Gönderen Konu: DEPREM  (Okunma sayısı 8412 defa)

is

  • Ziyaretçi
DEPREM
« : Kasım 10, 2014, 01:17:59 ÖS »
DEPREM

           Depremlerle sarsılan bir memleket toprağı üzerindeyiz. Kulaktan dolma, Türkiye kelimesi, “titreyen topraklar” anlamına gelirmiş. Duyduğum bu sözü Türk Dil Kurumu sözlüklerinin tümünde araştırdığım halde, anlamını bulamadım.

           Depremler, âniden ve büyük yıkımlarla geldiği için, insanların korkmamaları mümkün görünmüyor. Ancak korkmanın da bir dozu olması gerektiğini düşünüyorum. Zira depremler, her zaman ve her an gelebilir. Bu geliş zamanını da, bu güne kadar kesin olarak(1- 2 saat öncesinden) bildiren bir alarm sistemi keşfedilememiştir. Bu nedenle depremler tüm insanları korkutmaktadır. Depremlerin sonunda görülen yıkımlar tüm insanlığın beyinlerine kazınmış durumdadır.  Ancak depremlerden korkmak gerekir mi sorusunu kendimize soralım ve belirtilen deprem olma ihtimali olan zaman aralığını göz önüne getirelim. Örnek: Depremle ilgilenen tüm ilim adamlarının söylediklerinden hareketle, “Marmara’ da 20- 30 yıl içerisinde faylarda bir kırılma/ deprem olacaktır. Bilemiyoruz, belki bu yıl, belki 30 yılın sonunda olur, bir şey diyemeyiz.” Bu sözleri duyan kimselerden bazıları korkmaya başlarlar; nerede ise, 30 senelerini depremi beklemekle geçirmeye namzet(aday) olurlar. Doğru mu? Yanlış. Zira deprem korkusu ile geçecek 30 yıllık zaman içerisinde, belki de o senelere ulaşamadan ecel kapıyı çalacaktır. Bu durumda korkarak yaşamanın bir mantığı var mıdır?

           Depremlerin yıkımı karşısında korkmayacak tek kimse bulunmaz. Ancak, ecel denilen ve kimsenin ne zaman geleceğini bilmemesi nedeniyle, hiç kimse, ama hiç kimse, korkmadan edemez. Korkmak genel olarak insanî yapıya uygun bir duygudur. İnsanlar büyük çoğunlukla ölümden korkarak yaşarlar. Depremden aklı başında herkes korkar. Korkmam diyenler yalan söyler. Doğrudur. Korkulur. Ancak korkunun ecele faydası olmadığından, korkmadan yaşamak da, bizlere düşen normal mantık yollarından birine ulaşmak suretiyle, mümkün olur. 

           Depremlerden korkarız. Ancak fazlasıyla korkmamız gereken bir olayı herkes duydu; televizyonlarda izledi. Olanlar oldu, ancak hiç kimsenin gücü, “kardeşim ne oldu da 17 Ağustos depreminde bir tek müteahhidin yargılanıp; yüzlerce, binlerce insanın binaların altında kaldıkları, canlarından oldukları binaların müteahhitlerinin gözden kaçtığı/ kaçırıldığı,

(nasıl olur bilmiyorum, ama insan sormadan da edemiyor. 40- 50 bin insanın binalar altından çıkarıldığı koskoca bir bölgede sadece bir müteahhid mi bina yapmıştı? Hayret tek bir müteahhid Sakarya’da, Kocaeli’nde, İstanbul’da, Eskişehir’de binaları tek bir müteahhid yapmış. Başka müteahhid yokmuş. Hakikaten hayret! diye düşünmeden edemiyor insan.)

hiç birinin yargılanmadığına birçok insanımız şahit olmadı mı? Bu konuda çarşaf çarşaf yazılar yazılarak, suçlu müteahhid bir kişi miydi, denilmedi mi? Birçok programlar da bu konu dile getirilmedi mi? İşte korkmamız gereken de bu olması gerekir. Depremin tahribatından daha büyük tahrifatı bu adalet yıkımı yapmıştır.

           Bırakınız depremi. Depremsiz gelen sarsıntılı haberlere konu olan kaç davada, davalar mürur- u zamana uğradı da, bey efendiler serbest kalmadı mı?

           İşlemler adaletin pençesinde çözülerek gelirken; araya giren parazit yazıları yazanlar, yargıya müdahil yazılarıyla, hedef saptırmak suretiyle kendi taraftarlarını kollamak yoluna gitmediler mi? Adalet mekanizması parazitlere duyarlıdır. Araya parazitlerin girmesini istemezler. Bu aynı zamanda adalet duygusunun da gereğidir. Bu nedenle korkularımızdan biri de parazit yapan medya mensuplarının tarafgirlikleridir.

           Netice itibariyle korkmak yerine tedbirlerle ve mantık çerçevesinde düşünce potansiyelini kazanmaya çalışarak huzurlu yaşamanın yollarını araştırmak ve uygulamak bizlere yakışan görüntülerdendir.

           Korkularımızı küçültüp, mutluluklarımızı büyüterek yaşama arzusunda olanların çoğalması dileklerimizle.

           Saygılarımla… 10.11.2014 13:15

           ÖNEMLİ NOT: Açıklamam gereken konuları, açtığım parantezle, ayrı paragraf halinde yazmış olmam, açıklamaları atlayacak okurlara kolaylık sağlamak içindir. Kolayca görülmesi için, ayrı paragraf olarak parantez içine alınmıştır. 
« Son Düzenleme: Mart 19, 2017, 10:12:05 ÖS Gönderen: is »