Gönderen Konu: AKILLI İNSAN KİMDİR?  (Okunma sayısı 14585 defa)

is

  • Ziyaretçi
AKILLI İNSAN KİMDİR?
« : Haziran 15, 2014, 06:16:31 ÖS »
AKILLI İNSAN

           -Tehlike gelmeden, korkmayan insandır.
           -Çayı görmeden, paçaları sıvamayan insandır.
           -Parayı almadan, malı vermeyen insandır.
           -Dostunu uzun yola çıkıp denemeden, güvenmeyen insandır.
           -Alın teri dökmeden, kazanmayı düşünmeyen insandır.
           -Verdiği sözden, dönmeyen insandır.
           -Emanet aldığında, ihanet etmeyen insandır.
           -Başı sıkışmış da olsa, yalana sapmayan insandır.
           -Fakir gördüğünde, görüp de geçmeyen/ geçemeyen insandır.
           -Zoru gördüğünde, kaçmayan/ kaçamayan insandır.
           -Belâyı gördüğünde, belâya bulaşmayan insandır.
           -Kendisi sevildiğinde, bir fazla sevebilen insandır.
           -Yola çıktığında, yol arkadaşını terk etmeyen insandır.
           -Ortaklık kurduğunda, kazık atmayan insandır.

           VELHASILI:

           ÜÇ KURUŞLUK MENFAATLAR İÇİN DİNİNİ, MİLLİYETİNİ, VATANINI, BAYRAĞINI, ÖRF VE ÂDETİNİ, TÜM MUKADDESLERİNİ, DOSTLARINI, ARKADAŞLARINI, SATMAYAN İNSANDIR.   

           İşte bu prensiplerle yaşayan insan, kim olursa olsun akıllı ve gerçek insandır.

AKILLI İNSAN:

-Akıllı insan, tehlike gelmeden, korkmayan insandır:


           Tehlikeyi görmeden/ sezmeden/ mahiyetini bilmeden korkmayan kimse akıllı insandır. Zira tehlikenin boyutları belirli değil ise; neden korkulduğunu anlamak da mümkün değildir. O nedenle korkulacak bir durumun olmadığı bir yerde/ zamanda, korkunun mânâsız olduğu düşüncesi, en mantıklı olanıdır. Örneklerin en iyisi, deprem korkusudur. Deprem olmadan, depremden korkmayan insan akıllıdır. Zira depremin ne zaman olacağını, ilim adamları dahi, henüz kesin olarak bilemezken; korkak insan, hemen depremin arkasından korkmaya başlar. Sanki deprem hemen geliverecekmiş gibi hisseder. Deprem mühendisleri, bir bölgede 30 yıl içerisinde büyük bir deprem olacak bilgisini verdiklerinde, bu kimseler, hemen tedbirlerini almaya başlarlar. Yatağını kaçış için kolay olan pencere önüne çekerler. Hiç bilmezler ki, depremlerde en fazla zarar görenler, pencerelerden atlayan kimselerdir. Ayaklarını kırarlar. Bellerini kırıp, ömür boyu sakatlığa mahkûm olurlar. Depremin engellenemeyeceğini, depremin Takdir- i İlahi/ İlâhi Emir gereği önlenemez olduğunu peşinen kabullenenler ise, bu sakatlanmalardan uzak kalırlar. Çünkü pencereden atlamazlar. Tevekkül edip; normal yoldan kaçmak suretiyle depremden kurtulmaya, yeni gelecek deprem dalgalarına yakalanmamaya gayret ederler.

-Akıllı insan, çayı görmeden, paçaları sıvamayan insandır:

           Bu tür insanlar, “çayı görmeden paçaları sıvamak” tâbirinin ifade ettiği mânâ itibariyle, henüz ortada bir problem yokken, sanki problem varmış gibi tedbir almaya başlayan insanlardır. Ortada hiçbir problem olmadığına göre alınacak tedbirin de işe yaramayacağı bilinmektedir. Zira problem olmadan, alınacak tedbirin ne için alındığı da bilinemeyecektir. Çayı görmeden paçasını sıvayan kimselerin, bu hareketlerinin mânâsızlığını/ "bir işe başlarken acele edilmesinin yanlışlığını" anlatmada kullanılan bu cümle, akıllı insanların çayı görmeden paçalarını sıvamayacakları anlamını taşımaktadır.

           Derler ya! “ortada fol yok; yumurta yok, diye. Ortada henüz paçaların sıvanmasını gerektirecek bir durum yokken, paçalarını sıvayanların hali bu örnekle anlatılır.

