Gönderen Konu: HAYIR KURUMLARIMIZ  (Okunma sayısı 19500 defa)

is

  • Ziyaretçi
HAYIR KURUMLARIMIZ
« : Temmuz 19, 2013, 12:23:06 ÖÖ »
HAYIR KURUMLARIMIZ

        Saygıdeğer okuyucular! Sizlerin de akıllarınıza takılan bir sorunun cevabı, tatbikatta çeşitli vesilelerle yaşanır; çoğu yerlerde kendini gösterir. İnsanlarımız her hayır kurumuna bağışlarını yaparken:

        -Acaba yerini bulacak mı sorusunu, kendilerine sormadan edemezler. Zira yardım paralarının olduğu her yerde, o yardım paralarının iştah kabartan çekiciliği de olacaktır. Bu yardım paralarından pay almak isteyen fırsatçıların bulunmaması da mümkün değildir. Önemli olan bu tür fırsatçıları saf dışı edebilecek mekanizmanın kurulmasıdır. Tabiidir ki, kurulan bu mekanizmanın denetimi için devletin denetim formatının ne olacağının önemi büyüktür. Yaşadığımız olaylar sayılamayacak kadar çoktur. Hepimizin gördüğü, görüpte geçtiği birçok olaylar, hemen, şu satırları okurken, film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçecek ve “evet buna benzer bir olayı ben de yaşamıştım” diyeceksiniz.

           Yaşanmış ibretlik bir olay. Okuyunuz lütfen! Bir kooperatif toplantısı. Bir yönetim seçimi. Yeni yöneticiler seçilecektir. Bu seçim Patagonya’da bir yerdedir. Hayal ürünü deyiniz. Doğrudur. Hayal gibi bir seçim. Kooperatif toplantısında görevli olan, hükûmet komiseri dedikleri kimse, yok(Var ama yok). Mahalleden toplanmış elemanlar

(İşin tuhafı, bazıları kooperatife üye bile değiller. Bunları sonradan öğreniyoruz. Elbette fısıltı gazetesinin getirdiği bilgiler bunlar. Pazar yerinde dillerde dolaşan sözler. Söyleyenler henüz hepsi, Patagonya’ dadırlar ve hayattadırlar.)

oylarını kullanıyorlar ve o zamanın Belediye Başkanı' nın istediği, eski kooperatifin yöneticileri, tekrar seçiliyorlar,

(her ne kadar, başkanlık makamında ki şahıs, kendisine şikayet için gelenlere, “imza toplayıp gelin” demiş olsa da, hiçbir şey değişmemiştir. Toplama elemanlarla yine kooperatif yönetiminin seçimi yapılıyor. Başkanın görüntüde istemediği, eski yönetimin kazanması için, el altından adam toplattığı, ki bunu sonradan konuşulanlara kulak misafiri olduğumuz için duyuyor ve yazıyoruz.)

aynı kadro ile iş başına yine geliyorlar. Burada olayın asıl tuhaf olan kısmı anlaşıldı sanıyorum. Denetim diye, denetimsizliği görüyoruz bu seçimlerde. Hani derler ya! “Biz denetleniyoruz.” Ne denetim ama!

           Yine aynı toplantıda, bir önceki kooperatif yönetiminin ibrası söz konusu, ileri sürülen iddia, 5 alınması gerekirken 1 alınmış olan aidatların peşine düşmesi gerektiğini bildiğimiz toplantıya katılmış görevlinin, bu aidat noksanlığı hiç umurunda değil. Hayret! Ne bir tutanak, ne soruşturma. Toplantı mı? Toplantı. Seçim mi? Al sana seçim. İşte bu kadar mı? Bu kadar. Oldu da bitti maşallah!   

           Bu kooperatiflerde/ derneklerde yaşananların, paranın çekiciliği neticesinde oluştuğu muhakkaktır. Nerede bir leş varsa, orada leş kargaları, akbabalar bulunacaktır. Tabiatın kuralı budur. Leş kokusu leş kargalarını çekecektir. Nerede polen, çiçek özleri varsa, bal arılarını çekmeleri kaçınılmaz bir sonuçtur. Nerede çok para girişi varsa, bu paradan tırtıklamak isteyecek fırsatçı, kul hakkı bilmezler olacaktır. 

