir Gece' si tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir" nitelemesinden anlamaktayız.

           Diğer Kandillerden Mevlüd Kandili Peygamber' imizin doğumunun kutlandığı bir gecedir. Bunu yok sayabilir misiniz? 80 yaşında ihtiyarın bile doğum günü yapılırken; Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hazreti Muhammed' in doğum gününün kutlanması hangi akla, mantığa aykırıdır ki; "*32-) Kutsal günler/kandiller yok." ifadesi ile, mübarek gün ve gecelerin yokluğu ileri sürülebilsin.

           *33-) Bazı ayetleri veya duaları belli sayıda okuyup üflemek ve bundan murad beklemek yok
           *34-) Sırat Köprüsü yok
           *35-) Kuranın saydığı haram yiyecekler dışında kalan yiyecekler kültürel, tercihler ve alışkanlıklar ile ilgili meselelerdir. Kafaya göre haram koymak yok.
           *36-) Erkeğin kadını dövme yetkisi yok.


*37-) Dua ederken el açmak, amin demek zorunluluğu yok

           Bırakınız zorunluluk olmasın. Tamam. Ancak kulların dua ederken el açmalarına engel bir Kur' an Âyet' i de bulunmadığına göre, gayeniz nedir? "Niçin el açıp Allah' a dua etmek sizlere yanlış geliyor. Niçin âmin demek size yanlış geliyor ki" demek de bizlerin hakkıdır. Sonra insanların Allah ile bir olmaları için el açmaları, sessizce duaya yönelmeleri, gözleri kapalı dualarını Allah' a sunmaları sizin derdiniz olmaması gerekir. İnsanların kendi tercihleridir. Siz demiyor musunuz? İnsanların tercihlerine müdahaleler, şu/ bu şekilde yapılmakta diye? O halde, sizin insanların ibadetlerine müdahale için, Allah' tan aldığınız bir berat mı var? Bunu söylerken, aynen bir kısım cemaatlerin/ tarikatlerin Müslümanları belli kalıplara sokmalarına kızıyorsanız, sizin bu müdahaleniz neden? Bırakınız kul ile Allah arasına girmeyi. Bırakınız istedikleri gibi Allah' a yönelsinler. Ne mahzuru var?

           Bırakınız, herkes bildiği gibi dua edip, "âmin" desin. Ne zorunuz var âmin sözü ile. Açıklayınız bilelim bari. Âyet yok dediğiniz bu konuda bir Âyet de siz ileri sürün lütfen!

*38-) Teravih namazı yok

           Aynı şekilde, teravih kılınamaz diye bir Âyet de olmadığına göre, "Teravih namazı kılmayınız" demekten de vazgeçiniz.

           Anlamadığım husus, çoğu maddelerde haklı olarak ileri sürdüğünüz, yanlışlardan dönmek üzere ikazlarınız; Kur' an' da olmayan hususlar konusunda Müslüman'ların aydınlatılması güzel olmakla birlikte, aynen bâzı grupların/ cemaatlerin/ tarikatların yaptıkları gibi insanların yapacakları "dualara", "dua için el açmalara", "dua sonlarında âmin demelere" sizlerin de takıntısı mı var acaba? Sizlerin de Müslüman' ların iradesine ambargo koymak üzere hareket ettiğinizi söylesek yanlış mı olur?

           Peygamber' imizin "dinde teferruata dalmayınız" Hadîs' ine uygun olarak; dinde teferruata dalmaktan vazgeçiniz. Kulun işine karışmak kimsenin görevi değildir. Sizler de aynı yanlışa düşüp:

           El açıp dua etme!
           Dua sonunda "âmin" deme!
           Teravih namazı kılma! Demeyiniz. Kur' An- ı Kerîm' in özüne müteallik olan hususlarda aydınlatmalara gidiniz lütfen!

*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok.

           Sağ el, sağ ayak meselesinin özüne inmeden, bu cümleyi kurabilmek, neden sorusunu sormamızı gerektirir. Neden?

           Sol el bilindiği gibi, tüm Müslüman' ların taharet yaptığı elidir. Bu sebeple, "sol el ile yemek yenmez; sağ el ile yenir" diye bir Âyet olmadığı halde, Müslümanlar,  sol ellerini taharette kullandıkları için, yemek yeme, yazı yazma, âletleri kullanma konusunda sağ ellerine ağırlık vermişlerdir. Ancak:

           İnsanlarımız, emperyalist devletlerin sol- sağ ayırımı tuzaklarına düştükleri ve bu sebeple, solcular, sağcılar olarak bölündükleri için, kutuplaşmanın başlangıç noktasını teşkil eden bu konuda da, karşıt görüşler ileri sürerek, birbirlerini sağcılıkla, solculukla suçlamalarına sebep olunmuştur. Bu emperyal çekişmelerin, zihinlerde kemikleşmiş sağcılık- solculuk ayrımını ortadan kaldırmak üzere "herkesin kendi düşüncesidir" demek suretiyle, çekişmelere hiç yer olmadığını ilân etmek, barışın temini için esas olsa gerektir. Bu çerçevede, "*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok." gibi bir cümleyi kurarak, "saçmalık" nitelemesiyle sunulması, yukarıda anlattığım çerçevede, bu konunun emperyel çekişmelere çanak tutmak anlamına geldiğini söylememiz de yadırganmamalıdır.

           KİTABI SAĞINDAN VERİLENLER HOŞNUT BİR HAYATTADIR:
           69. Hâkka Sûresi (19.- 21.) Âyet- i Kerîmeler(568. Sayfa):

           KİTABI SOL TARAFINDAN VERİLEN İSE DER Kİ: "KEŞKE KİTABIM VERİLMESEYDİ:
           69. Hâkka Sûresi (25.- 29.) Âyet- i Kerîmeler(568. Sayfa):

           Diğer taraftan Kur' an ifadesi olarak, Kıyamet' ten sonra mizan kurulup sevapların ve günahların durumuna göre, sevapları günahlarından fazla olanlara Levh- i Mahfuz' da saklı olan Kitap' ları sağ taraflarından, günahları fazla olanlara da sol taraflarından verileceği, Âyet- i Kerîme' de belirtilmiş olması sebebiyle, sağ taraftan/ sol taraftan Kitap' larının verilmesine de itiraz edilmemesi gereken bir husustur. Zira Allah bu ifadeyi kullanmış ise, kula düşen, bu olguyu kabul etmektir. Allah' ın sözü üzerine söz söyleme hakkı hiç kimseye verilmemiştir.

           Sonra çok önemli bir tespitimi de bildirmeden geçemeyeceğim. Sağcı solcu tartışması, madem ki, emperyal küreselcilerin ayrıştırma politikalarının neticesidir. O halde, sağcı solcu ifadeleri, ya da "sağ el, sağ ayak yok" diye dayatmak da, küreselcilerin değirmenine su taşımak olmaz mı? İnsafı olanlar düşünürler. Doğruyu bulurlar.

*40-) Her askerde veya savaşta ölenin şehit olması gibi birşey yok

           ŞEHİTLER ÖLMEZ:
           3. Âl- i İmran Sûresi 169. Âyet- i Kerîmeler(73. Sayfa):

           ŞEHİTLİK, ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLMEKTİR.
           2. Bakara Sûresi 154. Âyet- i Kerîme(25. Sayfa):

           Elbette "şehitlik, Allah yolunda öldürülmektir" diyenin Allah olması, koyduğu ölçünün tâkipçisinin  de, ancak Allah olacağıdır. Allah' tan başka kim sakladığımız niyetlerimizi apaçık bilebilir? Bilen sadece Allah' tır.

           *41-) Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok
           *42-) Ölüye telkin ve ıskat yok
           *43-) Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok
           *44-) Sorgulamadan bir fikre, bir şahsa tabii olmak yok.
           *45-) Kuranın tüm emir ve yasakları farzdır. Sadece 32 veya 52 farz yok
           *46-) Kuranda 6236 ayet var, 6666 ayet yok.
           *47-) Çocuk yaşta evlilik yok
           *48-) Namus/zinada kadın erkek farkı yok.
           *49-) 61 gün oruç tutma cezası yok
           *50-) Türbede dilek dilemek yok


*51-) Tasavvuf, gavs, kutup, şeyh, seyyidlik İslamda yeri yok

           Tasavvuf' un olmadığını söylemek, yukarıda izah ettiğim, (*20-) Evliya(Allah dostu), keramet sahibi yok maddesinde açıklanan şekli ile yanlıştır. Zira bu tasavvuf ehli güzel insanların yaşantılarında ki hallerini inkârdır. İnsanın haddini bilmesi en büyük meziyetlerden biridir. Başka söze gerek yoktur sanırım.

           *52-) Kuran anlaşılması zor bir kitaptır yok
           *53-) Deve idrarı içen ve iç diyen bir resul yok
           *54-) Resul ve Nebi var, peygamber kelimesi ise kuranda yok


*55-) Kuran okumak için abdest şartı yok

           Böyle bir kural yok derken, Âyet' in bildirdiğini inkâr etmiş olmuyor muyuz?

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ:
           56. Vâkıa Sûresi (77.- 81.) Âyet- i Kerîme(538. Sayfa):
           “77. O, elbette şerefli bir Kur’ân’dır.”
           “78. Korunmuş bir kitaptadır.”
           “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.”
           “80. (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.”
           “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?”


           Temizlenmekten kasıt nedir? Abdesttir. Demek ki, Kur’ an’ a abdestsiz el sürülemez. İnanan kimseler bu emrin gereğini yerine getirir ve abdestsiz el sürmek istemezler. Burada “el süremez” ifadesi, her tür tartışmaya son noktayı koyacak kadar sağlam bir delildir.

           “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?” ifadesi ile, temizlenerek okumayı küçümsemenin yanlışlığını ifade etmektedir.

           Bâzı kimseler temizlenmenin "cünüplükten temizlenme" olduğunu ifade ederler. Ancak hiç Müslüman, ulu orta, cünüpken hayatını 24 saat devam ettirmez. Ettiremez. Zira takva sahibi insanlar, cünüplükten, en kısa zamanda zaten temizlenirler. Bu sebeple 24 saat içinde, özel anların ne kadar zaman alacağı bellidir. Hiç kimse bu özel zamanlarda eline Kur' an- ı Kerîm' i alıp okuma durumunda değildir.

           "Bu sebeple cünüpken okunamaz; Âyet' in kastı budur" denilemez. Kastedilen Kur' ân- ı Kerîme hürmeten, okunmak için ele alınırken, abdestli olmaya dikkat edilmesidir. Bu âlemlere nizam getiren Allah Kelâm' ına hürmetin ifadesidir. Âyet' te “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.” demek suretiyle, "el süremez" ifadesi çok açıkça belirtilmiştir.

           Bilindiği üzere, genç bir kimse ayaklarını uzatmış vaziyette otururken, büyükleri geldiğinde hürmet olsun diye toparlanır, saygısını gösterir. Oturduğu yeri büyüklerine vermek ister; yerinden kalkar, "buyurun" der.