           Elbette tedbirlerin zamanında alınması esastır. Ancak henüz tedbir için zaman erken ise; tedbir alınmasının gereksizliğini, akıl sahibi kimseler anlamış olacaklardır. Tedbir almak normal yaşam tarzımız olmalıdır. Doğrudur. Ancak, tedbir alacağım diye, çok öncelerden harekete geçmek, etrafındakilere rahatsızlık verecek boyutlara ulaşılmasına zemin hazırlayacağından, çoğu kimsenin bu aceleci hareketten şikâyetçi olmalarına sebep olacaktır. Böyle bir tedbir, çoğu zaman insanın kendisini, dolaylı olarak da çevresindeki yakınlarını rahatsız eder, ki böyle bir aceleci yaklaşım normal olmasa gerektir. Zira zarar veren, yakınlarımızı rahatsız eden tedbirler de zararlıdır, mantığına ulaşabiliriz. Bir örnek verirsek:

           Bir yere(toplantı olabilir/ misafirlik olabilir) giderken erken hazırlanmak iyidir. Ancak saatler öncesinden, çevresindekilere baskı ile hazırlanılmasını öneren bir kimsenin davranışı, çayı görmeden paçalarını sıvayan kimsenin durumu gibidir. Bu nedenle normal mantık sınırları içerisinde, bu tür aceleci davranışlara karşı, kendimizi sükûnete/ itidale hazırlamak üzere gayret sarf edebilmeliyiz.

           Acele hareket etmek/ çok erken harekete geçmek başka, tedbirlerini almak üzere plânlı/ programlı yaşamak başkadır. Plânlı hareket yaşantımıza düzen getirmekle birlikte, çayı görmeden paçaları sıvama' ya da lüzum kalmayacak şekilde yaşantımızın düzenlenmesi anlamına gelir.

-Akıllı insan, parayı almadan, malı vermeyen insandır:

           Ticaretin kuralları içerisinde ifadesini bulan bu tedbir, çoğu zaman iflâsların/ mağduriyetlerin önüne geçer. Ticaretin kuralları arasına, “paranın alımı sonrasında, malın teslimi” prensibini sokan kimsenin, hiçbir zaman mağduriyeti söz konusu olmayacaktır. Akıllı insan, parasını almadan, malı teslim etme yanlışına düşmeyecektir. Neticede saçını başını yolan kimse de olmayacaktır.

           Geçmiş zamanlarda ticaret erbabı arasında, mal alışverişinde, çek/ senet/ taahhütname/ noter tasdikli sözleşme v.s. bulunmazdı. Genel olarak insanlar dar çevrelerde ve birbirleriyle tanışan kimseler olarak iş yapma durumunda oldukları için, söze itimat, ticarette büyük yer tutardı. Sonraları şehirleşmenin başlamasıyla birlikte, şehirlerde nüfusun aşırı artışı sonucu, insanların, birbirlerini tanıma fırsatı daralmış, hattâ yok olmuştur. Bu nedenle bankalar devreye sokularak, alıcılardan teminat mektuplarının getirilmesi, istenmeye başlanmıştır. Netice olarak ticaret erbabının, ürettikleri/ temin ettikleri malları, peşin paralarını almadan verdiklerinde, mallarının arkasından koşuşturmaya başlamaları, kabul edilebilecek bir ticaret yöntemi olmamalıdır. Bu şekilde hareket edenler, huzurlu alışverişin sefasını süremeyecek olan kimselerdir. Ömürleri, satışını yaptıkları malların peşinden koşuşturmakla geçecektir.

           Yaşantımdan örnek ile bu konuya açıklık getirmek isterim. Mobilya sanayii ile irtibatım ustalığımdan gelir. Çoğunlukla gördüğümüz bir satın alış modeli/ dolandırıcılık yöntemi vardır. Bir mobilyacı gelen müşterisine bir seferinde 100.000.- TL. lik mobilya verir. Alıcı şahıs, vâdesi geldiğinde çek/ senedini öder. 2. seferinde 150.000.- TL.yi yine öder. 3. seferinde 200.000.- TL. yi yine öder. Sıra gelmiştir 4. sefere. Bu sefer tüm aldığı miktarların üzerinde 500.000.- TL. lik bir alım yapar. Satıcı dürüst görüntü vermiş; senet/ çeklerini zamanında, deyim yerinde ise, tıkır tıkır ödemiştir ya. Satıcı gönül huzuru ile yine mobilyayı verir. Ancak bu son görüşme, son alışveriştir. Giden mobilya bedelleri ödenmemiş, alıcı tâbir yerinde ise, "toz" olmuştur. Bu örnekler Ankara Siteler Mobilya Sanayiinde bir değil, iki değil, onlarca, belki yüzlerce kere tekrarlanmış soygun/ dolandırıcılık örnekleri olarak tüm mobilyacı usta/ mobilya satıcıları tarafından da bilinmektedir. O zaman sorarım size başlığımız olan "akıllı insan, parayı almadan, malı vermeyen insandır" sözüne uygun ticaret yapan prensip sahibi bir satıcı, bu duruma düşer miydi? Hayır! Asla düşmezdi.

