Gönderen Konu: HAYIR KURUMLARIMIZ VE HAYIRSEVERLERİMİZ  (Okunma sayısı 11837 defa)

is

  • Ziyaretçi
HAYIR KURUMLARIMIZ VE HAYIRSEVERLERİMİZ
« : Haziran 11, 2009, 11:47:24 ÖÖ »
HAYIR KURUMLARIMIZ VE HAYIRSEVERLERİMİZ
07.10.2008- 23:11 10.11.2014 10:35

           Hayırsever insanların varlığı bir milletin en büyük zenginliğidir. Zira bir milletin hayırseverlerinin bulunmaması, bürokratik kadrolarının da duyarsızlığı/ vurdumduymazlığı ile birleşirse, o memlekette fakirlerin sığınacakları bir yer/ tutacakları bir el/ bir dal bulunmayacaktır. Bu nedenle hayırseverlerin yapacakları yardımlara fakirlerin her zaman ve her devirde ihtiyaçları vardır.

(Bilindiği üzere, İslâmiyetin 5 şartından biri ZEKÂT' tır. ZEKÂT: her ne kadar çalışıp çabalamış, ancak, geçimi için kazanması gereken yeterli parayı, kazanamamış olan kimselere verilmesi gereken aynî/ nakdî yardımlardır. Fakir kimselerin, zekâtı alırken çekindikleri, sanki zekât aldıklarında yanlış bir iş yapıyorlarmış zehâbına/ yanlış bir iş yapıyorlarmış düşüncesine, kapıldıkları, yaşantım boyunca gözlemlediğim bir husustur.

           ZEKÂT müessesesinin, Müslüman kimselere bir vecîbe yüklemiş olması yanında, zekât alan kimselere de bir vecîbe yüklenmiş olduğunu, çoğu insanımız, düşünemez/ aklının ucundan geçirmez/ geçiremez/ aklına gelmez/ idrâkine varmaz/ varamaz. Zekât verilmesi, Müslümanlara bir borç olarak yüklenmiş ise de, zekât parasını almak da, fakirlere yüklenmiş bir borçtur. Zira zekâtı kimse almayacak ise, zekâtın yerine getirilmesi de mümkün olamayacaktır. Bu nedenle zekâtı alanların hiçbir zaman, yanlış bir hareket tarzında bulundukları akla gelmemelidir. Asıl olan düşünce tarzı:

           -Ben çalıştım, ancak, yeteri kadar para kazanamadım. Elimden gelen gayreti gösterdim. Bu benim kusurum değildir. Gücüm yettiği halde, tembellik edip otursa idim, zekâtı alma hakkım olmazdı. Çalıştım. Gayret ettim. Kazanamadım. Fakirim. Bu nedenle zekâtı almam gerekir, düşüncesini her fakirin/ ihtiyaç sahibinin bilmesi gerekir. Bunun idrakinde olması gerekir.

           Talebeliğim esnasında, zekât verenlere, zenginlikleri dolayısı ile, düşman gibi tavırlar takınan gençlerin düşüncelerinin yanlışlığını, bu açıklamam çerçevesinde, değerlendirerek, para dağıtan zekât mükellefi zenginlere yanlış gözle bakılmaması hususunun açıklığa kavuşturulması için bu satırları, parantez içinde ilâve ettim.)
 
           Hayır kurumlarına yapılan yardımların yerini bulması konusu, herkesin bildiği üzere, gündemden düşmemektedir. Bundan sonra da düşmeyecektir.

           Hayır kurumlarının topladıkları yardımları kullanırken, yardımların yapılış gayelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir. Zira insanların niyetlerine uygun kullanılmayan yardımların mesuliyeti çok büyüktür. Her ne kadar, yardım severler, yaptıkları yardımı Allah(c.c.) rızası için yaptıklarından, kullanılma yerlerinin nereler olduğu hakkında, büyük bir tevekkülle ve büyük çoğunlukla, mutlaka yerini bulacaktır düşüncesi ile hareket etseler de, tatbikatta, yardımların ulaştırılmasında aksaklıklar/ mantık şaşırtmaları olmaktadır.

           Bir Kurban Bayramı öncesinde kurban bağış makbuzuma “bağış” ibaresini yazan memura itiraz etmiş:

           -Hanımefendi, ben size “bağış” yapmıyorum. “Kurban bağışı” yapıyorum, kurbanım bayram günlerinde kesilmezse, bunun günahını hiçbiriniz taşıyamazsınız. İnancımız gereği Cehennem’ in esfel- i safilîn’ i(Cehennem çukurlarından en derin çukur) var. Oraya kadar inersiniz demiş, itiraz etmiştim. Aramızda geçen diyalog neticesi, makbuza “Kurban bağışı” ibaresini ilâve ettirmiştim. Elbette hayır kurumlarının sadece kurban bağışı ve bunların mutlak surette kesilmesi ile işleri yürümeyecektir. Zira kurumun kırtasiye, çalışan giderleri, v.s. ihtiyaçları da bulunacaktır. Bunlar için yeterli “bağış” yapılmamışsa, bunların karşılanması güç olacaktır. Kurban mutlaka, bayramda kesilmesi gereken bir vecibe olduğundan, diğer işlerde kullanılacak paralar buradan karşılanamaz/ karşılanmaması gerekir. Bu nedenle hayır kurumlarındaki görevlilerin, bu tür giderleri için de, ayrıca bağış istemeleri, çeşitli fasıllardan yapacakları harcamalar için bağış yapılmasını gündeme getirmeleri gerekmektedir.

