Gönderen Konu: TELEVİZYON DİZİLERİMİZ  (Okunma sayısı 7891 defa)

is

  • Ziyaretçi
TELEVİZYON DİZİLERİMİZ
« : Kasım 15, 2014, 08:42:18 ÖS »
TELEVİZYON DİZİLERİMİZ
11.04.2003

           Dizilerle yatıp; dizilerle kalkıyoruz. Dizlerin, yaşantımıza, bu kadar yoğun şekilde girmesiyle, insanlarımızın günlük faaliyetlerini, “televizyonlara endeksli” hale getirmiştir. Evet, insanlarımız dizilere endeksli yaşam tarzına mahkûm edilmişlerdir. Bu genel olarak, kabul gören bir düşünce tarzıdır. İnsanlarımızın günlük konuşmalarından örnekler verdiğimizde, bu varsayıma ulaşabildiğimizi/ bu varsayımın doğruluğuna şahit olduğumuzu, görebiliriz. Örnek olarak:

           -Komşum salı akşamı sekizde benim dizim başlıyor, kusura bakma misafir kabul edemiyorum. Çünkü dizimi misafir geldiğinde seyredemiyorum. Benim dizimin olmadığı çarşamba günü gelirseniz memnun olurum. Bir diğeri:

           -Pazartesi akşamı iki dizi birden seyrediyorum. Kusura bakma diğer günler beklerim. Bir diğeri:

           -Cuma günü dizimi kaçırmamak için, annemler memleketten gelirken “cuma günüme dikkat edin” ikazında bulundum. Siz de kusura bakmayın, perşembe ya da cumartesi günü beklerim.
 
           Dizilerin insanlarımızı bu kadar komşulardan, akrabalardan kopararak, yaşantımıza yön verir hâle gelmiş olması, insanlarımız ve ülkemiz için tehlike çanlarının çalmaya başladığının görüntüsünü vermektedir. Dizilerin tesirlerinden kopamaz bir duruma getirilmiş olan insanlarımız, dizilerde ileri sürülen her konuda, sanki bunlar mutlak doğrularmış gibi, yaşam tarzlarını bu yönde düzenleme, empoze edilen(zorla benimsetilmiş/ zorla kabul ettirilmiş- tdk- bkks) konuları mutlak doğrular olarak kabul etme durumunda bırakılmaktadırlar.

           Genel olarak dizilerin, eğitici, öğretici, yanlışlarla mücadele edici, kötülerin/ kötülüklerin gösterimi ile birlikte, cemiyetin bu kötülerle/ kötülüklerle mücadele yollarının gösterilmesinin senaryoya dahil edilmesi suretiyle, bu dünyada kötülere yer olmadığının, zihinlere kazınmasına zemin hazırlanması açısından, önem arz eder.

           Yazılan senaryoların, insanlarımızın güzelliklerinin ortaya konulması, yaşadığımız cemiyetin daha güzel günlere ulaştırılması için bir araç olarak görülmesi, dizilerin bu yönde kurgulanması arzu edilir. Elbette dünyada insanların, kötü/ iyi, cimri/ cömert, hırslı/ kanaatkâr, kibirli/ mütevâzi, güzel/ çirkin olmaları normaldir. Bunların olması, karşıtlarının bilinebilmesine zemin hazırlar. Güzel olmadan çirkini târif edebilir miyiz? Cömert olmadan, cimrinin târifinin ne değeri olabilir ki?

           Tüm bu doğru ve eğrilerin yaşantımızda yer aldığını herkes görüp; tespit edebilir. Bu nedenle dizilerimizde kötülerin ve kötülüklerin yanında, iyilerin ve iyiliklerin de gösterilmesi/ işlenmesi arzu edilir. Ancak dizilerimizde, daima kötüler başrollerde gezerken; iyilerin daima ezildiğini görmekten; dizi sonuna kadar seyirciler televizyonları başında fenalıklar geçirirler. Seyredenlere hafakanlar basar. Bir türlü, insan gönlünün arzu ettiği, kötülerin yenilmesi/ yıkılması/ yok olması/ adaletin yerini bulması, dizlerimizde boy göstermez durumdadır. Kötülerin/ kötülüklerin son bulmasını beklerken; daima iyiliklerin hasretiyle dizleri seyreder duruma düşürülmemiz nasıl bir tezgâhın sonucudur. Bilinmez. Kötüler ve kötülükler baş tacı edildiğinden, dizilerde arzu edilen, adaletin yerini bulması bir türlü gündeme gelmez. Bunun en önemli nedeni, başroldeki kadın/ kız/ erkeklere musallat olan kötüleri, reyting açısından lüzumlu gören senarist ve yönetmenlerin dayandığı nokta:

           -Kardeşim seyirci kötü adam olduğunda dizilere itibar ediyor. Dizi boyunca, kötüler olmadan, iyilerle ve iyiliklerle diziyi götürmenin reytinglere faydası olmamakta, dizi kötüler ve kötülüklerle yürütüldüğünde, reytingler tavan yapmaktadır. Doğru söze ne denir? Kötüleri tercih eden seyirciler olduğuna göre, şikâyete hakkı olmayanlar da yine seyircilerdir. Bu durumda akla gelen ilk suçlu biz seyircileriz, diyebiliriz. Zira seyircinin isteklerine göre yönlendirilen dizilerin reytinglerinin tavan yapmasına sebep, öncelikle seyirci istekleridir. Böyle olunca senaristler ve yönetmenler de bu konuda kötülere:

           -Berhüdar olun; ya da
           -Dizilerde arz- ı endam etmeye devam ediniz ey kötüler; demek zorundadırlar. Burada yanlış olan bir şey var mıdır? Yoktur. Zira biz seyirciler bunları görmek istedik. Senaristler ve yönetmenler de bize bunları(kötüleri/ kötülükleri) verdiler. Böylece adaletin üstün gelmesi, çıkmaz ayın son çarşambasına kalmakta, bu da insanların beyinlerine, “kötülükler ve kötüler daima kazanır” fikrini kazımak suretiyle, bu neticeden bezgin düşmüş; hayal kırıklığına uğramış bir cemiyetin temelini oluşturma yönünde, tuğlaların üst üste konulmasını sağlamaktadır.

           Bu sözlerden sonra görür/ duyar gibiyim:

           -Kardeşim dünyada iyiler de, kötüler de olacaktır.  İtirazınız yersizdir. Diyebilirler. Ancak bu yanlış dizi formatının/ kötülere ve kötülüklere reyting uğruna fazlasıyla itibar etmenin de bir sınırının olması gerekir. Aksi takdirde yukarıda belirttiğim gibi, "kötüler daima kazanır" düşüncesi insanlara karamsarlığı/ bedbinliği getirir ki, bir cemiyet devamlı karamsar tablolar çizilerek, iyiye/ güzele/ güzelliklere ulaştırılamaz.

           İnsanlarımızın bir kısmının, bu dizilere fazlasıyla/ tutkulu şekilde, itibar etmeleri sonucu, bu tür dizi koliklerin sayıları azımsanamayacak kadar çoğalmakta, çığ gibi büyümektedir.

           Televizyonların seyirci profilinde, bilhassa, kötülere itibar eden kimseler üzerinde, derinlemesine psikolojik araştırmaların yapılması gerekir. Dizilerde bu kadar kötülerin sevilerek izlenmesinin altında yatan asıl nedenlerin, psikologlar tarafından araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Zira genel olarak insanlar kötülerin yenilgisini/ bir müddet sonra ortadan kaldırılmasını, daima beklerler. Bu, adaletin gerçekleşmesi düşüncesinin neticesi olarak gündeme gelen, en tabii insanî duygu ve düşüncelerdendir. Kötülerin/ kötülüklerin cezalandırılarak, kötülüklerin asla cemiyetimizde yer bulamayacağı düşüncesinin hâkim olması esastır. Böyle de olması gerekir. Zira kötülerin/ kötülüklerin, dizilerin başlangıcından itibaren, seyirciler tarafından aranır olmaları, psikolojik tahlillere haklılık kazandıracak boyutlardadır. Şahsen bu kadar kötülerin dizilerde kalmasına tahammül edemeyenlerden biri olarak, “nedir bu kadar kötülerin dizileri doldurma sebebi” diye sormadan yapamıyorum. Bu sorumun cevabını da kendi kendime vermeye çalışıyorum.

           -Cemiyetimizin kaosa sürüklenmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyor olması, maddi kazanç saikiyle(sebebiyle/ güdüsüyle) hareket eden senaristlerin/ yönetmenlerin/ oyunların ve oyuncuların/ bunların tamamının, çok fazla çevremizi sarmış olması, televizyonların gelirlerinin artırılması için bu dizileri bol miktarda ileri sürmeleri, önlenemeyen bir çığ misâli çevremizi, yanımızı, yöremizi sarmaktadır. Diğer taraftan kötülüklerin diz boyu her yanı sarması, büyük ihtimalle, kötülere ve kötülüklere tepki verme duyularımızın yıpranmış/ törpülenmiş olduğu kanaatime de haklılık kazandıracak boyutlardadır. Aksi takdirde, dizilerde kötülere bağlanmanın bu kadar fazlalığını ne ile izah edebiliriz?