           -Efendim! Ticaretin kuralı bu, aksi takdirde, mobilyacının/ mobilya ustasının hiç kimseye satış yapma şansı kalmaz. Bu doğru kabul edildiğinde, yukarıda verilen dolandırıcılık örneğindeki satıcı rolünden başka bir rolü olmayacak; parasının peşinde ömrünü tüketecektir.   

-Akıllı insan, dostunu, uzun yola çıkıp denemeden, güvenmeyen insandır:

           Gerçek dost uzun zamanda ve uzun yolculuklarda anlaşılır/ kazanılır. Bu hareket tarzı, geçmiş zamanlarda, atalarımızın birçok kereler deneyerek elde ettikleri, güzel bir kaidedir. Eskiden insanları tanımak için, o kimselerle yola çıkılır; yol arkadaşlığından sonra dostluk kurulup kurulmayacağı belirlenirmiş. Akıllı kimselerin bu tür, uzun yol arkadaşlığı ile denenmiş kimseleri dost olarak seçmeleri, yanılmalarının önüne geçecek, yanlış limanlarda dolaşmalarını engelleyecektir.

-Akıllı insan, alın teri dökmeden, kazanmayı düşünmeyen insandır:

           “Alın teri dökmek” ifadesi, çalışarak bir yerlere gelme/ bileğinin hakkı ile kazanma anlamlarını taşır. Zamanımızda alın teri dökerek bir yerlere gelen insanların çalışmalarını yadırgayanların varlığını bilmekteyiz. Zira çevreye bakıldığında hiçbir işin ucundan tutmadan, bol para harcayan, görenlere, “nereden geliyor bu değirmenin suyu” dedirten görüntülere her yerde ve her zamanda şahit olmaktayız. Bir kahvehane düşünün. Buraya her gün, aksatmadan gelenlerin bir kısmı, her gün, bu kahvehanede oyun oynamakla meşguldürler. Sorsanız:
 
            -Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Cevap yok. Veremez de. Zira ya miras yedi, ya da sanal emeklidir. Cevabının olması mümkün görünmemektedir. Bu insanların alın teri döktüğü ve akıllı olduğu söylenebilir mi? Elbette söylenemez. Alnı terlemediği için de, gün boyu gelsin çaylar, kahveler diyerek harcadıklarını çoluk çocuğuna da harcayabiliyor mu? Sormak lâzım. Verecekleri cevapların olumsuz olduğunu tahmin etmemek mümkün değildir. Kolay kazananların tümü, elde mevcut paralarını kolayca harcayabilirler.

           Kolay kazançlardan uzak, alın teri ile kazanılan paraların harcanması örnekte olduğu gibi kolay olmayacaktır. Netice itibariyle en güzel kazanç, alın teri dökülerek elde edilen kazançtır.

-Akıllı insan, verdiği sözden, dönmeyen insandır:

           Bir kimsenin söz vermesi durumunda borçlandığını ifade eden kimseler, haklıdırlar. Zira hiç kimse yapamayacağı bir iş için söz vermemelidir. Yapabileceğimiz işleri kendi kapasitesini tanıyan/ bilen bir kimse, yapamayacağı işler için söz vermez. İnsanın kendini bilmesi kadar güzel bir huy/ meziyet yoktur. Ne demiş şair:

           Sen, seni bil sen seni.
           Sen seni bilmez isen, patlatırlar enseni.

           Bu tekerleme şeklinde, bilhassa çocukluk çağlarındaki gençler arasında söylenen bu sözde, gerçek payı gizlidir. Burada ifade edilen, ense patlatma öngörüsü, kendini bilmenin bir güzel huy olduğu; kendini bilmezlerin yanlış yolda olduklarının/ kendini bilmemenin yanlışlığının, kendilerine verecekleri zararların haberini vermesi açısından, önem arz eder. İnsanların güzel meziyetleri edinmiş olmaları her insan için önemli bir yaşam tarzıdır.