           Bir kimse Resmî daireye elleri cebinde, külhanbeyi gibi girer mi? Asla girmez, giremez. Zira bu devlet dairesindeki memura hürmet etmesi, onun makamına girerken belli bir saygı ile girmesi, o memura değil; o makama saygıdan ötürüdür.

           Bu sebeple âlemlere Rahmet olarak indirilmiş olan Kur' ân' a hürmet etmek her Müslüman' ın görevidir. Hedefidir. Özlemidir. Hürmetsizlik etmek üzere sıradan bir kitap gibi alınması mı iyidir; yoksa Allah kelâmına hürmet ifadesi olan, temizlenmenin en uç noktası, abdestle mi ele alınması gereklidir. Bu konuda hiç kimse, bir diğerini kınayamaz; hareketlerine ambargo koyamaz; zira herkes kendi günahından sorumludur.

           "Ben Kutsal Kitabımız Kur' ân- ı Kerîm' e abdestsiz el sürmem. Zira Âyet bunu gerektirir." demişse, bırakınız Müslüman' abdest alıp; huşû içinde Kur' an' ı Kerîm' ini okusun. Bırakınız lütfen! Şahısların hürriyetlerinin sınırlarına girmek gibi olan bu zorlamayı yapmayınız lütfen! Âyet varken, bunun anlamını abdestsiz el sürme diyen Allah' a olan hürmetinin önüne geçip; "Kur' an' a sür kardeşim elini. Abdestsiz oku" denmesinin yanlışlığını ve bir müdahale olduğunu lütfen anlayınız. İnsanların takvâsına müdahaleden vazgeçiniz. Lütfen!

           Önemli gördüğüm bir husus da, herkes abdestsiz Kur' an' ı okusun dediğiniz zaman kaç kişi, eline Kur' An- ı Kerîm' i alıp okuyacaktır. Teşvik edelim derken, Allah' ın:

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ 

           Âyet' inin hükmünü çiğnemek' ten dolayı kaç kişi hesabını verebilecektir. Bırakınız insanların takvaları, bu hükme uymalarına/ uymamalarına sebep olsun.

           *56-) Sakala jilet vurmak haramdır diye bir şey yok
           *57-) Cehennemde yanıp çıkma yok
           *58-) Din değiştirenin (mürtedin), namaz kılmayanın, içki içenin, zina yapanın öldürülmesi diye bir şey yok


*59-) Sakalı şerif, nalı şerif, hırkayı şerif, kabak, hurma, zemzem, tesbih, seccade vs. kutsaldır diye bir şey yok

           GÖKLERDEKİLERİN VE YERDEKİLERİN HEPSİ ALLAH’ I TESBİH EDER:
           61. Saff Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(552. Sayfa):
           "1. Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir."

           Bu Âyet' de, Allah' ın tesbih edilmesi bildirildiğine göre, bu tesbih etmenin vasıtası olarak kullanılan 33' lük/ 99' luk tesbihlerin, dini açıdan hiç bir mahzuru olmaz; olamaz. Bir kısım insanlar bu tesbihe; temiz yerde kılınması için serilen seccadeye, kafa takıp; bunlarla uğraşma yönüne giderler. Anlaşılabilen bir husus mudur? Yoksa bu, İslâm' ın bu görüntülerini silmek üzere yapılmış operasyonlardan birinin parçası mıdır? Anlayan için bu ifade yeterlidir, zannediyorum.

           Tesbihin ve seccade' nin kutsallığı diye bir şey olmaz, olamaz. Zira bunlar birer vasıtadır. Temiz bir yere serilen seccade yalnızca namaz kılmak için kullanılır. Bu genel temizlik kuralları için de geçerli bir kural değil midir? "Temizlik imandandır" Hadîs- i Şerîfi çerçevesinde bir Müslüman, temiz bir yerde namaz kılmak için seccade bulundurmuşsa; bunu sanki dine aykırı gibi, bâtıl bir inanış neticesi gibi göstermeye, hiç kimsenin hakkı yoktur. Niyeti bozuk kimselerden başka  hiç kimse, tesbihe, seccadeye takılmazlar. Bunlarla uğraşmaya kalkmazlar. Sonra önemli bir husus, eline tesbih alıp koleksiyonunun kıymetli parçalarını göstermeye çalışan koleksiyoncuda da tesbih vardır; keyif için elinde sallayan kimsede de tesbih vardır. Herkesin hür iradesi ile kullandığı bir aksesuarı da olabilir. Bir Papaz' ın/ bir Haham' ın kutsal saydığı tesbihi de olabilir. Hiç kimse, kimsenin işine karışmak, suçlamak durumunda değildir.

           *60-) Sevap kazanmak için kertenkele, kara köpek vs hayvanları öldürmek yok. Uğursuz hayvan yok.
           *61-) İslami bir isim koymadan ve sünnet olmadan  müslüman olamazsın diye bir şey yok
           *62-) Hadisler kesin peygamber sözüdür diye birşey yok
           *63-) Hadis, fıkıh kitaplarında kuran dışında hükümler vardır diye bir şey yok

*64-) İsrailiyat yok
(Adem Havva hikayesi vs. tevrat, mişna, incil ve kilisenin öğretilerini içeren kaynaklarından alınmış, bazen uyduruk bazen gerçek kişiler hakkındaki hurafat)

           İlk insan Âdem Aleyhisselâm' ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:

           MELEKLER, ALLAH' A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

           ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM' A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."

           Bu Âyet' ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet' leri okumalarını, Melek' lerden olan  İblis' in Âdem Aleyhisselâm' a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah' ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet' te, Âdem ile Havva' nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah' ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruyu bilendir.

*65-) Zerdüştiyyat yok (asıl ismi Çinvat köprüsü olan sırat köprüsü veya miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler.)

           "4. Miraç yok" maddesinde bu açıklanmıştır. "4. Miraç yok" maddesinde belirtildiği üzere, Miraç konusunda:

           Mİ’ RAÇ' TA, HAZRETİ MUHAMMED’ İ MESCİD- İ HARAM’ DAN MESCİD- İ AKSÂ’ YA GÖTÜREN ALLAH’ TIR:
           17. İsrâ Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(283. Sayfa):

           Âyet' i varken, "miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler" demek Allah' ın Âyet' lerine muhalefet etmek olmaz mı? "Bu satırları yazan kimseyi tövbe etmeye davet,  görevimizdir."

           *66-) Kadın tek başına seyahat yapamaz diye bir şey yok
           *67-) Akıl, bilim karşıtlığı yok.
           *68-) Müzik, resim, fotoğraf, şiir, heykel, satranç haramdır diye bir şey yok


*69-) Cennetle müjdelenen, kusursuz sahabi yok.
*70-) Peygamberin sürekli aynı sözlerle kendisine dua ettirdiği bir ezan duası yok.
*71-) Peygamberimiz namazda otururken kendi kendisine selam verdiği, müminlerinde namazda, Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok. Burada hitap direk peygamberedir, oysa ölümsüz olan ve seni her an duyacak olan Allah’tır.


           Ne kadar ağır bir itham. Allah Peygamber' i Muhammed Aleyhisselâm' a:

           PEYGAMBER İÇLERİNDEYKEN ALLAH ONLARA AZAB ETMEZ:
           8. Enfâl Sûresi 33. Âyet- i Kerîme(181. Sayfa):
           “33- Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir”

           ALLAH’ A VE PEYGAMBERE İSYAN EDEN VE ALLAH’ IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞANLAR:
           4. Nisâ Sûresi 14. Âyet- i Kerîme(80. Sayfa):
           “14- Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.”

           Allah, Peygamber' ine verdiği değeri göstermek üzere, bu Âyet' leri(daha birçoklarını da) indirmiştir. Bunlar karşısında, "Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok." diye mahalle çocuğu ağzı ile(selam çaktığı) Peygamber' i aşağılama kimsenin haddine değildir. Allah her şeyi Bilen ve Gören' dir.

           *72-) Kara çarşaf, peçe yok
           *73-) Dini kullanarak para kazanmak yok


*74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok

           Kur' ân- ı Kerîm Âyet' lerinin dışında, Peygamberimiz, haram helâl mi koydu? Böyle bir suçlama, Allah' ın Kitabı' nda ki Âyet' lere de ters bir ifadedir. Peygamber' imiz, kendiliğinden tek bir Âyet, tek bir kelime dahi ilâve etmemiştir. Nasıl bir suçlamadır bu? Anlamak mümkün değildir. Bunu yazanlar hiç mi Âyet' lere bakmamışlardır:

           MUHAMMED ARZULARINA GÖRE KONUŞMAZ:
KONUŞMASI KENDİSİNE VAHYEDİLENDEN BAŞKASI DEĞİLDİR:

           53. Necm Sûresi 3.4. Âyet- i Kerîmeler(527. Sayfa):
           "3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz."
           "4. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir."

           
           Bu kadar açık bir Âyet- i Kerîme varken; "74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok" demek suretiyle, sanki Peygamber' imiz, Kur' an dışında haram helâl koydu suçlaması; Âyet' e de aykırıdır; hukuk kurallarına da aykırıdır. Diğer taraftan, bir Âyet meâli daha verirsek, Kur'an' a, Peygamber' in dahi, tek kelime ilâve etmesine imkân olmadığını anlardık:

           O(PEYGAMBER), BİZE İSTİNÂDEN BÂZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE BİZ ONU BUNDAN DOLAYI KUVVETLE YAKALARDIK. SONRADA O' NUN ŞAH DAMARINI KESER ATARDIK:
           69. Hâkka Sûresi (44.- 46.) Âyet- i Kerîmeler(569. Sayfa):
           "44. O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
           45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık."
           "46. Sonra da onun şah damarını keser atardık."



           Bu âyet' in anlamını açıklamaya gerek bile yoktur. Zira gayet açıktır. Peygamber' in tek kelime ilâve ettiğini düşünmek bile hatadır.

*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok

           Ey akıl sahibi bu yazdıklarına sen inanıyor musun?

           Milâdi 610 yılında indirilmeye başlayıp 23 senede tamamlanan(633) Kur' an' ın tamamlanmasından 1226 yıl sonra yazılan(1859) "türlerin kökeni" adlı eseri ile Darwin! in ileri sürdüğü evrim teorisine, Kur' ân' ın karşı olmadığını belirtmek kadar, garip, şaşkın işi bir cümle kurulabilir mi?

           "*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok" diye yazan kimse, Kur' ân- ı Kerîm de, evrim teorisine karşı değildir, diyebileceğimiz, bir tek Âyet gösterebilir mi?

           "Evrim teorisi yokken; Kur' an- ı Kerîm vardı. Kur' an evrim teorisine karşıydı" diye bir cümle kuran oldu da, bunu yazan kişi:

           "Hayır! Kur' an evrim/ tekâmül teorisine karşıdır diye bir şey yok" mu dedi? Anlamak mümkün değildir.