           Mesuliyet bilinci içerisinde bir hizmet anlayışı, bu hayır kurumlarımızda ön plânda olmalıdır. Zira bu kurumlar iyi niyetlerle kurulurlar. Ancak bir müddet sonra iyi niyet ölçülerine riayet etmeyenlerle birlikte, insanların hayırseverlik duygularını istismar etmeye başlayınca da, hayırseverlerimizin yardım elleri kesilir. Bağışlar toplanamadığı için de, hayır kurumları “hayırsız kurumlar” olarak nitelendikleri için, yok olmaya mahkûm olurlar. Televizyonlardan izledik. Bir hayır kurumu, bir Kurban Bayramı sonrasında, 17 000 kurban kestik derken; kesim işini yapan kasap ne diyor:

           -Ne 17000 kurbanı, biz 1700 kurban kestik. Alın size haber. Nasıl ama? Kurban Bayramı kurbanı/ adak kurbanı adamış kimselere şok üstüne şok. Nasıl olur bir hayır kurumu 17000 kurban kestik derken, gerçekte kesilen 1700 kurban ise, kalan 15300 kurban sahibinin kurban vecibelerinin kesintiye uğratılmasının vebâlini kim taşıyabilir. Sonra bu kesilmeyen kurbanların tutanakları v.s. bulunmayacak mıdır? Aksi takdirde, toplanan paraların hesabını muhasebeleştirirken nasıl bir yol izleyecekler ve 15300 kurbanın hesabı muhasebe kayıtlarına nasıl girecektir? Âhiret inancı olduğunu düşündüğümüz kimseler bu duruma nasıl bir kılıf bulacaklardır? İnanan bir kimse/ kimseler bunu yapabilir mi? Asla yapamaz. Zira hesabı sıradan insanlara değil; Allah(c.c.)’ a vereceklerdir.

           Netice itibariyle, hayır kurumlarının, şaibelerden/ istismardan uzak çalışmalarının önemi büyüktür. Tatbikatta yapılan yanlışlar sonucunda, hayırseverlerin ellerinin nasıl kapandığını/ ellerinin nasıl kesildiğini/ nasıl hayır yapma duygularının aşındırıldığını, esefle görerek yaşadık. Bugünlerde, durmadan SMS’ ler ile, kuruluşlarına yardıma çağırmaları, boşuna değildir. Yardımların kesildiğinin görüntüsüdür. Bir kurban bayramı arifesinde bir derneğe yaptığım kurban bağışlarının 10.000' e ulaşıp ulaşmadığını sorduğumda:

           -Ne 10.000' i, 50.000' i geçti kurban bağışı denilmesini unutamıyorum. Bugünlerde acaba kaç binlerdedir? Bilen varsa açıklasın.   
 
           Hayır kurumlarında çalışmak bir gönül işidir. Gönül vermeyenlerin/ veremeyecek olanların hayır kurumlarının yanından bile geçmemeleri gerekir. Zira kendine güvenemeyen kimseler bu kurumlarda çalışmak için fırsat kollamamalıdırlar. Azabın büyüklüğünü düşünerek, böyle kurumların yanına bile yaklaşmamalıdırlar. Ancak inancı zayıf olan/ inançlı görünse de inanmayan kimselerin, üç kuruşluk dünya menfaati için bu tür yardım kuruluşlarına yanaşmaları kaçınılmazdır. Ucundan kulağından bir şeyler tırtıklamanın peşine düşerler. Kurumun adını da karalarlar. “Buna engel olabilecek kimse yok mudur bu kurumlarda” sorusunu da sormamak için akıldan yoksun olmak gerekir. Evet! Bu tür yardım kurumlarında, tırtıklayanlara engel olacak dürüst insanlar hiç mi bulunmaz. Yoksa, görenler de gözlerini mi kapatırlar? Göz kapatmak da yapılan yanlışa ortak olmak anlamına geldiğinden, mesuliyeti çok büyüktür. 

           Memleketimizde yapılan yanlışların peşine öyle kolay kolay düşülmez. Nasıl olsa araştırılacaktır. Acele etmeye gerek var mı? Acele işe şeytan karışır derler. Neme lâzım. Yavaş yavaş, ağır ağır hallederiz efendim! Böyle olunca hayır kurumlarındaki yanlışlar, kurumun geleceğini tehlikeye düşürür boyutlara ulaşır.

           Kızılay’ ın Sincan deposundaki yanlışları yapanları deşifre eden Sayın Uğur Dündar’ ın “Arena” programını herkes izlemiştir. Buna rağmen iş başına yine de, bu durum devam ederken, yönetim kurulunda olan insanların getirilmesi aklımızın almadığı olaylardan biri olarak yer etmiştir.

           Netice itibariyle hayırseverlerin yapacakları yardımların kesilmesine vesile olacak kadar görevlerini ihmal edenlerin, istismarı yaparak kurumlarını zarara uğratanların, bu dünyada da, Âhirette de yerleri yoktur. Yerleri de olmayacaktır. Çekecekleri azaplarını bugünden ve buradan duymamak, hissetmemek mümkün değildir. Bu azabın derecesini, kul hakkı doğurması nedeniyle, bilmemek, herkes için, körlük anlamına gelir ki, hiç kimsenin bu acıklı durumlara düşmesini aklı olan hiç kimse arzu etmez.

           Hayırseverlerin yardımlaşma duygularını istismar edecek "tırtıkçılar" ın bu kurumlardan fersah fersah uzak kalmaları/ uzak bırakılmaları ve güzel günlere ulaşılması ile, hayırseverlerin yardımlarının kesilmemesi temennilerimizle.

           Saygılarımla… 10.11.2014 11:20
« Son Düzenleme: Ocak 31, 2016, 07:37:38 ÖS Gönderen: is »