           Dizilerimizde en fazla dikkatimizi çeken, sevgi denilen o kutsal, kutsal olduğu kadar değerli, değerli olduğu kadar da ulaşılması/ herkes tarafından kazanılması çok zor olan, sevginin istismarıdır. Evet! Dizilerimizin tamamına yakınında sevginin istismarının görülmesi, tesadüf olmasa gerektir. Sevginin istismarı nasıl olur diye sorulabilir. Sevgi kutsaldır. Doğrudur. Örf ve âdetlerimizde de, sevginin bu kadar istismar edilmesi söz konusu olamaz. Nâdir olarak görülebilir. Ancak o görüntüler dahi örf ve âdetlerimizle bağdaşmadığı için kabul görmemektedir. Sevgi gösterisinin bu kadar serseri mayın gibi, bir sevgiliden diğerine, dolaşması(mübarek serbest bölge malzemesidir), görmek istemediğimiz, kangren olmuş cemiyetlere has görüntülerdir.

           Bir kimsenin arkadaşının sevgilisine sevgi beslemesi/ âşık olması, dünyadaki tüm cemiyetlerde hoş karşılanmayacak bir kangren meziyet hükmündedir. Bu yanlış görüntü(herkesin birbirine âşık olması/ diğerlerinin sevgililerini pervasızca ayartmaları) cemiyetlerin genel olarak kesip atması gereken bir kangren yaradır. Ancak dizilerimizde bu yanlış yönlendirmeler, o kadar çoktur ki, aylarca seyretmediğiniz bir diziyi açtığınızda, yine gel- geç gönüllü yanlış limanlarda dolaşan oyuncuların, aylar sonra bile, hâlâ, yanlış limanlarda dolaştıklarını göreceksinizdir. Hatırlayınız dizilerimizi, genç kız/ genç erkek kaç sefer bir diğer kişinin aşık olduğu kişiye aşkını ilân etmesinin, kim bilir kaçıncı gidiş- gelişi safhasında olduğunu tespit edebilirsiniz.

           Tüm bu yanlışların, senaristlerin ve yönetmenlerin dikkatlerini, cemiyetin geleceği olan çocuklarımıza bırakacağımız memleketimizin, kaostan uzak, yanlış limanlarda dolaşmaktan âzâde(kurtulmuş) olduğu günlerin hasretiyle dizilerimize çeki düzen verildiği günlerin yakın olması, temennilerimle.     
         
           Dizilerimizde olsun, filmlerimizde olsun, daima hakkın ve haklının üstün gelmesi arzu edilir. Bu arzu, temennilerle güzelliklere ulaşma konusunda bir irade ortaya konulmasının görüntüsünü vermesi açısından önem arz eder. 

           Saygılarımla… 15.11.2014 20:37

           
TELEVİZYON DİZLERİNİN YANLIŞ YÖNLENDİRMELERİ KARŞISINDA, ATATÜRK' ÜN GENÇLİĞE HİTÂBESİ' NİN TELEVİZYONLARA UYARLANMIŞ ŞEKLİNİ İLGİSİ NEDENİYLE AŞAĞIYA KOPYALADIM:
 

 
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini,
ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.


Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbâlde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek,
dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır.


Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!


Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mâhiyette tezâhür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsâli görülmemiş bir gâlibiyetin mümessili olabilirler.


Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş,
bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve
memleketin her köşesi
bilfiil işgal edilmiş olabilir.


Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere,
memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar
gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.


Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini,
müstevlîlerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zâruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.


Ey Türk istikbâlinin evlâdı!
İşte; bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen,
Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.


     Mustafa Kemal Atatürk' ün Gençliğe Hitâbesini, bu günün faydalı olduğu kadar; yerinde ve zamanında kullanılmadığında, çok zararlar veren; bilhassa çocuklarımızın gelişmesinde olumsuz tesirleri olan televizyonların, çocuklarımızın zarar görmeyeceği bir yapıya kavuşturulması düşüncesi ile, Gençliğe Hitâbe'yi bu konuda uyarma görevimi yapmak üzere düzenleyerek aşağıya alıyorum:

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen,
LÜZUMSUZ DİZİLERİ VE PROGRAMLARI SEYRETMEMEKTİR.

   Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne GÜZELLİĞİ budur.

   Bu GÜZELLİK senin en kıymetli hazînendir.
İstikbâlde dahi, seni bu hazîneden mahrum etmek isteyecek,

LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA VURDUĞUN EN BÜYÜK DARBENİN TESİRİNİ YOK ETMEK İSTEYİP;
SENİ LÜZUMSUZ DİZİLERE VE PROGRAMLARA MAHKûM ETMEK İSTEYECEK

dahilî ve hâricî TELEVİZYONLAR olacaktır.


   Bir gün, GELECEĞİNİ KORUDUĞUNU, LÜZUMSUZ YERE ZAMAN ÖLDÜRMEDİĞİNİ ANLADIĞINDA,
SEYRETMEDİĞİN LÜZUMSUZ DİZİLER VE PROGRAMLARDAN KAZANDIĞIN ZAMANLARIN,
SANA YENİ UFUKLAR AÇTIĞINI GÖRDÜĞÜNDE,
KAYBETMEKTE OLDUĞUN ZAMANLARI KAZANMAKLA NE BÜYÜK İMKÂNLARA KAVUŞTUĞUNU ANLAYACAKSIN.


İstiklâl ve Cumhuriyet'i müdâfaa mecburiyetine düşersen, TELEVİZYONLARIN SİZLERE DAYATMAK İSTEDİĞİ İDEOLOJİLERE İNANMADAN, ÜZERİNİZE DÜŞEN,
vazîfeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!


   Bu imkân ve şerâit, SENİN İÇİN ÇOK ZOR ŞARTLARDA, KENDİNİ ZORLAYARAK KAZANMIŞ OLDUĞUN, İMKÂN VE ŞERÂİTLER OLARAK tezâhür edebilir.

   İstiklâl ve ZİHİN GÜCÜNÜ ZİNCİRLEYECEK TELEVİZYONLAR,
bütün dünyada emsâli görülmemiş bir SERMÂYENİN VE İMTİYAZLI GRUPLARIN mümessili olabilirler.


   Cebren ve hîle ile aziz EVİNİZİN bütün ODALARINA GİRİLMİŞ,
bütün KUMANDALARI ELLERİNİZE VERİLMİŞ,
bütün ZİHİNLERİNİZ ZAPTEDİLMİŞ, ve AİLENİZİN her FERDİNİN ZİHİNLERİ BOŞ VE LÜZUMSUZ DİZİLERLE bilfiil işgal edilmiş olabilir.


   Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahîm olmak üzere,
DENETLEME YETKİSİ OLAN MÜESSESELER DİŞE DOKUNUR BİR DENETİM YAPMAYABİLİRLER.


   Hattâ bu TELEVİZYONCULAR,
ÜÇ KURUŞLUK DÜNYA MALI OLAN REYTİNG GELİRLERİNİ, HER TÜR ÖZEL HAYATIN SIRLARI YA DA
ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARIN MUTSUZLUKLARI ÜZERİNE KURABİLİRLER.


   Millet, BİR KISIM İLİM ADAMLARININ TESPİTLERİNDE GİZLİ OLAN GERÇEĞE UYGUN OLARAK,
TELEVİZYON BAŞINDAN KALKMAMAKLA, KENDİ BAŞLARINA İŞ YAPAMAZ HALE GELİP,

fakr ü zarûret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

   Ey Türk istikbâlinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen,

TELEVİZYON KARŞISINDA, LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN ESİRİ OLMADAN,
SÂDECE İLMÎ, TARİHÎ, DİNÎ, SİYASÎ VE SOSYAL İÇERİKLİ
SANA FAYDASI OLACAK AÇIK OTURUMLARI VE PROGRAMLARI SEYREDEREK;
LÜZUMSUZ DİZİLERİN VE PROGRAMLARIN REYTİNGLERİNİ BAŞ AŞAĞI EDEREK SONLANDIRMAKTIR.


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Ziraat Y. Mühendisi
İsmail SEZGİ

   Îkaz bizden, televizyonun zararlı programlarından uzak kalarak, yaşantınıza düzen getirmek sizden.

            Saygılarımla...27.01.2009- 23,55
« Son Düzenleme: Mart 10, 2021, 01:44:02 ÖÖ Gönderen: is »