           Dünyada bütün ilim adamları evrim teorisinin uydurma olduğunu, bunu ileri sürenlerin ilme ihanet ederek, milyonlarca yıl öncesinden kalan fosillerde en ufak bir değişiklik olmadığı bilindiği halde, uydurma deliller ileri sürerek, Allah' ın yaratmasına karşı gelmeye çalışmaları, nasıl kabul edilebilir. Müslüman' ın evrim teorisine inanmasının, Allah ın kudretine karşı gelmekten öte bir değeri yoktur. Bu maddede evrim teorisine Kur' an müsaade ediyor gibi bir anlamın çıkartılması bile, mesuliyeti olan bir açıklamadır. Yaratılışa aykırı bir cümledir.

           "Allah yaratmadı, sudan tek hücreli canlılar, milyarlarca yıl öncesinde elementlerin, çeşitli ısı, rüzgâr v.s. etkenler altında bir araya gelerek canlıları oluşturdu" demeleri, gerçekten kabul edilemez bir saçmalıktır.

           ALLAH, GÖKLERİ YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ 6 GÜNDE YARATMIŞTIR:
           25. Furkan Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(366. Sayfa):
           “59. Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.”

           Kâinatı 6 günde yaratan Allah, insanı yaratmaktan âciz değildir ki, "tüm canlılar tekâmül/ evrim neticesi meydana gelmiştir" diye bir teori ortaya konulsun.

           "Ol" deyince olduran Allah' a, yarattığı kâinat içerisinde toz zerresi kadar bile olmayan insanı yaratması mı zor gelecektir? Bunun aksini düşünmek, ancak Allah' ın yaratmasına karşı olanların teorisi olarak gündeme gelir, ki tarihin sayfalarına gömülmeye mahkûmdurlar. Gömülmüşlerdir de.

*76- Adem ilk beşerdir diye bir şey yok. Adem ilk sorumluluk sahibi insandır

           "64. İsrailiyat yok" maddesinde bu konu Âyetlerle açıklanmıştır. Ancak geriye giderek araştırma zahmetine girmeden; aynen aşağıya almam okumayı kolaylaştıracaktır:

           [İlk insan Âdem Aleyhisselâm' ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:
           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):

           MELEKLER, ALLAH' A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:
           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

           ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM' A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."

           Bu Âyet' ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet' leri okumalarını, Melek' lerden olan  İblis' in Âdem Aleyhisselâm' a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah' ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet' te, Âdem ile Havva' nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah' ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruyu bilendir.]

*77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok

           İSÂ ALEYHİSSELÂM’ IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
           43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(495. Sayfa):
           “61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.”

           Âyet bu kadar açıkken, "77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok" diyerek, İsa Aleyhisselâm' ın yeryüzüne ineceğini bildiren Âyet' i "masal olarak nitelemek", aklı başında hiç kimsenin haddi olamaz.

*78-) Sünnilerin bahsettiği Kelime-i Şehadet ve Amentü, Kuranın hiç bir ayetinde yok

           Bir kere, sünniler diyerek ayırımcılığa kapı açmayınız. Zira iman etmiş bütün insanlar, sünni olur, ya da başka bir mezhepten, gruptan olabilirler. Bunların tamamı:

           EY İMAN EDENLER:
           ALLAH' A,
           PEYGAMBER' İNE,
           PEYGAMBER' İNE İNDİRDİĞİ KİTAB' A VE
           DAHA ÖNCE İNDİRDİĞİ KİTAB' A, İMAN EDİN.
           KİM ALLAH' I,
           MELEKLERİNİ,
           KİTAPLARINI,
           PEYGAMBER' LERİNİ VE
           ÂHİRET GÜNÜNÜ İNKÂR EDERSE SAPIKLIĞIN EN KOYUSUNA DÜŞMÜŞ OLUR:

           4. Nisâ Sûresi 136. Âyet- i Kerîme(101. Sayfa):
           "136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur."

           Bu Âyet- i Kerîme' de, Allah, iman etmiş kimselerin, imanlarının gereği olarak 9 madde halinde nelere inanılacağını belirtmiştir.

           Allah, Âyet- i Kerîme' sinde bildirdiği, imanın esaslarını teşkil eden maddeleri, açık bir şekilde ifade etmiştir. Allah, Âyet' in sonunda "bunları inkâr edenler sapıklığın en koyusuna düşmüş olur" demek suretiyle, en güzel cevabı vermiştir. Aşağıdaki bu Âyet' te de imanın  şartları bildirilmiştir. Yine de âmentü yok diyebiliyor musunuz?

           EREN O KİMSELERDİR Kİ:
           2. Bakara Sûresi 177. Âyet- i Kerîme(28. Sayfa):
           "177. Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır."

           Bu Âyet' te de imanın şartları açıkça bildirilmiştir. 16 madde halinde iman eden kimselerin inançlarının gereği, sıralanmıştır. Sıralayan Allah' tır. Bundan sonra da Âmentü yok diyebilir misiniz?

           EREN, DOĞRU OLAN VE KORUNANLAR:
           Allah’ a iman edenler.
           Âhiret gününe iman edenler.
           Meleklere iman edenler.
           Kitaplara iman edenler.
           Bütün Peygamberlere iman edenler.
           Yakınlığı olanlara,
           Öksüzlere,
           Yoksullara,
           Yolda kalmışa,
           Dilenenlere,
           Esirleri kurtarmaya seve seve mal verenler:
           Namazı kılanlar.
           Zekatı verenler.
           Anlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler.
           Sıkıntı ve hastalıkta sabır ve kararlılık gösterenler.
           Harbin şiddetli zamanlarında sabır ve kararlılık gösterenlerdir.

           *79-) Ölünün ardından ziyafet vermek, 7, 40, 52 yok.
           *80-) İslamda halifelik diye özel bir kurum, makam yok.
           *81-) İslamda babadan oğula geçen saltanat yok.

*82-) Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok.
           *83-) Aynı dinden, aynı meşrepten olmayanı düşman görmek yok.
           *84-) Arap gelenek, görenek ve adetlerini sünnet diyerek pazarlamak yok.
           *85-) Kan akması veya kadına dokunmak abdesti bozar diye bişey yok.
           *86-) Camii ve mescitlere Allah’ın ismi dışında başka isim/ isimler asmak yok.


*87-) Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltildiği bir selâ çağrısı yok.

           Peygamber' imize yapılan övgülerin neresinde "haddi aşmak" vardır? Okuyunuz lütfen!

           ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER:
           İMAN EDENLER! PEYGAMBER’ E TESLİMİYETLE SALÂT VE SELÂM EDİN:

           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):
           “56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”

           Bu Âyet' te açıkça, Allah ve Melekler' in Peygamber' imiz Hazreti Muhammed' e salât ederken ve "Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.” diyen, Allah' ın bizlere verdiği görev neticesi, Müslüman' ların da selât etmesi Âyet ile sabitken:

           "Peygamberin aşırı yüceltildiği bir salâ çağrısı" nın olduğunu söylemek kadar ağır bir itham olabilir mi? Allah ıslah etsin!

           Yüceltilen Peygamber' imizin, yüceltildiği SELÂ ÇAĞRISI:

           Es Salatu Ves Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
              (Ey Allah'ın Resul'u, salat ve selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vesselamu aleyke ya Habiballah!
              (Ey Allah'ın Habibi, salat ve selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vessalamu aleyke ya Nure Arşillah!
              (Ey Allah'ın arşının nuru salat-u selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vesselamu aleyke ya Hayra Halgillah!
              (Ey Allah'ın mahlukatlarının en hayırlısı, salat-u selam senin üzerine olsun!)
           Essalatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin!
              (Ey bundan önceki ve sonrakilerin efendisi, salatu selam senin üzerine olsun!)
           Vel hamdü lillahi rabbil alemin!
              (Hamd alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur!)

           Selâ' nın Arapça ve Türkçe manaları yukarıdadır. Bunun neresinde haddi aşmak vardır? Bu ancak, 33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet' te bildirildiği gibi:

           Allah ve Melek' ler Peygamber' e salât ederken; biz iman edenler olarak, bizlerin de salât ve selâm etmemiz gerekmez mi? Neresi yanlış?

           *88-) Allah’la, peygamberle rüyada görüştüm sahtekarlığı yok.
           *89-) Arapça kutsal bir dildir diye bir şey yok.
           *90-) Kuran’dan başka dinin kaynağı yok.


           "KUR' AN' DA NELER YOK" ALINTISINI KÖŞESİNDE YAZAN YAZARIN NOTU:

           ["Bu yazıyı sizlere sunmadan önce bu 90 maddeye esin kaynağı olan Güner Akca’yla konuştum.

           Elbette burada belirtilen bilgilerin önemli bir kısmı din dışı değildir. Bunların pek çoğu Müslümanlar tarafından benimsenmiş ve uygulanan kurallar, hatta şartlardır.

           Ancak bunların pek çoğunun kullanılıyor olması Kuran’da olduğu anlamına gelmiyor. Softaların her söylediklerini “Kuran’da da var” diye dayatmalarına karşı çıkarılmış sınırlı bir listedir, o kadar."]

           ÂYETLERLE İTİRAZ EDENİN NOTU:
           Âyet Meâlleri Elmalılı Ahmed Hamdi Akseki' nin Kur' an Meâli' nden alınmıştır.

           Saygılarımla. 26.11.2020 00:07
3
Kur' ân- ı Kerim Mucizeleri / KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER(2)
« Son İleti Gönderen: is Kasım 25, 2020, 02:01:30 ÖS »
KUR' ÂN- I KERÎM' DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER VE
ÖNEMLİ HATIRLATMALAR(2):


FİRAVUNUN BEDENİ ÇÜRÜTÜLMEDİ; ARKASINDAN GELENLERE İBRET OLSUN DİYE SAKLANDI:
10. Yunus Sûresi 92. Âyet- i Kerîme(220. Sayfa):
“92- Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu Âyet’ lerimizden yine de gâfildirler.”

Firavun’ un 3000 yıllık bedeni, namaz kılar vaziyette Nil Nehri kenarında bulundu. Tahnit edilmiş(mumyalanmış) gibi, derisi üzerinde kurumuş vaziyette olup; çürümemiştir.

1400 küsur sene önce Firavun Allah’ a isyan edenlerden olduğu için, Kur’ an’ da “Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu Âyet’ lerimizden yine de gâfildirler.” Hükmü ile bedenini muhafazalı olarak 1400 sene sonrasında buldurmuş; inanmayanlar "Âyet' lerimizden gafildirler" diye de uyarılmışlardır. Aşağıdaki internet haberinde bildirildiği üzere, aynen:

"Londra British müzesinde bulunan 3000 yıllık Firavun cesedinin ayrıntılı görüntüleri ortaya çıktı. Secde eder vaziyette bulunan Firavun cesedi görenleri hayrete düşürüyor.

