Gönderen Konu: GENÇLERLE SOHBET(8)- HAYATI ANLAMA  (Okunma sayısı 27343 defa)

is

  • Ziyaretçi
GENÇLERLE SOHBET(8)- HAYATI ANLAMA
« : Eylül 06, 2010, 03:18:57 ÖÖ »
GENÇLERLE SOHBET ( 8 )- HAYATI ANLAMA

Sevgili Gençler!

           Sizler bugünlere gelirken, ne zorluklarla karşılaştınız ise; aileniz bu zorlukların kat be kat fazlasıyla karşılaşmışlardır. Sizin hayatta tek sıkıntınız vardır. Bu sıkıntının başında, okullarınızı sırasıyla bitirip, hayata atılacak olmanız gelir. Hayatın zorlukları karşısında, ayakta durabilecek yapıda bireyler olma isteğinizi/ hayatın zorluklarına katlanabilecek kimseler olmanız için göstereceğiniz çabaları, sarf edebilecek yapıyı kazanmanız, belli bir zaman aralığında ve belli faktörlerin/ tesirlerin sizi etkilemeleri ile oluşur. Bu yapıya sizler, kendi iradenizle gelmektesiniz. Genel kaide budur. Kendi iradenizle gelmelisiniz de. Ancak yan tesirlerin müspet olanlarını ayıklayabilmeniz, ailenizde sizden daha tecrübeli olan, anne/ babanıza ya da gerçek dostlarınızın yönlendirmelerine, kulak vermenizle mümkün olabilecektir.

           Bir kısım gençlerimiz, hayatın zorlukları karşısında ayakta durabilecek yapıda bireyler olma isteklerini/ hayatın zorluklarına katlanabilecek kimseler olmak için gösterecekleri çabaları sarf edebilme şansına sahiptirler. Bu yapıyı kazanabilirler. Bir kısım gençler de bu yapıyı kazanma şansına sahip değillerdir. Ancak bu durum, herkesin kendi yapılarından/ yetişme tarzlarından/ dünya görüşlerinden/ sahip oldukları imkânlardan kaynaklanmakta olup; bu imkânlar herkese göre farklılıklar arz eder. Hayatı anlama/ hayatı dolu dolu yaşama durumunda, elbette örnek alacağınız kimseler olacaktır. Onların tecrübelerinden faydalanmanız söz konusu olabilecektir. Zira hiç kimse bir önceki nesilden etkilenmeden "ben, kendi başıma ben oldum" diyemez.

           Sizlerin, ayakta kalırken/ hayata alışırken, anne ve babalarınızın gözetiminde

(genelde anneler ve babalar çocuklarını ömür boyu gözetimleri altında tutarlar. Bu birazda milletimizin yapısına has bir özelliktir),

huzurlu bir yaşantının kapılarını aralamak üzere, tahsil, terbiye merdivenlerini yavaş yavaş ve emin adımlarla çıkmanız gerekecektir. Merdiven basamaklarını sırasıyla çıkarak; bir düzeye kadar tecrübe sahibi, görgü sahibi, bilgi sahibi, makam/ mevki sahibi oldunuz. Ya da olmadınız. Olabilir. Herkesin, allâme olmasına/ âlim/ bilgin olmasına fırsatı olmayabilir. Ancak herkes, kendi gibi olma duygusundan uzak kalmadan, yaşama istek ve arzusuna sahip, kendini ispatlamış bireyler olabilirler.

           Pozisyonları ne olursa olsun/ insanların kazandıkları meslekleri ne olursa olsun; herkes cemiyet içerisinde,  durumunun farkında olarak yaşamak zorundadır. "Ben ne olduğumu bilirsem; hata yapmam" ya da "Nasıl yaşamam gerektiğini bilirsem; yaşantımda yanlışlara yer olmaz" diyebilmelidir.