-Akıllı insan, emanet aldığında, ihanet etmeyen insandır:

           Emanete ihanet etmemek, huyların en güzellerinden biridir. Herkesin bildiği üzere, Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v), Peygamber olmadan önceki yaşantısında, Kureyş Kabilesinin tüm mensupları tarafından, “Muhammed- ül Emîn” olarak adlandırılırdı. Emanete ihanet etmediği, yıllarda geçse, kendisine emanet edilmiş herhangi bir emaneti, her zaman dikkatle muhafaza edip, zamanı geldiğinde sahibine teslim edebilen bir yapıya sahipti.

           Tüm insanların yapılarındaki güzelliği görebilmenin bir şartı, o kimseye bir sır verip saklamasını istememiz yanında, bir emanet verip muhafaza etmesini istememiz de o kimsenin denenmesinde önemli bir ayıraç olacaktır. Bir dosta verdiğiniz sırrınızı, saklayabilen bir yapısı varsa, “bu kimse gerçek dostumdur” diyebilirsiniz. Dostunuz sırrınızı saklayabilen yapıda ise, dosttur. Emaneti verdiğiniz kimsenin de emanete ihanet etmemesi durumunda gerçek dost sınıfına koyabilirsiniz.     

-Akıllı insan, başı sıkışmış da olsa, yalana sapmayan insandır:

           Akıllı bir kimsenin yalan söylemesini düşünemeyiz. Zira “TÜM YALANCILAR, BİRAZ, APTALDIR.” Bu sözüm, yalancılara biraz ağır gelebilir. Ancak bunu ben söylemiyorum. Benim yaptığım, geçmişte atalarımızın güzel söz olarak söyledikleri cümleyi, biraz değiştirerek gözler önüne sermekten ibarettir. Atalarımız ne demiş:

          -Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Ne güzel bir söz, değil mi? Bir yalancının gün içerisinde söylediği yalanının hükmünün, yatsı vaktinde ortaya çıkacağı uyarısı yapılmaktadır. Buna kulak vermek akıllı insan işidir. Yalancı kimseleri akılsız/ aptal/ yanlış düşünce tarzına sahip olarak değerlendirebiliriz. Zira yalanın hükmü, yatsı vaktine kadar ise; demek ki, yalanın bir gün bitmeden ortaya çıkacağı bilinmektedir. Bu her zaman da ispatlanan bir gerçektir. Bu gerçek ortada iken, hâlâ yalan söylemekte ısrar ederek, yalancılık unvanını kazanmaya çalışan kimsenin akıllı olduğunu söylemek, sanırım yanlış bir düşünce tarzıdır.

           Yalan söylemeyi âdet edinmiş kişinin, yalan söylediği sırada, yüzüne bakınız lütfen! Genel olarak bunu kendileri fark etmez. Ancak çevresinde onu dinleyenler, ufak bir göz ucu bakışı ile, bu söylediğim durumu, tespit edebilirler. Yüzüne baktığınızda, olan şudur, yalan söyleyen kimselerin, çaktırmadan, söylediği yalanın fark edilip edilmediğini kontrol edercesine, karşısındakilerin yüzüne kaçamak bakışlar atmakta olduklarını görebilirsiniz.
   
           Netice itibariyle yalan söylemek, yalancılar tarafından zannedildiği gibi fark edilmeyen bir hareket tarzı değildir. Bilakis, herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilir. Bu fark edilme, yalanın temelinde vardır. Aksi takdirde yalancılar devamlı yalan söylerler; ancak fark edilmezlerdi. Fark edilebilir olduğunu sadece yalan söyleyenler fark edemezler. Nasıl olur demeyiniz. Yalancıların mumunun yatsıya kadar yanması bilindiği halde, bunu bilmeyenler yalnızca yalancılardır. Başka bir mantıklı düşünce tarzına ihtiyaç yoktur sanırım. Bilselerdi, yalan söylemezlerdi.