Firavun'un cesedi ilk olarak, Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra’ya getirilmişti. Görüntülerde Firavun'un saçlarının bir kısmının halen yerinde olduğu ve başının bazı azalarının etlerininde çürümeden durduğu görülüyor. Cesedin alın kısmında ise et kalmamış. Elleri ve ayakları secde eder vaziyette olan cesed diğer Firavunlar gibi mumyalanmamış. Fakat mumyalanmamasına rağmen tam 3000 senedir çürümeyen cesedin, Allahü Teala'nın ibreti olmak üzere, korunduğuna inanılıyor.

Tam bir ibret vesikası olarak vücudu hiç bozulmamış, etleri çürümemiş ve tüyleri dahi dökülmemiş şekilde ve secde eder vaziyette bulunmuştur." denilmektedir. Kur' ân- ı Kerîm böyle birçok mûcizelerle doludur.

HAZRETİ İSA' NIN ANA RAHMİNE DÜŞMESİ ALLAH' IN BİR MÛCİZESİDİR:
3. Âl- i İmran Sûresi 47. Âyet- i Kerîme(57. Sayfa):
“47- (Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir." dedi.”

"...ALLAH DİLEDİĞİNİ YARATIR, BİR ŞEYİN OLMASINI DİLEDİĞİNDE ONA SADECE 'OL!' DER, O DA HEMEN OLUVERİR(YARATILIR)..."

Kâinatı 6 günde yaratan Allah, bir şeye “ol” dediğinde, o şeyin olması Allah’ a zor gelmez. O şey oluverir. İman sahibi kimseler bunu kabul ederler ve “Yâ Rabb- el Âlemin sen her şeye Kâdirsin” derler.  İmanlarının gereğini yaparlar. Mûcizeleri veren' in Allah olduğunu bilirler. Tasdik ederler.

HAZRETİ İSA' NIN ANA RAHMİNE DÜŞMESİ ALLAH' IN BİR MÛCİZESİDİR:

Hazreti İsa' nın ana rahmine düşmesi; tüm kâinatı yaratan Allah' a zor gelmez. Bunun ispatı için de, Hazreti Meryem' e bir beşer dokunmamışken, çocuğunun olmasını isteyen Allah, "ol" deyince oldurduğu İsa Aleyhisselâm' ı, mûcize olarak göndermiştir.

İsa Aleyhisselâm' ın, "...Beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak..." olması da Allah' ın Mûcize' lerindendir.

HIZIR VE MUSA ALEYHİSSELÂM' IN YOLCULUĞU:
18. Kehf Sûresi (65.- 82.) Âyet- i Kerîmeler(302- 303. Sayfalar):
“65. Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” 
 
“66. Musa ona: «Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?» dedi.” 
 
“67. (Hızır) dedi ki: «Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.”
 
“68. «İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?»” 
 
“69. Musa: «İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim» dedi.”

 “70. (Hızır) dedi ki: «O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!»” 
 
“71. Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: «Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.»” 

“72. (Hızır:) «Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?» dedi.” 
 
“73. Musa dedi ki: «Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.»” 
 
“74. Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: «Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın» dedi.”
 
“75. Hızır dedi ki: «Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?»”
 
“76. (Musa) dedi ki: «Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.»” 
 
“77. Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: «İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın» dedi.” 
 
“78. Hızır dedi ki: «İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.»”
 
“79. «Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.»” 
 
“80. «Oğlana gelince, onun ana babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.»”
 
“81. «İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.»”

“82. «Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.»”


Bu yolculuğun Kur’ ân- ı Kerîm’ de anlatılmasındaki hikmet:

Yeryüzünde olan olayların iç yüzlerini, biz insanlar bilemememiz sonucunda, yanlış düşüncelere saplanır, kalırız. Aslında, hikmetinden sual olunmayacak Allah, işleri düzene koyarken, bizlerin sabırlarını da denemektedir. Burada verilen örneklerle, iç yüzlerini bilmeden nice olaylarla karşı karşıya kaldığımızda:

Hızır Aleyhisselâm’ ın “Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.»” sırrına inanarak:

“ELBETTE BU OLAYLARIN BİZLER TARAFINDAN BİLİNMEYEN SEBEPLERİ VARDIR.”

diyebilmeliyiz ki, Âyet- i Kerîme’ nin hikmetine inancımızı göstermiş olalım.

İKİ DENİZİN ACI VE TATLI SULARI ARALARINDA BİR ENGEL VARDIR, BİRBİRLERİNE GEÇİP KARIŞMAMAKTADIRLAR:
55. Rahmân Sûresi 19.20. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):
“19. (Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.” 
 
“20. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.”


Fransız bilim adamı Kaptan Custo’ nun, Cebelitarık Boğazı’ nın iki tarafında deniz sularının ölçümleri sonucu, tamamen farklı tuz, ısı, Ph, mineral muhteviyatları vb. bilgilerin farklı olması sonucu hayrete düşmüş ve Profesör Roger Garaudy’ ye bunu anlatınca, Roger Garaudy:

“Bu bilgi 1400 sene öncesinde, Kur’ ân- ı Kerîm’ in 55. Rahman Sûresi’ nin 19. ve 20. Âyet’ lerinde” yazılıdır. Kur' an' da "iki denizin acı ve tatlı suları aralarında bir engelin varlığı, birbirlerine karışmadıkları" bildirilmiştir.

İMAN EDENLER İÇİN, KUR’ AN ÂYETLERİ, BİR ŞİFA VE RAHMET KAYNAĞIDIR:
17. İsrâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):
“82. Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.”

Kur’ ân- ı Kerîm’ in Âyet’ leri şifâ ve rahmet vesilesidir. Kur’ an okuyan kişilerin şifa bulacaklarını söyleyebiliriz; zira şifâyı verecek olan Allah' tır. Elbette bu şifâ, "görmediği halde Allah' a inananların iman ettiklerini" söyleyen Allah' ın garantisindedir.

İSA ALEYHİSSELÂM ÇARMIHA GERİLMEDİ:
4. Nisâ Sûresi 155.156.157.158. Âyet- i Kerîmeler(104. Sayfa):
“155- Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve "kalblerimiz kılıflıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlar.”

“156-(Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır.”

“157- Bir de "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler”

“158- Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.”


KALPLERİ MÜHÜRLENENLER:

Verdikleri sözden dönenler,
Alllah’ ın Âyet’ lerini inkâr edenler,
Haksız yere Peygamberlerini öldürenler,
“Kalplerimiz kılıflıdır” diyenler,
“Pek azı hâriç onlar inanmazlar” diyen Allah, onlara türlü belâlar vermiştir. Bir de:
İsa’ yı inkâr etmeleri ve
Meryem’ e büyük iftira etmeleri, bir de:
"Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük"  demeleri sebepleriyle kalpleri mühürlenmiştir.

İSA ALEYHİSSELÂM ÖLDÜRÜLMEDİ(ÇARMIHA GERİLMEDİ):

“…Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi…” demek suretiyle İsa Aleyhisselâm’ ın çarmıha gerilmediğini, onun yerine Allah’ ın İsa gibi gösterdiği bir kimseyi çarmıha gerdiklerini bildirmektedir ki, yapılan tartışmalara son noktayı koyan Allah olduğuna göre, bu konunun tartışılmasının gereksiz olduğunu bu Âyet’ ten çıkarabilmekteyiz. Allah Âyet’ inde bildirdiğine göre, Allah’ ın sözünden daha doğru bir söz olamaz. Allah , “…Onu kesinlikle öldürmediler” demek suretiyle kesin hükmü vermektedir. 158. Âyet’ te "kendisine yükseltti" demek suretiyle de, çarmıha gerilmediğini bildirmektedir. Bundan daha sağlam bir ispat olabilir mi?

İSÂ ALEYHİSSELÂM’ IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(495. Sayfa):
“61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.”

Bu bilgi Kur' ân- ı Kerîm' in gerçek bir mûcizesidir. Zira çoğu insanlar(bunların içerisinde, "Müslüman' ım elhamdülillah" diyebilenler de bulunmaktadır.) Kur' ân- ı Kerîm' in bu mûcize' sini bildiren Âyet' inden haberdar olmadıkları için, İsa gelecek mi; gelmeyecek mi tartışmaları yaparlarken; bu Âyet' in ifade ettiği şekli ile, inananlar için, İsa Aleyhisselâm yeryüzüne tekrar gelecek ve bu durum, kıyamet' in habercisi olarak değerlendirilmesi gereken bir bilgi olacaktır.

İSA, "BENDEN ÖNCE GELEN TEVRAT’ I DOĞRULAYICI VE BENDEN SONRA GELECEK AHMED ADINDA BİR PEYGAMBERİ MÜJDELEYİCİ OLARAK GELDİM." DEMİŞTİ:
61. Saff Sûresi 6. Âyet- i Kerîme(553. Sayfa):
“6. Meryem oğlu İsa da: «Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim).» demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince «Bu, apaçık bir büyüdür.» dediler.”

İsa Aleyhisselâm' ın doğumundan 610 sene sonra indirilmeye başlanan Kur' ân- ı Kerîm' in, Muhammed Aleyhisselâm' a verildiğinin ve Peygamber oluşunun bilgisi, Allah tarafından bir mûcize olarak İsa Aleyhisselâm' a bildirilmiştir.

KIYAMET ŞÜPHESİZ GELECEKTİR:
KABİRLERDE OLAN KİMSELER TEKRAR DİRİLTİLECEKLERDİR:

22. Hacc Sûresi 4.5.6.7.8. Âyet- i Kerîmeler(334. Sayfa):
“7. Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.”

KUR’ ÂN- I KERÎM’ İN BİR MÛCİZESİ OLARAK, İSRAİLOĞULLARININ İKİNCİ FESATLARINI ÇIKARMALARI:
17. İsrâ Sûresi 4.5.6.7.8. Âyet- i Kerîmeler(283- 284. Sayfalar):
“4. Biz İsrailoğulları' na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."”

“5. Birincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.”

“6. Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık.”

“7. Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt- i Makdis' e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.“

“8. Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık.”


Bunlardan birinci fesatlarının vukû bulduğunu ve istilâcılar üzerine İsrailoğullarını galip kıldıklarını; ikinci fesatlarının zamanının gelmediğini, zamanı gelince, bu istilâcıların, tekrar, Beyt- i Makdis’ e(Kudüs' e) gireceğini belirtmiştir.

Bu gelecekte olacak bir hâdisenin beyanıdır ki:

ALLAH SONSUZ GELECEĞİN VE SONSUZ GEÇMİŞİN SAHİBİDİR:

Buna kudret yetirebilir. Sonsuz geçmişte ve sonsuz gelecekte bir anda bulunabilir. Zira Allah, kâinatın olduğu gibi, zamanın da yaratıcısıdır.

KUR’ ÂN- I KERÎM’ İN BİR MÛCİZESİ OLARAK, İSRAİLOĞULLARININ İKİNCİ FESATLARINI ÇIKARMALARI:

Kur' ân- ı Kerîm' in nâzil olup; tamamlandığı güne kadar, İsrailoğuları' nın ikinci fesatlarının, çıkmadığı Kur' an Âyet' i ile sabittir. Zira, Âyet' te, "...yine Beyt- i Makdis' e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.“ denilmektedir.

