Gönderen Konu: TEHLİKELİ İPTİLALAR(İÇKİ VE SİGARA BAĞIMLILIKLARI)  (Okunma sayısı 9134 defa)

is

  • Ziyaretçi
TEHLİKELİ İPTİLALAR(İÇKİ VE SİGARA BAĞIMLILIKLARI)
« : Mayıs 14, 2008, 02:10:01 ÖÖ »
TEHLİKELİ İPTİLALAR

           Rakıya verip bağırma; adamlığın gitmesin!
           Tütüne verip savurma; ciğerlerin bitmesin!


           Bir tarihte böyle iki mısralık söz dizisi ağzımdan çıkıvermiş ve not etmişim. Ne kadar garip değil mi? Birinin iptilâsında adamlığını kaybediyorlar; diğerinin iptilâsında ise, ciğerlerini kaybediyorlar. Bu şekilde mısralara dökme pahasına, alkol ve içkinin zararlarını ayrı ayrı tasnif etmiş gibi olsam da, her iki iptilânın da zararları tescillenmiştir. Zira içki yalnızca adamlığı kaybettirmiyor; aynı zamanda ciğerleri de tahrip ediyor. Sigara yalnız ciğerleri kaybettirmiyor, keseye de dokunuyor, aileye de dolaylı yoldan, pasif içicilikle, zarar veriyor.

           Yukarıda ifade edilen “adamlığın gitmesi” konusunda, içki içenlerin itirazları yükselecektir. Ancak söylediğimiz sözün muhatabı, her ne kadar “ben içerim, aklım da başımda olur” dese de, bir iki kadehten sonra kendinden geçenlerin

(elbette içki içildikten sonra akli melekelerin zayıflaması, düşünme kapasitesinin daralması, içkinin zararlı tesirleri sebebiyledir. Önemli olan içkiye yaklaşılmamasıdır. Uyanıkken, içkiye yaklaşmadığınızda, bu zararlarından kurtulabilme şansına sahipsiniz. Bir kadeh ile bu şansı kaybedersiniz. Zira o ilk kadehten sonra iradeniz sizden ayrılır. İçki bardağının içerisine düşer. Sonra da çıkar çıkarabilirsen. Bana dokunmaz. Ben içerim. Sarhoşta olmam diyenlerin tamamı, alkolik/ sarhoş kimselerdir. Bağımlılık yaptığı için de, hem içerler, hem de bana dokunmaz sözünü, söyleyip dururlar.)

% itibariyle sayıları az da değildir. Hatırı sayılır cinsten, hatta çok da fazladır. Çoğu içki içenlerin takdir edemedikleri bir husus vardır ki, o konuda ilmin söylediklerine itibar ederek açıklama getirmek isterim. İçkinin, insanın beyin hücrelerini tahrip ederek, aklî fonksiyonlarını geçici olarak dumura uğrattığı; alkolik kimselerde alkolün, tamamen aklî melekelerin ve hâfızanın kaybedilmesine kadar gidebilen tablolara sebebiyet verdiği görülmektedir.

           Bilindiği üzere geçmişte atalarımızın söylediği bir sözü hatırlatalım(bu ifadeyi yaklaşık 60' lı yıllara doğru duymuştum). "Şarap içenler, 40 gün içerisinde ölürse, âhirete imansız giderler." Bu sözün söylendiği yıllarda, büyük ihtimalle, ilmin tespit ettiği bir veri yoktur. Zira bu söz, yüzlerce yıl öncesinden söylenmiş sözlerdendir. Bu sözlerin karşısında olanlar, "Ne alâkası var, içki içme ile imansız gitmenin derlerdi."

           Bir kadeh alınan alkolün 40 gün süre ile beyin hücrelerini  tahrip etmeye devam ettiğini, bir tıp asistanından 1967/ 1968 yıllarında duymuştum. Geçmişte atalarımızın ifade ettikleri, alkol kullanımı sonrası,  40 gün içerisinde ölenlerin imansız gidecekleri ifadesi ile bu söz arasında bir bağın olmadığını düşünmek, ilmin tespit ettiği gerçeklere aykırı bir düşünce tarzı olsa gerektir.

