Gönderen Konu: MASALCI' DAN İNCİLER(4)- KİTAPLARIN İNTİKAMI  (Okunma sayısı 62536 defa)

is

  • Ziyaretçi
MASALCI' DAN İNCİLER(4)- KİTAPLARIN İNTİKAMI
« : Temmuz 23, 2009, 09:17:29 ÖS »
KİTAPLARIN İNTİKAMI

           Bir varmış; bir yokmuş. Eski zamanlardan birinde, bir yerlerde, Yağmur adında küçük bir kız yaşarmış. Çok güzel sarı saçları, boncuk mavisi gözleri varmış. Akıllı mı, akıllı; güzel mi, güzel, çok da sevgi dolu bir kızmış. Kendisi kadar güzel 4 tanede ablası varmış. Ablalarının hepsi de onu çok severlermiş.

           Güzel Yağmur, ablalarının aşırı sevgisinden biraz şımarmış olacak ki; günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladıkça, Yağmur’ un akıllı oluşundan pek eser kalmamaya başlamış. İnsanlarla münasebetlerinde, onlara karşı yaptığı güzel hareketlerini unutuyor, güzel huylarını yavaş yavaş terk ediyor; insanlarla münasebetlerini sınırlıyor; insanların içine çıkmamaya; misafir olarak gelenlere, bir “hoş geldiniz” demeye bile uzak duruyormuş. Yaz tatillerinde hiç ders çalışmıyor; kitap okumaktan zevk alan Yağmur, kitap okumaz hale geliyormuş. Sürekli dışarıda oynamak suretiyle günlerini geçiriyor. Eve geldiğinde ise, çizgi film izlemekten başka bir iş yapmıyormuş. 

           Hiç kitap okumadığı için de, güzel Yağmur’ un, kendi gibi güzel davranışları, onu teker teker terk etmeye başlamış. Neden mi? Çünkü dolabına dizip kapaklarını bile açmadığı kitapları ona küsmüşler ve ona verdikleri bilgileri geri almaya başlamışlar da ondan.


           Herkesin okumadığında, bilgilerini yavaş yavaş kaybettiği gibi, bu güne kadar edindiği bilgileri ve insanlara karşı olan güzel davranışlarını, Yağmur da kaybediyormuş. Nasıl mı? Anlatalım:

           Yağmur sabahları “günaydın” denmesi gerektiğini unutmuş. Her gün yataktan kalktığında, herkese “günaydın” diyen Yağmur, artık “günaydın” demez olmuş. Yatağından kalktığında, ablalarına:

           -Günaydın canım ablalarım, nasılsınız? Hayırlı sabahlar, diyen Yağmur, bu güzel dileklerini unuttuğu için, hiçbir şey söylemeden televizyonun karşısına geçip kumandayı alarak televizyon seyretmeye başlıyormuş.

           Dışarıdan eve geldiğinde, ellerini yıkaması gerektiğini de unutmuş. Her gün sabah kalktığında ellerini ve yüzünü yıkayan Yağmur, ellerini yıkamadan kahvaltıya ya da yemeğe oturur olmuş. Bu yanlış davranışı sonucunda Yağmur’ un yüzünde ve ellerinde çıbanlar çıkmaya başlamış. Yıkamadığı ellerinden gözleri mikrop kapmış. Gözlerinin güzelliği gitmiş; devamlı göz ağrısı ile, Yağmur’ un hayatı zehir olmuş. Ama o yine de akıllanmamış. Yağmur, ellerini ve yüzünü yıkamayı devamlı ihmal ediyor. “Aman canım! Ellerimde bir şey yok ki” diyormuş. Halbuki ellerinde bulunan milyonlarca mikrobun, bakıldığında gözle görülemeyeceğini; zira mikropların gözle görülemeyecek kadar küçük canlı organizmalar olduğunu kitaplardan okuduğu halde; edindiği bu bilgilerini unutmaya başladığı için, bilemiyormuş. Bu mikropların ellerin yıkanması/ sabunlanması ile ellerimizden uzaklaşacağını aklına bile getiremez olmuş.