           Bu kazandıklarınızın değerini bilerek; bu değerlerden âzamî faydayı sağlayarak, hayatın zorluklarıyla yapacağınız savaşı kazanmak üzere çıktığınız yolda, kendinizle birlikte, ailenizin, eş, dost, akrabalarınızın da mesûliyetini sırtlamış durumdasınız demektir. Bu mesûliyeti sizler bilmektesiniz. Bir kısım kimseler bu mesûliyetlerin farkında olmasalar bile; “Bu mesûliyet duygusunu her insan taşımak zorundadır” kuralından hareketle, mesûliyetlerinin sınırlarını ayarlamak zorundadırlar. Bu sınırları ayarlayamayan kimselerin huzursuzluklarının bitmesi söz konusu olamaz.

           Bâzı kimselerde, insanlara karşı geliştirilmek zorunda olan bu mesûliyet duygusu; zaman içerisinde aşınmış/ yıpranmış olabilir. Bu durumda mesûliyetinin ne olduğunu bilmeyen; diğerleriyle münasebetlerinde, sanki o cemiyetin insanlarından biri değilmiş gibi davranabilen kimseler çıkabilir. Bu kimselerin kendilerini yalnızlığa mahkûm ettiklerini unutmamak gerekir. Herkesi, herkesimi dışlayarak yaşantılarının sürdürülmesi ne kadar mümkün olabilir ki.

           İnsanlar akıl sahibi, bilgi sahibi, görgü sahibi varlıklardır. Bu sahip oldukları değerleri, ve bilhassa kendilerinde bulunan ilâve üstün meziyetlerinin/ kabiliyetlerinin farkına varmadan, kendilerinde mevcut değerlerini heba edercesine yanlışlara sapmaları; değerlerini gereği gibi kullanamamaları, gerçekten kabul edilemez. Bu hususta herkesin kendisine soracağı soru şudur:

           Ben kimim? Ne olmak istiyorum? Nereye varabilecek potansiyele sahibim? Kabiliyetlerimin sınırı nedir? Nerelere kadar ulaşabilme imkânına sahibim? Bu tür sorular çoğaltılabilir. Bu soruları kendisine sorabilecek olanların, hayatı anlamaya, sınırlarını belirlemeye başladıkları kabul edilebilir. Ancak en önemli husus, bu sorulara bulunan cevapların her şahsın kendi yapısına uygun olup olmadığını kim tespit edecek ve kim muhatabına:

           Sizin cevaplarınızda şu tür yanlışlar/ doğrular vardır, diyebilecektir. Bir bilene sorulmasını alışkanlık haline getirenler, kendi potansiyellerini görerek hareket eden kimseler olarak, yanlış yaşam tarzlarını seçmezler/ yanlış yaşam tarzlarına, “uydum kalabalığa” şeklinde yaklaşmazlar. Tecrübe sahibi kimselerin yönlendirmelerine değer verdikleri için de, genel olarak yanlışlarda dolaşmazlar. Doğrularla yaşantılarına devam etme şansları, diğerlerine göre(kendi bildiklerini “değişmez doğru, benim bildiğim doğrulardır” diyenlere göre) daha fazladır.

           Burada devreye tecrübe girer, görgü, bilgi girer. İnsanların kendilerinde var olan kabiliyetleri keşfedebilecek, ilim sahibi, irfan sahibi kimselere, gençlerimizin itibar etmeleri gençlerin geleceklerinin güzelleşmesi için, şarttır. Güzelliklerin yaşanmasını isteyebilmek de bir kabiliyet meselesidir. Her insan bu kabiliyete sahip olmayabilir. Ancak her insan bazı kabiliyetlere sahip olduklarını tespit edebilme çabasını gösterebilecek yapıdadır. Bu yapıyı kazanmış olanlar bu yönde çaba saf edebilirler.