            Batı Avrupa ülkelerinde, alkolün karaciğer sirozunun oluşmasındaki payı, yüzde 85– 90 civarındadır. Türkiye’de ise, içkinin siroz üzerindeki payı % 15 civarındadır. Ülkemizde bu kadar düşük yüzde de kalmasına şaşırmamak gerekir. Zira ülkemizde, içkinin/ sarhoşluk veren maddelerin içilmesinin, dini kural olarak, haram sayılması sonucu, içki içme oranı, Avrupa ülkelerine göre çok düşük seviyelerdedir.

           Siroz hastalarının yaklaşık % 85- 90’ ının, içki içen kimseler olduğu, “tesadüf “ sözü ile geçiştirilebilir mi? Elbette tesadüfe bağlanamaz. Akciğer kanseri hastalarının, % 90’ ının sigara içmekte olduğu, son istatistikî rakamlar olarak kayıtlara geçmiştir. Bâzı araştırmacılara göre ise bu oran % 100 olarak değerlendirilmektedir. Gelin siz ilme, irfana inanan insanlar olarak, bu istatistikî rakamları inkâr ediniz. Türkiye’ de her yıl 118.000 kişinin sigaranın zararlarından dolayı, hayatını kaybettiğini söyleyen ilim adamlarımızın verdikleri bu değerler,

(Merak ettim ve bir yılda bulunan 525.600 dakikayı 118.000 kişiye böldüğümde 4,45 dakika olduğunu gördüm. Yaklaşık her beş dakikada bir insanımızın sigara sebebiyle ölmesi acı bir tabloyla karşı karşıya kaldığımızın görüntüsünü vermektedir.)

korkunç boyutlarda olan sigaranın zararlarını, gözler önüne sermektedir. Açık oturumlarda, sigaranın ve içkinin, durmadan zararları gündeme getirilir. İçenler yine içmeye devam ederler. Sigara içimi konusunda, kendilerini frenleme yoktur. Ne içki içenler, ne de sigara içenler bırakmayı düşünemediklerini söylerler. Doğrudur. Sigara, içki ve uyuşturucu maddelerin tamamının bağımlılık yaptığı doğrudur. İlmen sabittir. Bu bağlılık ilmi bir gerçektir; ancak çoğu insanların bu iptilalara başlamadığı, hatta başlatılamadığı gözlenmektedir. Neden bu insanlar müptela(alışkanlık sahibi) olmuyorlar diye sormamıza gerek yoktur. Asıl sorulması gereken soru:

           -Neden bu insanlar, bu maddelere bağlanabiliyor, diye sormak gerekir. Bu soru çerçevesinde, anlaşılması çok zor olan bir mesele ile karşı karşıya olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Kanaatimce, ilmin ileri tarihlerde tespit edeceği bir iz maddenin, sigara içen tiryakilerin beyin hücrelerine tesir ederek, bağımlılıktan kurtulmalarına engel oldukları ispatlanacaktır. Mantık yolu ile bu hükme varmış bulunuyorum. Zira düşünüyorum. İnsanlar bu kadar zararlı bir maddeden ne beklerler? Neden bu kadar isteklidirler? Hem para israfına, hem de sıhhat kaybına sebep olduğu, % 100 ispatlanan, bu maddeyi neden içerler?

           İlim adamları harıl harıl çalışıyorlar; büyük paralar harcanarak yapılan araştırmalar sonunda, böyle bir maddenin varlığını ispat edecekleri kanaatimi muhafaza ediyorum. Var olduğuna vehmettiğim bu bilinmeyen maddeyi, ki bu madde nikotinden ayrı bir bağımlılık maddesi olsa gerekir diye düşünüyorum. İnancım o dur ki bu madde bulunacaktır ve tüm sigaradan zarar görenlerin hesabı, bu maddeden sorulacaktır. Zira o madde bulunduğunda, bu maddenin vücuttan atılması/ yok edilmesi için ilâçlar da bulunacaktır. O zaman bu ilâcı alanların bünyelerindeki bu madde, vücuttan atılarak bağımlılıktan kurtulmaları, fazla bir irâdî zorlanmayı gerektirmeden mümkün olabilecektir.

