Gönderen Konu: SANATKÂR OLMAK  (Okunma sayısı 93833 defa)

is

  • Ziyaretçi
SANATKÂR OLMAK
« : Mayıs 15, 2008, 07:31:21 ÖS »
SANATKÂR OLMAK
23.12.2007 21:23


           Her devirde, bir takım insanlar, ekmek yedikleri ülkelerine hakaret ile, kendilerini, bulunduğu ülkenin dostu olamayacaklara, göz kırpmak bahânesi ile olsa gerek(başka bir sebep düşünemiyorum), bir takım sözler sarf ederler. Doğrudur. Hiçbir millet % 100 mükemmel olmaz. Olamaz. Mükemmellik o ülkelerin genelinde/ çoğunluğunda mevcut ise; o ülkeye mükemmel diyebiliriz. Bu durumda da istisnâlar kaideyi bozmaz. Bu nedenle bir milletin kötülüğünden değil, o millet içerisindeki bir kısım insanların kötülüğünden/ yanlışlarından bahsetmek daha insancıl/ daha doğru olur.

           Bu açıklamadan sonra soruyorum:

           Acaba sanatkâr diye bağrımıza bastığımız bu insanlar, ne hakla, bu milletten vebalı gibi kaçarak, hangi mükemmel saydıkları ülke topraklarında yaşamak isteyeceklerdir?
   
           Sanatkâr diye bağırlara basılan bu insanlar, servet sâhibi, ün sâhibi oldukları bu memlekette, kaç insanımızla ünsiyet kurup; onların niyetlerini anlamaya çalışmışlardır? Kaç insanımızı aydınlatarak; cehâletlerini gidermeye; yanlışlarını düzeltmeleri için onlara fırsat vermeye çalışmışlardır?

           Tabii bu gibi insanlar, cemiyetin örf ve âdetlerinin ötesinde olan alışkanlıklarına, "sanatkâr tavrı" deme yanlışında bulundukları sürece, memleketim insanı ile ünsiyet kurmak bir tarafa; cemiyetten uzak yaşamak, bunlar için asâletin ölçüsü olarak kalmaya devam edecektir. Bu tür sanatkârlar kendi insanlarından ne kadar uzak yaşarlarsa, dışarıda o kadar îitibarlı olacaklarına vehmettikleri için, bu yolu tercih etmekte bir sakınca görmemektedirler. Bu şartlanmışlık sonucu, işin en acı yanı, bu tür "memleket kaçkını sanatkârlar" ın, bünyelerinde/ yapılarında birçok güzellikleri bulabilecekleri birçok insanımızın, bu ülkede bulunabileceğini (dışarıda hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu güzellikte insanları bulamayacaklardır) akıllarının köşesinden bile geçiremeyecek oluşlarıdır.

           İmkân tanınsa, bu memleketin gençleri içinden, fazlasıyla, kendileri gibi sanatkârların çıkabileceğini görebileceklerdir. Bu memleketin sanatkârlarının çokluğunu, Atatürk' ün milletimizi övücü sözlerinde sanatkârlara yaptığı atıftan çıkarabiliriz.

           Hodri meydan! Diyorum. 7- 8 yaşlarında sıradan ele alıp, devletin imkân tanıyacağı çocuklarımızdan, en az yarısının virtüöz seviyesinde olmasa da, belli bir seviyede/ daha üst seviyede sanatını icrâ edebilen sanatkârlar olarak karşımıza çıkabileceklerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ ün ifâde ettiği gibi, kabiliyetli olan milletimizin çocuklarının yetiştirilmesi durumunda, ünlü sanatkârların çıkabileceğini iddia ediyorum. Bu işler imkân meselesi. Devletimizin bursu ile dışarıda okuyup; tuvale boya kovasıyla, boya dökerek resim yapanların da sanatkâr olduğunu iddia edenler çıkmadı mı bu memlekette. Çıktı. Normaldir. Kim ne der ki. O da sanatkârdır. Dışarıdan ödül beklerse, belki bir gün, o da gidiyorum diyebilir.