           Bir kısım gençlerimizde, yaşantılarının düzene sokulması konusunda yanılma payları fazladır. Nedenini soracak olursanız, birçok sebep ileri sürülebilecek olmasına rağmen, en önemli sebeplerden biri olarak görülebilecek bir hususu açıklamakta fayda vardır.

           Bir kısım gençlerimiz gelişme çağlarında(daha doğru ifade ile “başında kavak yelleri estiğinde”/ “delikanlılık çağlarında”), çeşitli kişilerin/ fikirlerin peşine takılarak, edindikleri çevrenin doğru mu, eğri mi olduklarına bakmaksızın, o kimselerle/ o fikirlerle yaşantılarına devam etmek zorunda kalırlar. Zorunda kalırlar; çünkü o çevrelerden başka bir çevre tanımamışlardır.

           Sizler, gençler olarak, yetişmeniz esnasında bir kısım insanlarla dostluklar kurmak durumunda kalabilirsiniz. Bunun neticesi olarak, insanların/ ideolojilerin/ eğitim formatındaki kurumların tesirleri kaçınılmazdır. Sizler bilmeseniz de/ bilmek istemeseniz de, çevrenizin sizinle münâsebetlerinde, maddî ve mânevî duygularınızın hakkını vererek; güzelliklere imza atmanızın yolu sizlere açılmışken; sıra dışı bir birey olarak insanların tümünün karşısına çıkarak, kendi potansiyelinizi kullanamama gafletine düştüğünüz anda, hayat size de, tüm çevrenizdekilere de zehir olacaktır.

           Bir söz vardır. "Zaman sana uymazsa; sen zamana uy" tarzında olan bu sözü herkes kendine göre kullanır. Nereye çekilse gidebilecek formatta, lâstik gibi sündürülebilecek bir sözdür. Bu sözün açıklamasını(tefsirini) herkes kendine göre yapar. Ancak bu sözün altında, olması gereken ana fikir; zamana uyarken, kendi değerlerinizden tâviz vererek, kendi prensiplerinizi, gurur ve haysiyetinizi yerlerde süründürerek, zavallı durumuna düşüp; tüm insanî değerlerin, herkesçe kabul görmüş olanlarına ters düşerek/ bir takım istismarcıların tuzaklarına düşerek zamana uymak değildir. Zamana uymak, insanlardan uzaklaşmadan, insanî ilişkileri en üst seviyede tutarak, herkesi her kesimi sevgiyle kucaklayarak yaşamaktır. Sevgisiz, toleranssız, kırıcı tarzda yaşam, hiçbir zamanda ve hiçbir zeminde kabul edilebilecek bir yaşam tarzı değildir. Olmamalıdır da.

           Hayattan zevk almamak üzere yaptıklarınızın altında öncelikle sizler kalırsınız. Bir müddet sonra, yaşam tarzınızdaki yanlışları kazandığınız çevrenize ve bu çevrenizdeki dostlarınıza baktığınızda, onların aldıkları/ katettikleri mesafede sizin aradığınız özellikler bulunmadığını görerek; "Allah! Allah! Bir zamanlar bu dostların yapısı ne idi? Şimdi ne olmuşlar" dediğinizi göreceksiniz. Zira hayat canlı bir varlık gibi canlılığını sürdürürken; siz, bırakılan yerde otlayanlar gibi kalmışsanız; herkesin(yüzde itibariyle % 95' lerin) gittiği yönün tersine gitmenizin neticesi olarak değerlendirip; akla uygun olan, prensiplerinizden ve yanlış değerlendirilebilecek yaşam tarzınızdan dönmek, bir noktada size hayatı anlamaya başladığınızın görüntüsünü verecektir. Bu aynı zamanda övülmeye lâyık bir meziyettir.

           Yaşantınızın huzurla, sağlık ve mutluluklarla dolması temennilerimle…

           Saygılarımla… 06.09.2010 03:03
« Son Düzenleme: Kasım 02, 2016, 12:34:03 ÖÖ Gönderen: is »