1400 sene öncesinden, bu güne kadar, İsrailoğullarının ikinci fesadını çıkarıp çıkarmadığı hakkında bir bilgimiz yoktur. Bu günlerden sonra/ gelecekte çıkaracakları fesatlarının ne olacağını göreceğiz. Bir Hadis’ te, “taş dile gelip arkamda Yahudi askeri var diyecektir” denilmiştir. Bu Hadîs- i Şerîf' i gerçek kabul edersek; bu zamana kadar Yahudilerin henüz aleyhine dönen bir savaş görülmemiştir. Geleceği ancak Allah bilir.

7. Âyet' te "...Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt- i Makdis' e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.“ demek sûretiyle, ellerinde tuttukları yerleri mahvetmelerine, Allah' ın izin verdiği anlamı çıkmaktadır.

Bu günlerde Beyt- i Makdis' i(Kudüs' ü) başkent kabul eden İsrailoğulları, Âyet- i Kerîme' nin mûcizevî bir şekilde,  "...ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz." ikazı ile, isyancıların, İsrailoğullarının ele geçirdikleri yerleri mahvetmelerinin haberini, Âyet- i Kerîme ile bildirmiştir. Bundan daha güzel bir "UYARMA" olabilir mi?

Ey İsrailoğulları, titreyerek kendinize dönün ve bunca zamandır yaptığınız zulümlerin sonunun geleceğini bildiren Allah(c.c.)' ya itimat ve itaat ederek; gelecek olan yıkımlardan kendinizi koruyun.

Heyhat! Sizler, tahrif edilmiş kitabınızdan başka bir kitaba inanmıyorsunuz. Ben bu konuda dikkatinizi çekerek, sizi Kur'ân- ı Kerîm' in bu, mûcizevî Âyet- i Kerîme' si ile, uyarma görevimi yapıyorum.

Ne de olsa, Âdem Aleyhisselâm tarafından kardeşimizsiniz. Uyarılmanız, biz Müslüman' ların görevlerindendir. Uyarmak bizden; takdir edip, yanlışlardan dönmek sizdendir.

Mİ’RAÇ: HAZRETİ MUHAMMED’ İ MESCİD- İ HARAM’ DAN MESCİD- İ AKSA’ YA GÖTÜREN ALLAH’ TIR:
17. İsrâ Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(283. Sayfa):
“1. Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.”

Seni yaratan Allah, Kulu ve Resûlü Muhammed’ i, “Mescid- i Haram’ dan Mescid- i Aksa’ ya götürdüm” demişse; hiç kimse bu götürme konusunda şöyle mi gitti, böyle mi gitti; rüyada gitti, uyanıkken gitti diyemez. Allah(c.c.) götürdüm demişse, inananlar için, “götürmüştür” demek gerekir. Başka anlamlara çekmeye kalkışılamaz.

Burada akıllarına takılan, “Kulu Muhammed'i geceleyin” ifadesi ile, “gece götürüldü ise, rüyadadır” anlamını çıkaranlar, Allah’ ın gücünü, kudretini küçümsemektedirler. Bunun gafletinden kurtulmaları gerekir. Zira Allah her şeye Kâdir’ dir. Bu cümle dahi Allah' ın bir mûcize' sidir. Zira gelecekte olan itirazların cevabı olarak:

“…götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” demek suretiyle de, bu götürme işlemine gücünün yeteceğini belirtmiştir.

İsrâ Sûresi 60. Âyet- i Kerîme’ sinde:

“…(İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır…” demek suretiyle, Sidretül Müntehaya ve ondan sonrasına kadar olan seyahatinde Peygamberimize gösterdiği güzellikleri “açıkça” gösterdiğini belirtmiştir. Bu da cismen Miraç hâdisesinin vuku bulduğunu ispatlar. Allah' ın buna gücü yeter. Bu husus, tartışmaya gerek duyulmayacak kadar, açıktır.

Saygılarımla. 25.11.2020 13:57
4
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / CENNET' TE HÛRİLER
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2020, 01:00:16 ÖÖ »
CENNET' TE VERİLEN HÛRİLER

           78. Nebe Sûresi 31.32.33.34.35.36. Âyet- i Kerime' ler(584. SAYFA)
           "31. Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var."
           "32. Bahçeler var, bağlar var."
           "33. Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var."
           "34. Dopdolu kadehler var."
           "35. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan."
           "36. (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir)."


           Nebe Sûresi Kıyametin gelişini haber veren bir Sûre' dir. Yeryüzünde Kıyamet' e inanmayanların sonuçta azaba uğrayacaklarını haber vermekte; inananlara ise, (31.- 36.) Âyet' i Kerîme' lerde verilecek nimetleri saymaktadır. Bu nimetler dünya hayatındaki gibi zevk ü safa sürülecek nimetler değildir.

           Dolu kadehlerden kasıt bildiğimiz şarap kadehleri değildir. Ancak kimdir bu yanlış bilgi veren; yanlış değerlendirenler?

(suçlamıyorum. “HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” 39. Zümer Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(460. Sayfa)[/color] diyen Âyet' i hatırlatıyorum.)

câhil bırakılmış insanlar mı desem; devamlı ters yöne çekerler; her sözden bir mânâ çıkarmaya çalışırlar. Tenkit etmekten başka bir şey yapmazlar. Ancak Âyet' leri verirken noksan da verirler. Örnek verirsem:

           [ 5. Maide Sûresi 33.34. Âyet- i Kerîmeler(114. Sayfa):
           “33- Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.”

           “34- Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir”


           ALLAH VE RESULÜNE KARŞI SAVAŞANLAR İLE YERYÜZÜNDE FESAT ÇIKARMAYA ÇALIŞANLARIN CEZALARI:
          5. Maide Sûresi 33.34. Âyet- i Kerîmeler(114. Sayfa):
[/color]

           -Öldürülmeleri,
           -Asılmaları,
           -Ayak ve ellerinin çapraz kesilmesi,
           -Yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleri,
           -Kendilerini yakalamanızdan önce tevbe ederlerse, bilin ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

           Bu Âyet' in cezâi müeyyideleri(yaptırımları), bunlar olmakla birlikte, Allah’ ın bağışlayıcılığı karşısında, bir inanmış kimse, en hafif cezaya meyleder. Zira Allah merhametiyle bu hafifletici hükmü de Âyet' ine koymuştur. Sürgün edilmelerini, daha uygun ceza olarak Âyet' inde belirtmiştir.

           Allah bu hafifletilmiş ceza olan sürgün maddesini, neden koymuştur?

           Rahim ve Rahman olan Allah' ın esirgeyiciliğinin ve bağışlayıcılığının, azâbından daha fazla olduğunu bildirmek için koymuştur.

           34. Âyet- i Kerîme’ de ise, kendilerini yakalamanızdan önce tevbe etmeleri halinde, affa uğrayacaklarını bilmemiz, ona göre davranmamız gerekmektedir. Bu hüküm çerçevesinde Allah' ın bağışlayıcılığını kimse göz ardı edemez. Bu nedenle, en ağır ceza olan, el ve ayaklarının kesilmelerine, muttaki kullarından, hiç kimse hükmedemez. Ağır olan cezayı değil; Allah' ın gösterdiği en hafif cezayı tercih eder. Bu insanlara olan merhamet hislerinin gereğidir. Bu Âyet' i tenkit edenler:

           "Bak Allah da el, ayak kesiyor. Vahşet değil mi bu" derler. 34. 35. ve 36. Âyet' leri hiç okumazlar. Zira orada Allah' ın bağışlayıcılığı, Rahman ve Rahim sıfatı öne çıkmaktadır. Bu Âyet' i okusalar; Allah' a vahşi sıfatını yakıştıramayacaklardır. ]

           78. Nebe Sûresi' nin 31.32.33.34. Âyetlerinden sonra gelen 35.36. Âyet' leri:

           78. Nebe Sûresi 35.36. Âyet- i Kerîmeler(584. Sayfa):
           "35. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan."
           "36. (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir)."


           Takva sahiplerinin gittikleri yerde(burası elbette Cennet olacaktır), verilen nimetler, Rabb' lerinden bir bağış olarak verilmiştir.

           Cennet' te verilen nimetlerin dünya nimetleriyle kıyaslanması mümkün değildir. Zira orası, Allah' ın, dünya hayatında yaşarken, Âyet' lerinden dışarı çıkmamış; Cennet hayatını hak etmiş olanlara verdiği bir hediyedir. Burada boş bir söz işitilmediği gibi, dünyalık hayvanî hırs, heves ve istekler de bulunmaz. Aksini düşünmek için, insanın Allah' ı tanımaması, Allah' ın koyduğu kuralların neler olduğunu bilmemesi gerekir. Allah' ın bağış olarak verdiği nimetlerin, insanların dünyevî arzu ve heveslerine uygun olan şeyler olduğunu kim söyleyebilir. Zira bağışı yapan Allah, nimet olarak verdikleri(31.- 36. Âyetlerde), bahçeler, bağlar, yaşıt kızlar, dopdolu kadehler ise; bunların dünyevî, süflî istekler gibi olacağını düşünmek bile, "Allah' a teslimiyet dini olan İslâm' dan nasibini almamışlığa eşdeğerdir" desek yanlış mı söylemiş oluruz? Hayır. Yanlış değil. Sonra 35. Âyet' de ne diyor:

           "35. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan."

           Boş sözlerle, süflî dünyevî isteklerin ve yalanın olmadığı o yerde, verilen bu nimetlerin de insanların yanlış anlamalarına meydan bırakacak nimetler olmadığını söyleyebiliriz.

           Allah 6198 Âyet- i Kerîme' sinde, doğruluk' tan, helâl' den, haram' dan, iyi, dürüst, namuslu insanlar olunmasından bahsederken; Cennet' te Hûri' lerin verileceğinden söz ederken; bunu süflî emellerine âlet ederek, yanlış yönlere çekenlerin, bir kez daha düşünerek, "biz ne yapıyoruz? Demeliler ve:

           "Allah bu kadar doğruluğa, dürüstlüğe, helâle yönlendirme yaparken; Cennet' te verilecek Hûri' lerle, kullarının dünyalık süflî emellerinin peşinden koşmalarını ister mi?" diye bir soruyu kendilerine yöneltmeleri sonunda, söyleyecekleri:

           "Rabb' im senin affına sığınırım. Hatamı affet; beni bağışla. yanlış düşüncelerden beni koru" demesi gerekmez mi? Demiyorsa, bu kimseyi, bırakınız, kendi kuruntu ve yanlışlarında boğulsunlar. Emr- i bil Mâ' ruf ve Nehy- i anil Münker' i de unutun. Zira bu sözlerden ve uyarmalardan sonra, onlar için yapılabilecek bir şey yok, demektir. Kullarının hesabını Allah âcilen görür. Tevbe etmişlerse, bağışlar. Bunların tamamı Allah' ın tasarrufunda olan hususlardır. Peygamber' ine vermediği yetkiyi biz kullarına vermeyeceğine göre; bizlerin bu yanlışları işleyenlere, zorla, doğru bildiklerimizi empoze etmemiz(tdk. dayatmamız) gerekmez. Zira herkes, cüz' î iradesi ile kulluk eder veya etmez. Kulların bileceği iştir. Cennet ve Cehennem de bunun için var edilmiş olacaktır. Âhiret hayatında, Kıyamet sonrası, Cennet ve Cehennem' in yaratılacağını bildiren Allah' ın bu bildirimine kulak vermeyenlere sözümüz de olamaz.