           Çoğu insanlar bu iptilâ maddelerinin zararlarından haberdar değildir dersek, yalan olur. Televizyon denilen, teknoloji hârikası, bilgi kutusundan,

(tabii faydalı şekilde kullanıldığında, ilmî araştırmaların insanlarımıza aktarımı konusunda, en güzel yardımcı olarak, bu cihaz, bir teknoloji hârikası olarak, karşımıza çıkar. Hayırlı işlerde kullanılan her cihaz güzeldir. Güzelliklere vesîle olur. Bâzı ilim adamlarımız ise, bu cihazın doğru kullanılmadığında, bir "aptal kutusu" haline gelebileceğini, ilmî araştırmalarla tespit etmişlerdir. Zîra öne sürülen tez, bilhassa çocukların, erken yaşlarda, uzun zaman televizyon seyretme alışkanlıkları sonucunda, mantık yürütemeyen, kendi başına iş yapma kaabiliyeti körelmiş birer parazit haline gelebildiklerini ileri sürmektedirler.)

içki ve sigaranın zararları, herkese, herkesime, binlerce kez anlatılmıştır. Bu sebeple de, içki ve sigaranın zararlarını bilmeyenlerin kalmadığına kanaat getirirsek, yanlış bir hükme varmış olmayız.

           İçki ve sigaranın söndürdüğü ocakların sayısını saymaya yetişemeyiz. Milyonlarla insanımızın zararlarını gördüğü gerçeğinden hareketle, içki ve sigara bağımlılığından, tüm insanlarımızın kurtulmasını temennî etmekteyiz. İrâdesini kullanabilen tüm insanlarımız her tür iptilâdan uzak durabilecekler, şâyet alışmışlarsa, bu iptilâlardan da kurtulabileceklerdir.

           Sigaranın 4000 çeşit kanserojen etkeni içerisinde taşıdığını duyduğumuzda, “hadi canım sende” diyenlerimiz çoktur. Çünkü duyanlar içerisinde, bu kadar zehirli/ zararlı madde o ufacık sigara içerisine nasıl sığar diyenler, çoğunlukta olacaktır. Gerçekten inanılması zordur. Ancak ilmî bir gerçek olarak, ilim adamlarımıza saygıdan ötürü, kabul etmeme gibi bir lüksümüz olamaz. Şahsen televizyondan duyduğumda, kulaklarıma inanamadım. İnternetten araştırdığımda, söylenilenin ne kadar doğru olduğunu gördüm.

           Bu kadar çok kanserojen maddenin neler olabileceğini araştırdığımızda, daha doğrusu, gerçeklerle karşı karşıya kaldığımızda, ilmî verilerin doğruluğunu tasdik etmeye mecbur kalırız. Evet! Araştırınız lütfen! Bu kadar çok kanser etkeni maddelerin neler olduğunu görecek; ilmin ve teknolojik gelişmelerin sonucu, son yüzyılda bulunabilen bu maddelerin tamamının, bu zehir deposu sigaranın içinde olabileceğini, tasdik etmek zorunda kalacaksınız.

           Sigara içerisinde bulunduğu ifade edilen zehirli ve kanserojen maddelerden bazıları şunlardır:

           Gaz odalarında kullanılan zehir: Hidrojen Siyanür   
           Kanserojen madde: Dretan, Toluidin, Piren 
           Tüp gaz olarak ocaklarda kullanılan: Bütan
           Akü metali olarak kullanılan: Kadmiyum 
           Egzos gazından çıkan: Karbonmonoksit
           Kanserojen etkili olan: Polonyum- 210
           Boya çözücü madde olan Tiner: Toluen
           Füze yakıtı olarak kullanılan: Metanol 
           Tuvalet temizleyici madde: Amonyak
           Radyasyon etkisi bulunan: Radon
           Bağımlılık yapıcı madde: Nikotin
           Böcek öldürücü ilaç: DDT 
           Boya sökücü: Aseton
           Boya maddesi: Fenol
           Fare zehiri: Arsenik
           Güve ilacı: Naftalin

           Ayrıca 3884 zehirli madde olmak üzere 4000 civarında zehirli ve kanserojen maddelerdir.
 