           Yağmur, insanlara yapılan ağır şakaların, bu şakaları yapanları ne kadar kötü sonuçlara götürebileceğini de unutmuş. Yağmur’un başkalarına yapılan şakalarda aşırıya kaçma/ kandırma huyu da ortaya çıkıvermiş. Bir öğle vakti dışarıda oynarken, aklına gelen muzipliği arkadaşları Zeki ve Recep’e usulca fısıldamış:

           -Haydi! Dilara’nın annesini kandıralım, demiş. Yanlış işlerde arkadaşlarına uymamaları gerektiğini unutuveren, Zeki ile Recep de bu kandırmacaya katılmışlar. Yağmur’u ikaz edip; “olmaz böyle bir kandırmaca, sonu kötü olabilir” dememişler. Yağmur yapılmaması gereken bir plan yapmış ve arkadaşlarını da ikna edip, Dilaraların kapısını çalmış:

           Kapıya Dilara’nın annesi çıkmış ve yağmur ona demiş ki :

           -Filiz teyze! Filiz teyze! Hemen koş. Dilara ağaçtan düştü her tarafı kanadı. Bunu duyan Filiz teyze, kızının başına çok kötü şeyler geldiğini düşünerek oracıkta bayılıvermiş.

           Yağmur ve arkadaşları Zeki ile Recep, kadıncağızı o halde görünce çok korkmuşlar ve bağırmaya başlamışlar. Onların seslerine apartmanda ki diğer komşular çıkmışlar. Komşu kızı Sedalarda oynayan Dilara, sesleri duyunca koşup gelmiş. Yaşça Yağmur’ dan küçük olan Dilara annesini yerde görünce hıçkırıklarla ağlamaya başlamış.

           Komşuların yardımı ile ayıltılan Filiz teyze, kızını yanı başında görünce rahatlamış. Yağmur ve arkadaşları için, bu şakanın sonucu, hiçte iyi olmamış. Gerçekler ortaya çıkmış. Bütün olanlar karşısında, şaşkınlıktan ve üzüntüden donup kalan Yağmur ve arkadaşları Zeki ile Recep, Dilaraların binasında komşu olan ve “tonton nine” diye çağırılan, Hasibe Nine’ nin:

           “Terbiyesiz, yaramaz çocuklar” haykırışlarıyla kendilerine gelmişler. Başları önlerinde olan üçlüye kızan binadaki komşuları, tek tek evlerine dağılarak, kapılarını kızgınlık içerisinde kapatmışlar.

           Dilara’nın annesi şaka yapmanın ölçüsünü bilmedikleri için, Dilara’yı, Zeki ve Recep ile bir daha görüştürmek istemediğini söylemiş. Yağmurla birlikte bu yanlış hareketin içerisinde olan Zeki ile Recep’ in anne ve babaları da, bu muzipliği, birer hafta dışarı çıkmama cezası ile cezalandırmışlar.

           Arkadaşsız kalan Yağmur’ un aklı başına ancak birkaç günde gelebilmiş. Önce Dilara’nın annesinden özür dilemiş. Sonra raflarda tozlanmış olan kitaplarına sarılmış. Tatil boyunca her gün 2 saat kitap okumaya karar vermiş ve kararını hiç taviz vermeden/ aksatmadan devam ettirmiş. Neticede kitaplarla arasını düzeltmeyi başarmış. Böylece Yağmur’ un davranışları da düzelmiş.

           Şaka yapmanın kurallarını okuduğu kitapların yazdıkları bilgileri bir kez daha hatırlamış:

           -Şaka, sulu olmamalı. Kimseyi zor durumda bırakacak özellik taşımamalıymış.

           -Şaka, kimsenin zarar görmesine sebep olmamalıymış.

           -Şaka, güzel hareketler çerçevesinden çıkartılmamalıymış.

           -Şaka, dozunda olmalı. Sert, kırıcı, dökücü, şaka yapılanı zor durumda bırakıcı olmamalıymış.

           Bunların hiç akıldan çıkarılmaması gerektiğini, karşı tarafı üzerek öğrenmiş olan Yağmur, bir daha bu tür şakaları yapmaktan kesinlikle vazgeçtiğini, arkadaşları Zeki ve Recep’e de anlatmış. Aldıkları bu ders sonucu, üzülseler de, bir daha böyle bir şaka yapmamaya, üçü birden karar vermişler.

           Onlar yaptıkları bu yanlış hareketten derslerini almışlar. Bizlerin de, böyle şakalarla, insanları üzmemek üzere hareket etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlamamızda fayda varmış.

           Mutluluklarla yaşamanın sırrı, başkalarına karşı yanlış davranışlarda bulunmamaktaymış. 23.07.2009- 21:23
                                                                                                                                                     
Merve Sezgi
« Son Düzenleme: Ağustos 26, 2013, 12:28:25 ÖS Gönderen: is »