           Vesselâm(işte bu kadar/ son söz budur/ sözün özü budur. tdk).

           Saygılarımla. 17.11.2020 00:53
5
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / CAMİ VAAZLARI VE İMAM VE MÜEZZİNLER
« Son İleti Gönderen: is Kasım 08, 2020, 05:09:29 ÖS »
CAMİ VAAZLARI VE İMAM VE MÜEZZİNLER

           Her cuma vaktinde, Müslüman' lar camilere akın ederler. Cumanın kılınması Âyet- i Kerîme ile sabittir. 62. Cuma Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(555. Sayfa): “9. Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Burada "Cuma Namazı" nın farziyeti açıkça görülmektedir.

           Bugünlerde imamlar cuma namazları için vaaz hazırlamazlar. Diyanetin sitesinde görüldüğü üzere, her cuma gününün vaazları komprime vaziyette, "diyanet.gov.tr" sitesinde hazırdır. Bu vaazları okuyup geçerler. Günlük namazlar öncesi, eski zamanlarda vaaz vererek, namaz vaktine kadar cemaate dinî kuralları öğreten imamlar şimdilerde kalmamıştır.

           Bilgiden uzak imamlığın esâmesini kim okur? Sizlerin mantığına kalmıştır. İmamlar önder olması gereken kimselerdir. Ancak zamanımızda, önderlik bir tarafa, suya sabuna dokunmadan yaşayabilmektedirler. Günde toplam iki saat mesai harcayarak; lojmanlarda/ çalıştırdıkları iş yerlerinde

(imamların bir kısmı böyledir. Namaz kıldırdıktan sonra, cübbesini cemaatten önce soyunarak, bulunduğu şehirde ki işlerine koşan imamlar da vardır.)

vakitlerini geçiren kimseler haline gelmişlerdir. Bu kazanç dinimizin helâl kazanç dediği kazanç grubuna girer mi? Takdir okuyucularındır. Mantık sahibi her insan bilir ki, emeksiz kazanç helâl değildir. Helâl olabilmesi için o ücretin "hak edilmesi" gerekir. Hak edilmeyen ücretin Allah katında sorumluluğu vardır. Peki! İmamlar bu aldıkları ücretlerini nasıl helâl kazanç haline getirebilirler? İşte burada şahısların kendi gayretleri devreye girer.

           Zannediyorum Diyanet teşkilâtı da imam ve müezzinlere, câmilerde namaz bittikten sonra çekip gidin lojmanlarınıza demez(Zannediyorum. Aslı nedir araştırmadım). Eski imamlar cemaatin sorularını cevaplamak için can atarlardı. Sorulan sorulara, hevesle ve istekle öyle güzel karşılıklar verirlerdi ki; cemaatte saygı uyandırırlardı. Yeri gelmişken anlatayım:

           Bir zamanlar bir şehrin kuyumcular çarşısında, 30-35 yaşlarında bir kuyumcu genç:

           -Beyefendi ben şuradan kazandığım paranın  helâl mi, haram mı olduğunu bilemiyorum. Bu mesleği bırakmayı bile düşünüyorum. Dediğini hiç unutmuyorum. Bu kuyumcuya girmeden önce, karşıdaki kuyumcudan sorduğum çeyrek altın fiyatlarını alırken, benden önce kuyumcuya gelmiş olan bir kadın, kuyumcuya yüksek sesle, şöyle sesleniyordu:

           -Beyefendi sizden bu bilezikleri bugün 2 saat önce buradan, sizden, aldım. Geri vermek istedim. Sizin verdiğiniz geri alım fiyatı, ödediğim paranın neredeyse yarısına yakın. Ödediğim bilezik fiyatından, 2 saat içerisinde, bu kadar düşme hangi akla, mantığa, hangi dine sığar diye, üzüntü içersinde, yüksek sesle sesleniyordu. Demek ki, bazı kuyumculardaki bu örneğe bakarsak, genç kuyumcunun mesleği terk etme düşüncesindeki gerçeği gözler önüne sermiş oluruz.

           Eski zamanlarda(çocukluğumda) imamlar, namaz bittikten sonra, huşû içerisinde mihrabın önünde, yüzleri cemaate dönük(tesbih çekmek için, yüzlerini cemaate dönmüşlerdir) oturup beklerler. Son cemaat çıkıncaya kadar mihraptan ayrılmazlar. Son cemaat çıkmadan önce soru sormak isteyenler varsa, onların sorularını cevaplarlar. Soru soran kimse teşekkür ettikten sonra, imam efendi de cübbesini çıkararak, müezzinle birlikte, câmi' den çıkarlar.

           Nerede kaldı bu imamlar? Nereye gitti bu müezzinler?

           Hatırlıyorum. Çocukluğumda imamlar devletten maaş almazlardı. Cemaatten yılda bir kere topladıkları para/ yiyecek v.s. ile geçinirlerdi. İmam ve müezzinlere maaş bağlandı. Bu günlere gelindiğinde ise, ezan okunduğunda camilere teşrif edebilen imamlar haline geldiler. Gayretli, hâlâ cemaate bir şeyler öğretebilmek için çırpınan imamlarımızı yukarıda anlattığım kategoriden ayrı tutarım. Onları tenzih ederim. Camilerinin tüm ihtiyaçları için ve çevrelerindeki yoksullar için, gün boyu koşuşturan imamlarımız da var; müezzinlerimiz de. Herkes çevresindeki camilerde görev yapan gayretli imam ve müezzinlerimizi görmektedir. Bilmektedir. İmamlar bilindiği üzere örnek insanlar olmak durumundadırlar. Bu tür imamların ellerinden hürmetle ve muhabbetle öperim. Allah sayılarını artırsın. İnşallah!

           Sözümüz, yanlışlarda gezen, ezan okununca camiye, lütfen teşrif eden imam/ müezzinleredir. Burada belirtmek istemedim. Ancak söylememde yarar var. Bazı imam ve müezzinlerin işleri o kadar çok çıkar ki, durmadan, hazır cemaatten imamlık heveslilerinin cemaate imamlık etme fırsatları doğar. Bunlara imamlığı/ müezzinliği havale etmeleri, "huy sıkmış" tır. Devamlı mazeretleri vardır. Yedek cemaatlere namazları kıldırma fırsatı verirler. Bunun takip edilmesi, Diyanet teşkilâtının görevleri arasında olup; mutlaka bu tür görevlilerin takibi yapılmalıdır. Ümidindeyiz.

           Güzelliklerin tüm meslek guruplarında yer etmesi dileklerimle.

           Saygılarımla. 08.11.2020 12:56
6
Sanat ve Sanatkarlarımız / HERKES SANATKÂR OLABİLİR
« Son İleti Gönderen: is Kasım 08, 2020, 01:58:27 ÖS »
HERKES SANATKÂR OLABİLİR Mİ?

           Elbette herkes, yaptığı işe göre, sanatkâr kategorisine girmeye hak kazanabilir. Sanatkârlar sadece belli sanatları yapan kimseler değildir. Bir işi yaparken, o işin gereğini yerine getiren herkes "sanatçı" ünvanına hak kazanır. Sanatkârlar sanatlarını icra ederken, sanatlarının gereğini toplumun isteklerine göre/ genel kanun kaidelere göre/ genel ahlâka göre icra ederler. Sanatlarının gereğine göre sanat icra etmeyen kimselere sanatkâr denilemez. Olsa olsa, o sanatı istismar eden kimseler olarak değerlendirilirler.

           Öğretmenler birer sanatkârdır. Sanatlarının asıl muhatabı gençlerimiz, çocuklarımızdır. Öğretmenlerimiz, usta bir heykeltıraş gibi, bir bina kuran mimar gibi, gençlerimizin, çocuklarımızın bilgi dünyalarını, sosyal yaşantıda kazanacakları yeri belirlemede en önde gelen sanatkârlardır. Bu öğretmen ordusuna eğitmenler, öğretmenler denir. Sanatkârlığın zirvesindedirler.

           Elbette görevlerini lâyıkı ile yapanlaradır bu sözlerimiz. Bütün öğretmenlerimizin faydalı olabilmeleri için, devlet okullarında ki başarılarına göre ücret belirlemesi yapılarak, çok mükemmel görev yapan öğretmenlerimizin haklarının kendilerine verilebilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, gitgide öğretmenlerin kalitesi düşecek; eğitim ordusu, "boş vermişler ordusu" haline dönüşecektir.

           Öğretmenlerin, kesinlikle, "PERFORMANSLARINA GÖRE ÜCRET SİSTEMİ" ne geçirilmeleri gerekir. Aksi takdirde, kendini öğrencilerine adayan öğretmenler ile, "lâf olsun zaman dolsun" tarzında görev yapan öğretmenlerin, aynı kefeye konulmaları; kalitesizliğin her geçen gün artarak, eğitim- öğretimimizin kalitesizleşmesine sebep olabileceklerinin unutulmaması gerekmektedir.

           " PERFORMANSLARINA GÖRE ÜCRET SİSTEMİ" nin tatbikata geçirilmesi/ hayatiyet kazandırılması zor bir şey midir? Hayır. Gayet kolaydır.

           Zorluk neresindedir bu sistemin? Zorluk bu sistemi ülkemize kazandırmak isteyen beyinlerin/ devlet adamlarının karar vermelerinin, en kısa zamanda olmasının, gerekliliğidir.

           Sözlerle her şey yapılabilir. Söz verilir. Arkası gelmez. Arkadaşlar arasında, "lâfla peynir gemisi yürümez" derdik, çocukken, gerçekten lâfla hiçbir şey yapılmıyor. Yapılamıyor. Tatbikata geçilmeden işler yerine oturtulamıyor. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı' nın öncelikle bu sistemi uygulama kararını vermesi gerekir. Gerisi "çorap söküğü" gibi gelir. Bu sistem faydalı olabileceği için, tercih edilmesi gereken bir sistem olarak düşünülmelidir.