           Sigara, ilmin ve teknolojinin gelişmediği zamanlarda içildiğinde, zararlarını ortaya koyacak bir veri bulunmamaktaydı. Zararlarını çoğu insanlar bilmemekteydi. Kanserin bilinmediği zamanlarda çıkan bir kısım urların sebeplerini, herkes başka türlü izahlarla geçiştirirlerdi. Gelişmeler sonucu, kanserin en önde gelen sebeplerinden birinin, sigara olduğunun ifade edilmesi, ilmi çalışmaların hızlandığı son zamanlara rastlamaktadır.

(Bilindiği üzere, ilmi veriler, bir müddet önce, akciğer kanseri hastalığına yakalananların % 80- 85' inin sigara içenlerden olduğunu bildirirken; bu günlerde ilmi çevrelerin verdiği yüzde yükselmiş olup; akciğer kanseri hastalarının % 90- 95' inin sigara içenlerden olduğu ifade edilmektedir. Anlaşılan odur ki, ilmi araştırmalar geliştikçe bu oran, % 100'lere yaklaşacaktır. Buradan hareketle insanlığın sigarayı bırakması halinde, akciğer kanserinden ölenlerin sayıları da, bu oranlara yakın miktarlarda azalacak anlamı taşımaktadır.)

           Dini yönden haram kılındığı bilinen içkinin, Müslümanlarca içilmemesi genel kaidedir. Ben Müslüman’ ım diyebilen herkes içkiyi kullanmamaktadır. İstisnalar elbette olacaktır. Dinî kural olarak konulmuş olan bu içki yasağı, Müslümanları, 1400 yıldır korumaktadır. Ancak sigarada durum farklıdır. Kur’an- ı Kerim' de doğrudan, açık bir Âyet- i Kerîme ile ve sigara adı altında bir yasak bulunmadığı için, sigaranın içilmesi konusunda, din âlimlerince muhtelif açıklamalar, o günün şartlarına göre getirilmiştir. Ancak bu konuda ağız birliği bulunmadığından, sigara içenler de tevil yoluna kaçarak, sigara içmeyi kendilerince dinî kurallara aykırı görmemişlerdir. Başka bir ifade ile sigara içmekte dînen bir sakınca görmemektedirler. Elbette bu konuda Diyânet İşleri Başkanlığımıza çok büyük görevler düşmektedir. İlmin getirdiği teknolojik gelişmeler ışığında, sigaranın zararlarının, diğer kanallarda reyting getirmeyeceği için yayına konulmasa da, TRT televizyonlarından devamlı bu konunun işlenmesi millî bir görev sayılmalıdır. Televizyonun ilk yayına başladığı sıralarda(yaklaşık 1970’ lerde) sigaranın zararları hakkında bir program yapılmıştı. Hatırladığım kadarı ile(yanılırsam doktor bey kusuruma bakmasın) İhsan isimli bir doktorun yaptığı programdı. “İçiniz! İçiniz!" diye başlayıp, zararlarının neler olduğunu anlatarak, alaycı bir şekilde tiryâkileri taşlama şeklinde, gözlere parmak sokarcasına, sigaranın zararlarını anlatıyordu. İnşallah arşivlerden çıkartılarak yine yayına konur.