           Bu kuruluşları, fırsatçılara para kazandıracak bir kuruluş olarak düşünmek dahi istemiyorum. Söylenecek pek fazla söz yok. Adalet yerine gelecektir. Sorumluları hakkında gerekeni, tarafsız savcılarımız, hakimlerimiz yapacaktır. Bundan kuşkumuz olmamalıdır. Zira yardım konularında bu millet yapısında bulunan “yardım etme duygusu” nu kaybederse, binlerle, yüz binlerle insanımız perişan olur. Zira devletin yapamadığı/ devlet elinin ulaşamadığı yardımları milletimiz, her vesile ile yapar:

           -Ramazan Bayramı der; yardım eder.
           -Kurban Bayramı der; yardım eder.
           -Zekat der; yardım eder.
           -Fitre der; yardım eder,
           -Sadaka der; yardım eder.
           -Babam ruhuna der; yardım eder.
           -Anam ruhuna der; yardım eder.
           -Ev aldım der; yardım eder.
           -Araba aldım, kan aksın der; yardım eder.
           -Hastalıktan kurtulur; yardım eder.
           -Aklına gelir, elinde fazla parası vardır; yardım eder.
           -Yolda fakir görür, haline acır; yardım eder.
           -Sünnet der; yardım eder.
           -Düğün, dernek der; yardım eder.
           -Evladım iş buldu der; yardım eder.
           -Torunum sınıfını geçti der; yardım eder.
           -Her vesile ile yardım eder. Eder, eder, eder…

           Evet! Bu millet yardımdan hiç kaçmaz. İrisi, ufağı; çoluğu, çocuğu; ihtiyarı, genci yardım eder. Bu milletin yardım eli hiçbir zaman kesilmez. Ancak bir konu var ki, bu konunun devamlı peşindedir. Yardım olarak verdiğim yerine ulaşıyor mu? Ulaşmıyor mu? Gözünün gördüğü, gönlünün sevdiği her yardım kuruluşunu ihya etmek ister. Verir de verir. Bu arada verdiklerinin çarçur edileceği kanaatine vardığında/ yardımlarının istismar edildiğini gördüğü anda; yardım eli kesilir. Gönlü kırılır. Bundan sonra yardım vermek için araştırmaya girer. Yerini bulmayacak gibi ise, derhal yardım etmekten vazgeçer. Bir de itimat telkin edilen kuruluşları bulursa, göklere çıkarır. İstismar emaresi çıktığı anda da yardım elini yine keser. İhtiyatla davranır.

           Hiç unutmam, televizyonlarda seyrettik. Zannediyorum 80’li yıllarda, Gaziantep’te ihtiyar, emekli yardımsever bir amcamız, akşamları lokantalardan topladığı artan yemekleri(ki amcaya destek veren lokantaları da takdir etmemek mümkün değildir), fakirlere emekli maaşı çerçevesinde, kendi imkanları ile dağıtıyordu. Bundan ne bir ücret alıyor, ne de bir alkış bekliyordu. İstediği sadece, kendi gönlünce, Allah rızası idi. Televizyonda yardım alan kimseler de gösterildi. Gözyaşları içerisinde bu yüce gönüllü insanın yardım faaliyetinin büyüklüğüne şahit olduk. Gözlerimizle gördük. Aradan 20/ 25 yıl geçtikten sonra televizyonda, bu yardımsever’ in Gaziantep’ te yardımlarına devam ettiği gösterildi. Bu kadar enteresan bir çalışma sebebini, çoğu kimselerin akılları bile almaz. Anlatırlardı ya! Bosna savaşına(bilindiği üzere Bosna Savaşı, sırpların, avrupalıların gözleri önünde, sürek avı yaparcasına Müslüman Boşnakları avladıkları bir ahlâksız savaş' tır) giden bir Türk Gencine, Bosnalı bir nine soruyor:

        -Oğlum burada ölmeye neden geldiniz. Ne menfaatiniz var? Cevap:

       -Teyze biz Müslüman Kardeşlerimize yardım için ölmeye geldik. Ne güzel bir söz. En kutsal varlık olan insanın canının ortaya konulması; şehadet şerbetini içmek üzere, kardeşlerine yardıma koşma duygusu. Sorarım size, dünyada kaç kişiye nasip olur böyle kutsal bir göreve koşma yüceliği. Çoğu kimseye nasip olmayacak bir davranış olduğu herkesin malumudur.     