           Hiç kimse, kanun/ kaidelerin zorlaması olmadan mükemmele ulaşmak için gayret sarf etmez. Elbette mükemmeli bulmuş, kendini eğitim/ öğretime adamış öğretmenlerimiz, istisna da olsa, çıkabilir. Bunlar gazetelerde, televizyonlarda gündeme getirilirler. Zira bu tür fedakârlığı şiar edinmiş öğretmenlerimiz istisna olarak, çok az da olsa, çıkabilir. Sadece kendi gayretleriyle, birçok genci spora, sanata hazırlamak için imkânlarını zorlamış öğretmenlere, az da olsa, rastlamaktayız. Bu öğretmenlerin gayretleriyle, bir çok gencimiz çeşitli sanatlara ısınmış olarak, yaşantılarında, edindikleri bu sanatlarının semeresini toplayabilmekte, maddî, manevî faydalar elde edebilmektedirler.

           Sanatkâr olmak, sanat aşkının o kimselere aşılanmasıyla mümkündür. Bunu başaran genç sanatkârlarımıza, bunlara sanat sevgisini aşılayan eğitimci kadrolarına şükran borçluyuz.

           Sanatkârlarımızın artması için fırsat verilecek o kadar çok gencimiz vardır ki, devlet adamlarımıza, "hodri meydan" diyorum ve ilâve ediyorum:

           GENÇLERİN SANATA YÖNELEBİLMELERİ İÇİN, İMKÂNLARI ÖNLERİNE SERMEK SİZ BÜYÜKLERİNİN GÖREVİDİR. MİLLETİNİZE OLAN VEFA BORCUNUZUN ÖDENMESİ İÇİN FIRSATTIR. Diyorum.

           Nice sanatkârların yetiştirilmesi için devlet imkânlarının seferber edilmesi dileklerimle.

           Saygılarımla. 08.11.2020 13:40
7
Kur' ân- ı Kerim Mucizeleri / KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN MÛCİZELER(1)
« Son İleti Gönderen: is Ekim 02, 2020, 09:10:08 ÖS »
KUR' ÂN- I KERÎM'DE BİLDİRİLEN  MÛCİZELER VE
ÖNEMLİ HATIRLATMALAR(1):



           ALLAH İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’ A BÜYÜK BİR KURBANLIK FİDYE VERDİ:
           37. Sâffât Sûresi  (100.- 111.) Âyet- i Kerîmeler(450.451. Sayfa):
           “107. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.”

           İbrahim Aleyhisselâm' a verilen kurbanlık koyun fidyesi, Allah' ın bir mûcize' sidir. Zira İbrahim Aleyhisselâm sözüne sadık kalarak, oğlu İsmail' i Allah' a kurban etmek üzere dağa götürdüğünde, Allah sadakatının karşılığında, fidye olarak kurbanlık göndermiştir. Kurban edeceği oğlu ile dağa çıkması esnasında, yanlarında kurbanlık koyun götürdüklerini düşünmek, her halde doğru bir mantık olmaz. Zira kurbanlığın orada işi olamaz. Allah' a sadakatla bağlanmış olan İbrahim Peygamber ve oğlu' nun sadakatlarının gereği olarak Allah kurbanı, bir hediye olarak, bulundukları dağa, yanlarına, getirmiştir.

           ALLAH PEYGAMBERLERİNE MÛCİZELER VERİR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 48. 49. Âyet- i Kerîme(57. Sayfa):
           “48- Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.”

           “49- Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm."

           Allah, İsa(a.s.)’ a:
           Kitab okumayı ve yazmayı,
           Hikmeti,
           Tevrat ve İncil’ i öğretti.

           Allah, İsa(a.s.)’ a mûcizeler verdi:
           Kuş biçiminde çamura, üfleyince kuş oldu.
           Anadan doğma körü iyileştirdi.
           Anadan doğma alacalıyı iyileştirdi.
           Ölüleri diriltti.
           Evlerde ne yiyor, ne biriktiriyorlarsa haber verdi.
           Bunlar Allah’ ın Peygamberi İsa’ ya verdiği mûcizelerdir.

           ASHAB-I KEHF MAĞARADA 309 YIL KALDILAR:
           18. Kehf Sûresi 25. Âyet- i Kerîme(297. Sayfa):
           "25- Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir."

           18. Kehf Sûresi 13. Âyet' inde, "Hakikaten onlar, Rabb' lerine iman eden birkaç genç idi." dediği gençlerin 300+ 9 yıl kadar kaldıklarını bildirmiştir.

           Ashab- ı Kehf' in 309 yıl uyutulması:

           -Öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve
           -Kıyamet Günü' nden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için Allah tarafından gerçekleştirilmiş bir mûcize' dir.   

           DAVUT’ A DA ZEBUR’ U VERDİK:
           17. İsrâ Sûresi 55. Âyet- i Kerîme(288. Sayfa):
           “55. Rabbin göklerde ve yerde olan kimselerin hepsini en iyi bilendir. Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik.”

           Bilindiği üzere, Allah' ın Peygamberlerine indirdiği Kutsal Kitaplar birer mûcize' dir.

           ZEBUR TEVRAT’ TAN SONRA NAZİL OLMUŞTUR:
           21. Enbiyâ Sûresi 105. Âyet- i Kerîme(332. Sayfa):

           DENİZİN YARILMASI, ALLAH' IN MUSA ALEYHİSSELÂM' A VERDİĞİ BİR MÛCİZEDİR:
           2. Bakara Sûresi 50. Âyet- i Kerîme(9. Sayfa):
           "50. Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun’un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuz."

           Denizin yarılıp, Firavun' un askerleriyle birlikte boğulmaları, Allah' ın Musa Aleyhisselâm' a verdiği bir mûcizedir. Bu mûcize

(Allah suyu yarıp Musa Aleyhisselâm ve bağlılarının geçmelerinden sonra, Firavun' un, askerleriyle birlikte, suyu geçerken boğulmaları)

olmasaydı, Bugün İsriloğulları diye bir kavim bulunmayacaktı. Firavun onları yok edecekti. Bu olayın Kur' ân- ı Kerîm' de bildirilmesi, Kur' ân' ın bir "Mûcize Kutsal Kitap" olduğunun delilidir. Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?

           Kureyşlilerin, "Kur' ân- ı Kerîm' i Muhammed yazdı" demeleri, ne kadar akıl, mantık işidir. Takdir, okuyanlarındır. Zira Muhammed(s.a.v.) bulunduğu yerden, hem de ümmî olduğu halde, binlerce sene öncesinde gerçekleşen bu mûcizeleri bilmesi mümkün değildir. Allah tarafından gönderilen Kur' ân- ı Kerîm' in bildirdiği bu olaylar birer mûcize olarak, Muhammed(s.a.v.)' in Peygamberliği' nin ispatı anlamına gelir. Zira Allah, Peygamberlerine Mûcize' ler verir.

           DENİZDE KOCA DAĞLAR GİBİ YÜKSELEN GEMİLER DE O’ NUNDUR:
           55. Rahmân Sûresi 24. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):
           “24. Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.”

           42. Şûrâ Sûresi 32. Âyet- i Kerîme(488. Sayfa):
           *55. Rahmân Sûresi 24. Âyet- i Kerîme(533. Sayfa):


           Koca dağlar gibi gemiler, araştırıldığında, 1400 yıl öncesinde, ancak 30- 40 metre uzunluğunda gemiler mevcuttur. Bu ifadenin Allah’ ın bir mucizesi olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Zira "KOCA DAĞLAR GİBİ YÜKSELEN GEMİLER" ancak, 20. Yüzyıldan itibaren, bugünlerde söz konusudur. Aksini iddia etmek mümkün değildir. Zira Kur’ an’ ın indirildiği 6. Yüzyılda gemiler 30- 40 metre uzunlukta olup; bu günlerde transatlantik denilen, koca dağlar gibi gemilerin boyları 600 metre’ ye ulaşmış durumdadır.
Allah her şeye Kâdir’ dir. 

           1400 sene öncesinde dağlar gibi gemiler yoktur. Ancak bu günlerde dağlar gibi transatlantikler üretilmiştir.

           Bu Âyet Allah’ ın, 16. Nahl Sûresi 8. Âyet- i Kerîmesi çerçevesinde anlam kazanmaktadır:

           ALLAH, ŞU ANDA BİLEMEYECEĞİNİZ DAHA NİCE ŞEYLER YARATACAKTIR:
           16. Nahl Sûresi 8. Âyet- i Kerîme(269. Sayfa):
           "8...Ve şu anda bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratacak" demesi, gelecekte yapılan tüm icatların, buluşların Allah’ ın bilgisi dâhilinde olduğunun ispatıdır. Biz bilemesek de, Allah(c.c.) bilmektedir.

           DENİZLERDE YÜCE DAĞLAR GİBİ GEMİLERİN YÜRÜMESİ DE O’ NUN KUDRETİNİN DELİLLERİNDENDİR:
           42. Şûrâ Sûresi 32. Âyet- i Kerîme(488. Sayfa):
           “32. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O’nun kudretinin delillerindendir.”

           Bir önce izah edilen "koca dağlar gibi yükselen gemiler de O' nundur." 55. Rahman Sûresinde izah edildiği gibi, bu Âyet de mûcizelerdendir.

           Saygılarımla. 02.10.2020 09:10
8
Dini Konular/ Manevî Değerlerimiz / YARADILIŞI İNKÂR EDEBİLİR MİSİN?
« Son İleti Gönderen: is Eylül 24, 2020, 12:55:34 ÖS »
YARADILIŞI İNKÂR EDEBİLİR MİSİN?
KENDİNİ KONTROL ET


           Yaradılışı inkâr edebilir misin? Kendini kontrol et.
Kâinat 15 milyar yıl önce, büyük patlama ile yaratıldı. Diyelim ki:
Kendi kendine oluştu. Hani yazıyorlar ya!
 
           Milyarlarca yıl önce, elementler, tesadüf eseri karışarak, canlıları oluşturmuşlar ya! O zamandan beri tek hücreli canlılardan çok hücreli hayvanlara, oradan da başkalaşımla insanlara geçilmiş ya!

           Kim inanacak bu mantık ötesi açıklamaya? İlimle irfanla bu açıklama bağdaşmaz. Her hangi bir mantık şaşkını bile bu zırvaya inanmaz. Zira, milyonlarca yıl öncesinin fosilleri, şimdiki canlıların aynı boyutlardadır. Fosillerde bir farklılık yok ise; hiçbir akıl sahibi, canlılar tesadüfen oluştu; başkalaşımla, tek hücrelilerden çok hücrelilere, oradan da başkalaşımla insana gelindi diyemezler. Deseler de kimse inanmaz. Şu anda bu zırvaları, bilim adamları dahi kabul etmemektedirler. Maymundan gelen insan teorisini ilim adamları tümden çöpe atmışlardır.

           Bazı aklı- evveller diyecekler ki:

           -Sen kim oluyorsun ki, Darwin gibi bir bilim adamının teorilerini çöpe atma cüretini gösterebiliyorsun? Haklısın saygı değer okuyucu. Çok haklısın. Ben kimim ki? Darwin' in ilmî çalışmalarının dökümünü yapıp şu doğru, bu eğri deme hakkına sahip değilim. Ancak "BAŞKALAŞIM TEORİSİ" dedikleri teorinin yanlışlığını konuşma hakkına sahibim. Zira bilim adamları bu teoriyi olduğu gibi inkâr etmektedirler. Bu nedenle, bilim adamlarının tezlerine dayanarak yazıyorum. Bilim adamlarıdır, Darwin' in teorisini çöpe atanlar; ben değil. Oku. Araştır. Lütfen!