           Profesör Dr. Hayrettin Karaman' ın ifade ettiği şekli ile, sigara, 3 sebepten dolayı dînen haramdır:

           1-) Birinci olarak sağlığa zararlıdır.
           2-) İkincisi çevreye ve insanlara zarar vermektedir.
           3-) Üçüncü husus ise, dinî kural olarak, boşa para vermek israftır. Bu nedenle sigaraya verilen paralar, boşa verilmenin yanında, sağlığa zarar veren bir maddeye verilmesinden dolayı da haramdır. İlmin ve teknolojinin getirdiği bulgular çerçevesinde, üç sebepten sadece biri bile haram olmasını gerektirmektedir. Böyle olunca üçü bir araya geldiğinde ise, sigara içmenin tümden haramlığına hükmedilebilir.

           Geçmişte İslâm Âlimleri' nin bir kısmının, sigaraya mekruh, ya da tahrîmen mekruh(harama yakın beğenilmeyen şey/ hareket) veya mubah(yapılsa da yapılmasa da, günah ya da sevap kazanılmayan iş/ hareket) hükmünü vermeleri tamamen, bu konuda araştırmalara dayalı bilgi yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Zira eski zamanlarda tıbbî araştırmalar bu kadar gelişmemişken/ diğer bir ifade ile sigaranın zararlarının tehlikeli boyutlarda olduğu bilinmezken, mubah veya mekruh hükmü verilmiş olabilir. Günümüze gelindiğinde, zararlarının müşahhas olarak/ göze görünür şekilde tespiti, ilmen ispat edilmiş olması, imkân dâhiline girmiştir. Bu çerçevede, hiçbir din âlimi/ hiç kimse, “sigara zararsızdır, içilebilir” hükmünü veremez.

           "Sigaranın zararları" başlıklı tüm yazıları, araştırıp bulunuz ve dikkatlice okuyunuz. Çoğunlukla, sigaranın zararları başlığı altında, maddi olan zararları ifade edilecektir. Mânevî yönden, daha doğrusu sosyal yaşantı içerisinde ve sosyal adalete uygunluk açısından, sigaranın içenlere yüklediği sorumluluklar, kaide olarak, sigara içenlerin gözüne sokarcasına, dile getirilmemektedir.  Bilhassa aile reisi olan kimselerin sigara alışkanlıklarının altında yatan ve adaletsizliğe sebep olan gizli mânâyı, çok az kimse dile getirmektedir. Her aile ferdinin eşit haklara sâhip olarak yaşamalarının genel hukuk kurallarına ve genel ahlâk kurallarına uygun olduğu, herkesçe kabul görecektir. Ancak sigara/ içki içenler, sigara/ içkiye verdikleri paraların, aynı miktarlarını, ailesinin her bir ferdine de verebilmekte midir? Bunda şüphem vardır. İtirazım bu konudadır. O halde adâlet duygusunu yitirmemiş olan tüm sigara içenlere sesleniyorum:

           Günlük sigara giderleriniz kadar meblağı, eşinize de veriniz; çocuklarınıza da veriniz. O zaman ben adâletliyim diyebilirsiniz. Burada olacakları görür gibiyim. Söylenenleri de duyar gibiyim:

           -Hadi canım sende! Beşikteki çocuğuma, evde dolaşan 5 Çocuğuma ve de eşime sigara parası ayırırsam, benim aylık suyunu çeker. Tamam o zaman! Ben de sorarım size:

           "Tiryaki Beyefendiler"/ "İçki Bağımlısı Beyefendiler"

           -Nerede kaldı sizin adaletiniz? Nerede? Anladım! Anladım!

           Adaleti, sigara ile yakıp, küllerine karıştırdınız; ya da içki şişesinin dibine düşürdünüz.


           Saygılarımla…(13.05.2008)

           ÖNEMLİ NOT: Yukarıda görüldüğü üzere, parantez içerisindeki notlar, uzun olduğunda, "ayrı paragraf" olarak gösterilmiştir. Bu tatbikatı şimdiye kadar başka yazılarda görmediğimi belirtebilirim. Okumada kolaylık sağlamak ve istenirse, kolaylıkla atlayabilmek kastı ile yapıldığının bilinmesi dileklerimle, bilgilerinize...
« Son Düzenleme: Mart 15, 2017, 12:05:15 ÖÖ Gönderen: is »