           Yazdıklarıyla dışarıda büyük ödül alan, ancak insanımızın çoğunluğunun, yazarlığından bile şüphe edilecek kadar yavan olduğu ifade edilen birisi de, bu memleketi terk etmedi mi? Ne yapalım, memleketimizin kaderi bu. Ne diyebiliriz ki? Güle güle demekten başka.
Memleketini terk etmeye meyilli bu insanlara yapılabilecek hiçbir şey yok sanırım.

           Dışarıda, bu memleketi daima dışlayan ve dışlayanları da alkışlayan devletlerin birçoğu, böyle fırsatlar bekledikçe, bu gibi hareketler eksik olmayacaktır. Hayırlısı olsun. Serbest irade işte budur. Demokrasi denilen budur. Herkes hür iradesini kullanır. Serbest iradeleri ile hareket ederler. Kınamayınız lütfen!

           Ben bu memlekette her türlü yanlışlarla cebelleşerek, o yanlışların giderilmesi için uğraşmayı en büyük bir onur sayarak, bu memleketimin toprağında kalmaya devam edenlerin GERÇEK SANATKÂR oldukları kanaatindeyim.

           Canım memleketim! Seni terk etmeyecek çok sanatkârın mevcuttur. Sen çok yaşa! Herkes terk ederse, kim kalıp güzellikleri su yüzüne çıkartmaya çalışacaktır? Kim yanlışlarla, cehaletle savaşacaktır? Özetle:

         Sanatkâr, vefâlıdır.
           Sanatkâr, ahlâklıdır.
           Sanatkâr, cefakârdır.
           Sanatkâr, örnek olandır.
           Sanatkâr, kıymet bilendir.
           Sanatkâr, milletini sevendir.
           Sanatkâr, nefsine uymayandır.
           Sanatkâr, cehâletle savaşandır.
           Sanatkâr, hukuka saygılı olandır.
           Sanatkâr, doğrudan şaşmayandır.
           Sanatkâr, ekmek veren eli ısırmayandır.
           Sanatkâr, örfüne âdetine bağlı kalandır. Velhâsılı,
           Sanatkâr, memleketinden üç kuruşluk dünya hırsları için kaçmayandır.


           Sevgiler gönüllerden eksik olmasın.

           Herkese küsmek, herkesi kınamak çok kolaydır. Ancak "HERKESİ SEVEBİLMEK, EN BÜYÜK SANATTIR VE SANATKÂRLIĞIN ZİRVESİDİR."

           Tüm sanatkârlarımızın bu zirveye ulaşmaları temennilerimle.

           Gerçek Sanatkârlarımıza Saygılarımla…

           ÖNEMLİ NOT: Ben köşemde yazdığım yazılarımın/ yorumlarımın tek harfinin dahi değişmesine rıza gösterecek yapıda bir insan değilim. Yazdıklarımda kanuna, genel ahlâka, insanları çokça kıracak ifâdelere

(biraz dokundurmadan da köşe yazısı/ köşe yazılarına yorum olmaz, sanırım. Zira yapılan hareketlerden kırılmamız, yazdıklarımıza bir nebze haklılık kazandırmaktadır. Kimsenin bizleri(bu milleti) kırmaya hakkı da yoktur, bu milletin değerlerine saldırarak bu milleti çileden çıkarmak da hiç kimsenin ne hakkıdır, ne de görevidir. Sanırım. Bu yorumum kırılmış bir milletin fertlerinden birinin feryadıdır. Bu nedenle yazdıklarımın mâzur görüleceğini takdirlerinize sunarım.)

yer vermem, veremem. Zira ben köşesinden insanları kıracak ifadeler kullanmayı doğru bulanlardan değilim. KÖŞE YAZILARININ GENEL KURALLARININ/ KÖŞE YAZILARINA YORUMLARIN GENEL KURALLARININ,  tek cümlesine bile aykırı, bir ifadem olamaz; olmayacaktır da.


« Son Düzenleme: Kasım 20, 2014, 11:12:36 ÖS Gönderen: is »