        Bu dernekler/ yardım kuruluşlarına toplanan trilyonlarca liraların, yerlerini bulduğuna bu millet inanmak ister. Tabii bu arada, araya girebilen fırsatçıların, nasıl bir yol izledikleri; işleri kılıfına nasıl uydurduklarını düşünmeden de edemezler. Kendilerine sordukları soruların cevabı bulununcaya kadar, adalet mekanizmasının çarklarının döneceğini kabul etmek isterler. Yardımlarına devam ederler. Adalet/ İlahi Adalet’ in yerini mutlaka bulacağını bilmeleri, yardım kuruluşlarına/ derneklere/ vakıflara yapacakları bağışların, bir miktarda olsa devamını sağlayacağı muhakkaktır. Temennimiz de budur. Zira memleketimizin birçok bölgesinde fakir- fukara insanlarımızın eksik olmadığı bir gerçeklik olarak karşımızdadır.

           Hatırlanırsa, Hazreti Ömer(R.A.)’ ın Halifeliği esnasında söylediği şu sözünün, ondan sonra yeryüzüne gelen tüm idareci/ yönetici/ devlet adamları/ siyaset adamlarının kulaklarına küpe olması gerekir:

           -Dicle kenarında bir kurt, bir koyunu kapsa, Allah(C.C.) hesabını Ömer’ den sorar.

           Ne müthiş bir mesuliyet duygusudur. Ne muazzam bir adalet anlayışıdır. İnsanlardan öte, hayvanların haklarına dahi saygı duyan bir “Adalet Âbidesi”, Halife, Hz. Ömer(R.A.). Devlet adamlığı işte budur. Bu mudur? Evet! Budur.

           Yukarıda konu edilen yardım kuruluşları/ dernekleri/ vakıfları gibi hayır kurumlarımızın idarecileri, bu konuya hassasiyetle eğilmeli, yaptıkları hayır işlerinin çok büyük bir mesuliyet duygusu gerektirdiğinin bilinci içerisinde olmalıdırlar. Bu kuruluşlardaki faaliyetlerin, Hz. Ömer(R.A.) titizliğinde ele alınmasının önemini hiçbir zaman unutmamaları gerekir. Zira bu dünya hayatının geçici, ahiret hayatının ebedi olduğunun bilinmesi, bu duygunun insanlarımızın zihninde tahayyül edilebilmesi için en önemli unsurdur. Geçici heveslerin/ hırsların kurbanı olmanın ne kadar yanlış olacağını, bu düşüncelerle bilinmesi genel kaidedir. Ancak bu duyguyu atlayan/ dikkate almayanların hallerinin ne olacağını düşünmek bile istemeyiz. Zira Allah(C.C.) Kur’ an- ı Kerim’ inde, kul hakkı yiyenlerin azaplarının, ne kadar büyük olacağını, birçok Ayet-i Kerime’ sinde açıkça beyan etmiştir. Bilemedim. Göremedim. Duyamadım diyebilecek bir tek kişinin de olacağını zannetmiyorum.

           Temizliklerin daim olacağı, adaletin terazisinde herkesin tartılacağı güzel günlerin gelmesi temennilerimle… 01.10.2007

           ÖNEMLİ NOT: Yazılarımda/ yorumlarımda görülen (…) parantez açıp kapatmada, tatbikatta ilk defa görüldüğünü tahmin ettiğim(zira başka bir yazıda rastlamadım), parantezler açıldığında satırbaşı yapılması işlemi, parantezlerin uzun olması durumunda, okumada fayda sağlayacaktır. Bu tatbikat, parantez içindeki açıklamaların okunmasının istenmemesinde, parantezlerin kolayca atlanarak okunabilmesi imkanını sunması açısından, önem arz eder.

           ETİKETLER: Hayır Kurumlarımız, Hayır Kuruluşlarımız, Hayır Dernekleri, Hayır Vakıfları, Yardım Kuruluşları, Yardım Eli, Yardım Elinin Kesilmesi, Yardım Yapmaktan Kaçınma, Yardım Yapmak İstenmemesi, Yardımlarım İstismar Edilmesi, Yardımların Cukkalanması, Yardım Paralarının Usulsüz Harcanması, Maymun Elinde Ustura Ne Demektir, Çaresizlere Yardım Etmek, İnsan Yardım Eden Varlıktır,
« Son Düzenleme: Ocak 31, 2016, 07:54:48 ÖS Gönderen: is »