           Ben insanı insan kabul eden; tüm mevcudatın insan olsun, hayvan olsun, bitkiler, böcekler olsun, her canlının sevgi ile var olabileceğini savunan; kimsenin kalbini kırmamaya çalışan; haddini aşmamanın erdem olduğunu bilen(hatalarım olsa da) bir garip kulum. Senin gibi gözlerini kapatıp, her denilene, her söylenene inanan bir kimse değilim. Öyle bir garibim işte. Yukarıda yazdık. Okudun. Yine yazıyorum. Tüm bilim adamlarının çoğunluğu:

           1-) "Başkalaşım teorisi" ni çöpe attıklarını;

           2-) Darwin' cilerin, tezlerini doğrulaması için onlarca/ belki yüzlerce sahte/ uyduruk fosil düzenlemesi yaptıklarını;

(1912 yılında C. Dawson' ın, İngiltere' de bir fosil bulduğunu, bunun insan kafatası fosili olduğunu bildirdiği halde; son yıllarda bir Alman heyeti, bu fosilin kafatasının, insan kafatası olduğu halde, çenesine maymun çenesi taktıkları, buna da insan dişleri koyduklarını)

bildiren bilim adamlarının, bu fosilin uydurma fosil olduğunu kanıtladıkları ortaya çıkmıştır. Bunun gibi uyduruk birçok örnek ileri sürmüşler, ancak hepsinin uydurma fosiller olduğu ortaya ilim adamlarınca konulmuştur.

           3-) Yaratıcı' ya karşı oldukları için, Yaratan'a karşı kendiliğinden/ elementlerin tesadüfen canlı oluşturduklarını iddia ettikleri halde, bu palavralara kananlar kafilesine bazı kimselerin katılabileceği bir gerçektir. Her teori kendine birilerini bağlar. Mantıklı olsa da; olmasa da.

           Mantığımıza güvenerek, tüm yaratılmış olan her şeyi, tesadüfen oldu diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Mevcut çoğu şeyler ilmin, bilimin öngörüleriyle hayat bulmuş varlık haline getirilmişlerdir. Kendiliğinden oluşacak bir tek sayfa kâğıt, ya da bir tek kalem var olabilir mi? Gülmeyiniz lütfen!

           İnsanın yaratılışını inkâr etmek mümkün mü? İlim adamları yüz yıllardır, insanoğlunun biyolojisini inceleyerek, ilimde yol almaya çalıştıkça, önlerine nice sorular çıkmakta; bu soruların cevaplanmasında çaresiz kaldıklarını her bilim insanı takdir edebilmektedir. Bu durumda insana, kendi kendine tesadüflerle oluşan tek hücreli canlılardan başkalaşımla meydana geldi diyebilir miyiz? Dersek hangi mantıklı akıl sahibi bunu kabul eder?

           İnkârcıların, sırf "Allah yaratmadı" demek için bu kadar oyunculuğa, maskaralığa, aklı başında hiçbir insanın inanması mümkün görülmemektedir. Bir asistanım vardı. Şu anda bile başkalaşım teorisini destekler halde.Yaşı geldi yetmişlere. Âhirete intikal ettiğinde gerçeği gösterecekler ve "senin Yaratan' ı inkâr için yaptığın bunca maskaralıkların cezasını çek" diyecekler. Allah her şaşkını şaşkınlığından uzaklaştırıp akıllarını başlarına, ölmeden önce, getirsin. Allah cümlesini ıslah etsin.

           Doğa dedikleri tabiat, kâinattaki bütün yıldızları, güneş sistemlerini tesadüfen oluşturmuş; tesadüfen yörüngelerini çizmiş; tüm gök cisimlerini, güneşi, ay' ı ve yıldızları oluşturup tesadüfen yörüngelerine oturtmuş. Yazarken gülmek  geliyor içimden, ancak gülmüyorum; acı acı düşünüp, üzülüyorum. Bu kadar, "mantıklı düşünceye sahip" olduklarını söyleyebilecek olan bu kimselerin, mantık ötesi düşüncelere kapılmalarına bir anlam veremiyorum ve:

           "Rabb' im gözlerini aç bu insanların" diye dua etmekten başka, elimden bir şey gelmiyor. Zira "mantıklıyım" deyip; "mantıksızlıkla yaşamak" nasıl bir duygudur? Nasıl bir yaşam tarzıdır. Benim aklım almıyor. Aklı alan söylesin.

           Doğa yarattı. Ne doğası? "Yaratılmış olan" tüm mevcudatın(kâinatta mevcut her şeyin), aklı, mantığı olmayan tabiat tarafından yaratıldığına inanılması kadar ilimden, irfandan uzak bir düşünce tarzı olabilir mi? Tamam. İnanmayabilirsin, ama biraz iz' anınız olsun. Biraz insafınız olsun.  Biraz mantığınız olsun. Biraz kendi kendine düşünme potansiyeliniz olsun be kardeşim! Dolduruşa gelip; sana mantık diye ileri sürdükleri tezleri, lütfen akıl süzgecinden geçir, ona göre karar ver. Hiç aklı olmayan tabiat, mûcize yaratılışta evrenin hangi birini yaratabilir?

           Lütfen aklınızı başınıza alınız ve Âhirete göçmeden(elbette inanıyorsanız. İnanmayana bunları anlatmam söz konusu olamaz) kendinize geliniz. Herkes kendi yolunu çizer. Doğrudur. Âyet- i Kerîme' de Allah' ın ifade ettiği gibi:

           "İnsanlar kendi kendilerine zulmederler."

           Kendi kendine zulmetmeyen kimselerin, sağlam dallara sarıldıklarını görmek, dileklerimle.

           Saygılarımla. 24.09.2020 12:29
9
Gıdalarımızdaki Tehlikeler / GIDALARDA KATKI MADDELERİ
« Son İleti Gönderen: is Eylül 24, 2020, 12:18:04 ÖÖ »
GIDALARDA KATKI MADDELERİ

     
10
Hastalıklarımız / KIYAMET GÜNÜ
« Son İleti Gönderen: is Eylül 21, 2020, 05:07:57 ÖS »
KIYAMET GÜNÜ

           2. Bakara Sûresi 254. Âyet- i Kerîme(43. Sayfa):

          “254- Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.”
 
           KIYAMET GÜNÜ SİZE VERDİĞİMİZ RIZIKLARDAN ALLAH YOLUNDA HARCAYIN:

           KIYAMET GÜNÜ:

           Hiçbir alışverişin,
           Hiçbir dostluğun,
           Hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün' dür.

           Sizlere verilen rızıklardan Allah yolunda harcanmasının, kıyamet gelmeden önce yapılmasında fayda olduğu için, bu şekilde Âyet ile bildirilmiştir.

           Öyle bir günün haberi verilmektedir ki, o gün:
           Hiçbir alışveriş olmayacaktır.
           Hiçbir dostluk bulunmayacaktır.
           Hiçbir şefaat kabul edilmeyecektir. O halde:

           Bu günlerde yaşanan korona virüs pandemisiyle, evlere kapanan insanların, bu târif edilen günden farkı yok gibidir. Aynen kıyametin olduğu günde olanlar gibi, ders almak için sebebimiz çoktur. Korona pandemisi de böyle bir günü hatırlatmak için bir vesile olmuştur.

           Bizlere verilen rızıklardan, yukarıdaki Âyet- i Kerîme’ de belirtildiği üzere, Allah yolunda harcanması istenmektedir. "Kâfirlerin zâlim olduklarının" ifade edilmesi, bu Âyet gereği, Allah  yolunda harcamayacaklarını bilen(gelecekte olanları önceden bildiği için) Allah, bu kimseleri, zâlim olarak değerlendirmektedir. Burada tüm insanların kader hücrelerindeki(Levh- i Mahfuz' da ki) bilgilerin muhafazası akla gelmektedir.

           Levh- i Mahfuz' da bu bilgiler(Allah' ın önceden bildiği bilgiler olması nedeniyle) toplanmakta, insanların ve cinlerin yaratılması ile, bu kimseler hakkında ki hayat boyu yapılanların dökümü diyebileceğimiz bilgiler, Açık bir Kütük' te/ Levh- i Mahfuz' da toplanmak üzere  depolanmakta, kıyamet gününe kadar bu bilgiler saklanmaktadır. Bu nedenle insanların bir kısmının zâlim olduklarını bilen Allah, kâfirleri, "zâlim" olarak önceden bildirebilmektedir.

           Kıyamet günü geldiğinde, herkes aynı seviyede olacak, hiç kimse ayrıcalıklı olmayacaktır. Dünyalık işlerde geçen torpillerin, rüşvetlerin, kayırmaların, akrabalık ilişkilerinin hiçbiri fayda vermeyecek; insanlar yaptıkları fiillerle, kazandıkları sevaplarıyla mizana tâbî tutulacaklardır. Kazandıkları fazla olanlarla, kazandıkları az olan/ kazanamayanların dereceleri Allah katında farklı olacak; neticede Cennet/ Cehennem' e hak kazanmış olarak hak ettikleri yerlere gönderileceklerdir.

           İşte Kıyamet, bu derecelendirmeleri, bu kazanan/ kaybedenleri gündeme getirilmesi için, dünyanın defterinin kapatılmasına vesile olan bir olaydır. İnsanların bu güne hazırlanmaları, akıllı olmalarının gereğini yerine getirmeleriyle mümkündür. Aklını kullanmayanların Kıyamet günü hüsrana uğrayacakları, çeşitli Âyet' lerle sık sık tekrarlanmıştır. Bu kadar tekrarlardan sonra, hâlâ akıllanmamış, insanların haklarını gasp eder, zulümle anılır olmalarını anlamak mümkün değildir. Zira aklı olanın azaba uğramayacağı, aklını kullanmayanların zararda oldukları bilinen bir gerçektir.

           Burada yazılanlar, Allah' a görmediği halde iman etmiş olanlara bir şey ifade eder. İnanmayanların düşünmeleri için bir fırsattır.

           İnanmayanlar kendileri isterlerse, bu fırsattan faydalanmaları için hâlâ zamanları vardır. Akıllarını kullanarak doğru yolu

(Allah' ın Kur' ân- ı Kerîmi' ndeki Âyet' lerle târif ettiği doğru yolu)

bulmaları için bu fırsatlardan faydalanmaları, kendilerinin inisiyatifinde olan bir husustur.

           Saygılarımla. 21.09.2020 14:39

           ÖNEMLİ NOT: Kur' ân- ı Kerîm Âyet' leri Elmalılı Ahmed Hamdi Yazır' ın Kur' ân- ı Kerîm Meâli' nden alınmadır.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10