-Akıllı insan, fakir gördüğünde, görüp de geçmeyen/ geçemeyen insandır:

           Akıllı insanların yardım sever olduklarını ifade edebiliriz. Zira akıllı olmak için, yardım sever olmak gerekir. Yardımlaşmayı bilmeyen kimsenin akıllı insan olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır. Genel mantık olarak akıllı insanlar başkalarının dertleriyle dertlenen insanlardır. Başkalarının dertlerine aldırmayan/ vurdumduymaz/ başkalarının dertlerine duyarsız kalan kimseleri, akıllı insan kategorisine sokamayız. Birçok kimse, akla gelen şu soruyu sorabilirler:

           -Akıllı birçok insan, aynı zamanda yardım etmeyi sevmeyen insanlar da olabilirler. Doğrudur. Yardım sever olmayanlar, kendilerine akıllı insan yaftasını yapıştırabilirler. Ancak genel duygu ve düşünce çerçevesinde toplum içerisinde yaşayan, insanlarla iletişimi olan kimselerin, aynı zamanda yardım sever olmalarını da, biz insanlar, bekleriz. Umut ederiz.   

- Akıllı insan, zoru gördüğünde, kaçmayan insandır:

           Dünyaya gelen tüm insanlar, zorluklarla mücadele ederek, yaşamını sürdürmeye çalışır. Zahmetsiz/ emeksiz, dünyayı kazanmak/ yaşamı sürdürmek mümkün değildir. Akıllı insan kolay kazanç peşinde koşmaz. Kolay kazanılan her tür malın/ paranın hiçbir zaman kıymeti yoktur. Alın terlemeden, zorluk çekmeden kazanç elde etmeyi hiçbir akıllı insan düşünmez/ düşünemez. 

- Akıllı insan, belâyı gördüğünde, belâya bulaşmayan insandır:

           Geçmişte atalarımızın söyledikleri güzel bir söz vardır. “Köpekle dalaşmaktansa; çalıyı dolanmak evlâdır(daha iyidir)." Burada kastedilen, insanların daima belâlardan/ belâlı insanlardan uzak durulması gerektiğidir. Hiç kimse belâya bulaşmak istemez. Bunu kabul etsek de, bir kısım insanlar bazı gerekçelerle belâya bulaşmaktan geri durmazlar. Bu nedenle akıllı insanın, belâya bulaşmayacağını belirtmekte fayda vardır. Bu suretle insanlara ikaz mahiyetinde, belâdan uzak durmanın şartlarından birinin de belâya bulaşmamak olduğudur.

- Akıllı insan, kendisi sevildiğinde, bir fazla sevebilen insandır:

           Sevgi karşılıklı olduğunda güzeldir. Karşılıksız sevgi kuru kalabalıktan başka bir şey değildir. Sevdiğiniz kimselerin de sizi sevmesini beklersiniz. Karşılık bulamadığınızda, sevmekten vazgeçme düşüncesiyle hareket etmeye, sevdiğiniz kimsenin sizi neden sevemediğini düşünmeye başlarsınız. Sevginize karşılık bulduğunuzda ise, size sevgi besleyenleri bir fazla sevmekten geri durmazsınız.
 
-Akıllı insan, yola çıktığında, yol arkadaşını terk etmeyen insandır:

           Yol arkadaşlığı yapmak, insanların çoğu için yaşantımızda bir gerçeklik olarak yer almaktadır. Yol arkadaşları daima birbirlerini kollamalı, yolun meşakkatlerine/ zorluklarına karşı bir ve beraber olmalıdırlar. Yola çıkmış iki insanın diğer arkadaşını yolun zorlukları karşısında terk etmesi durumunda, arkadaşını terk eden insanın akıllı olmasından bahsetmemiz de mümkün değildir.

-Akıllı insan, ortaklık kurduğunda, kazık atmayan insandır:

           Kazık atmak tâbiri, akıllı insanlarla bir araya gelemeyecek bir tâbirdir. Zira akıllı insan, kazık atma durumuna kendisini düşürmeyecek kadar güzel bir insandır. Bu güzelliğini üç kuruşluk dünya menfaati için haleldar etmeyecek/ yok etmeyecek akla sahiptir. 
 
           VELHASILI:

           ÜÇ KURUŞLUK MENFAATLAR İÇİN DİNİNİ, MİLLİYETİNİ, VATANINI, BAYRAĞINI, ÖRF VE ÂDETİNİ, TÜM MUKADDESLERİNİ, DOSTLARINI, ARKADAŞLARINI, SATMAYAN İNSANDIR.
   

           İşte bu prensiplerle yaşayan insan, kim olursa olsun akıllı ve gerçek insandır.

           Saygılarımla... 03.02.2013
« Son Düzenleme: Kasım 05, 2016, 01:52:48 ÖÖ Gönderen: is »