Gönderen Konu: İNANMAK NEDİR? İMAN ETMEK NEDİR?  (Okunma sayısı 501 defa)

is

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 8
İNANMAK NEDİR? İMAN ETMEK NEDİR?
« : Ekim 30, 2016, 12:39:06 ÖÖ »
İNANMAK NEDİR? İMAN ETMEK NEDİR?

           İnanmak, bir şeyi görmek, elle tutmak/ o şeyin suretinin karşımızda cismen bulunması durumunda, varlığının tasdik edilmesi anlamına gelir. Gözle görülebilen her tür eşyanın, inkâr edilmesi mümkün olmadığından, herkesin inanması söz konusudur.

           İman etmek ise, bir şeyi görmediği halde inanmaktır. Bu husus bilhassa, Kâinat’ ın yaratıcısı Allah(c.c.)’ nun varlığına ve birliğine inanmak söz konusu olduğunda, “iman etmek” olarak değerlendirilir. İman eden insan, Allah(c.c.) nun varlığını ve birliğini, görmediği halde kabul eder. Bu iman etmektir. 

           Dinimizin Âyet- i Kerîmelerle ortaya koyduğu, hayat tarzımız ile ilgili tüm kurallarda, mantık ötesine geçen, hiçbir Âyet- i Kerîme bulunmamaktadır. Aksini söyleyenler var ise, biliniz ki, “İslâm Dini” nin temeli olan Kur' ân- ı Kerîm' i hiç incelememiş ya da inceleseler de nasiplenmemiş kimselerdir. Bunlardan başka bir de iman etmemiş kişiler/ inkârcı kişiler vardır ki, bunların inkârları, kendi hezeyanlarından ibarettir. Hitabımız bu kimselere zaten olamaz. Zira insanlar her tür inanç sistemlerine, kendi iradeleri ile inanmak durumundadırlar. Hiç kimsenin, bir diğer insanın inancına, karışma hakkı yoktur. Ancak doğruyu tavsiye etme görevi tüm insanlarındır. Bakarâ Sûresi 256. Âyet- i Kerîmesi gereğince"Dinde zorlama yoktur." Olamaz da. 

           İnsanlar cüz’ î iradelerinde, tüm yaşamlarında, serbest bırakılmışlardır. Küllî irade Allah(c.c.)’ nundur. Cüz’ î irade ile mücehhez(donatılmış) insanların yapacakları her hareket kendi sorumluluklarındadır. İnsanlara, ilk insan Âdem Aleyhisselâm’ dan bu tarafa, devamlı Nebî’ ler, Peygamberler, Resûller, Uyarıcılar, Allah(c.c.) tarafından gönderilmiş ve insanların cüz’ î iradeleri ile yanlış yollara sapmamaları sağlanmıştır. Bu yapılmasa idi, insanların doğru yolu bulmaları çok zor olurdu.

           Sözlerimiz sadece inananlara/ inanmak isteyenleredir. İnandım demek, başka şeydir. İnancının gereklerini yerine getirerek yaşamak, başka şeydir. Bu nedenle, inanan kimselerin tamamı dinlerinin gereklerini yerine getiren kimseler olarak değerlendirilmemelidir. Bir kısım insanlar inanmakla birlikte dinlerinin gereklerini yerine getirmemiş/ getirememiş olabilirler. Zira inanmış olsalar da, yanlışlarda dolaşan kimseler/ günahkâr diyebileceğimiz kimseler de inanan kimseler içerisinde sınıflandırılırlar. Bu değerlendirmeyi yapmak ancak Allah(c.c.)’ nun yetkisindedir. İnsanların hareket tarzlarının doğruluğunu yada eğriliğini değerlendirerek onların iyi ya da kötü olduklarını söylemek, biz insanlara düşen bir görev değildir.

           İman etmiş kimselerin, iman etmemiş kişilere/ başka dinin mensuplarına/ ateistlere/ putperestlere/ mecûsîlere bir tek kelime söylemek suretiyle dahi karşı çıkmaları, hiçbir Müslüman’ ın/ hiçbir inançlı mü’ minin görevi değildir. Bu nedenle dinimizin genel kuralı olarak, çeşitli Âyet- i Kerîmelerde de tekrarlandığı üzere, zorlama ile dine davet söz konusu değildir. Olamaz da. Aşağıda yazdığım Âyet- i Kerîme meallerinin ışığında, bu hükme vardığımızı belirtebiliriz. Zira:

           16. Nahl Sûresi 82. Âyet- i Kerîmesi’ nde aynen:

           -Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse, Ey Muhammed! Artık sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir.(Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır meâli, 277. sayfa)

           Yine yaklaşık aynı meâlde olan, 3. Âl- i İmrân Sûresi, 20. Âyet- i Kerîmesi’ nde aynen:

           -Buna karşı seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’ a teslim etmişimdir”. Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: “Siz de İslâm’ ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’ a girerlerse hidâyete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendir.(Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır meâli, 53. sayfa)

           Yukarıdaki Âyet- i Kerîme’ lerde Allah(c.c.)’ nun, Peygamberi Hz. Muhammed’ e hitâben söylediği bu sözleri, birçok kimsenin, bu Âyet- i Kerîme’ lerin sırrına ermedikleri için olsa gerek; karşılarındaki kimselere, “tebliğ görevi” ni dayatmak için delil zannetmeleri sonucu, İslâm’ ın şartlarını zorla kabul ettirmeye çalışmaları, “dinde zorlama yoktur” Âyet- i Kerîme’ sine ters düşmektedir.  Zira Peygamberine “sana düşen şey ancak tebliğden ibarettir” ve “sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir” diyen Allah(c.c.)’ nun biz insanlara, Peygamberine verdiği tebliğ görevinin ötesinde, bir görev vermesi düşünülemez. Cebren/ zorlama ile dinimizin kurallarını tebliğ etmemize delil sayabileceğimiz bir tek Âyet- i Kerîme gösterilemez. 

           Yukarıda verdiğim Âyet- i Kerîmeler ile de cebren dine davet görevi, biz insanlara verilmemiştir. Ancak Müslümanlara, İYİLİĞİ EMRETME; KÖTÜLÜKTEN MENETME görevi verilmiştir.

           [İYİLİĞİ EMRETME, KÖTÜLÜKTEN MENETME

           Dinimiz İslâmiyet’ in en güzel kurallarından biri “emri bil ma’ ruf ve nehy- i anil münker' dir.(Mâ’ ruf, şerîatın emrettiği; münker, şerîatın yasakladığı şey demektir. Başka bir deyimle Kur'an ve sünnete uygun düşen şeye mâ’ ruf; Allah'ın râzı olmadığı, inkâr edilmiş, haram ve günah olan şeye de münker denilir.) (Râğıb el-İsfahânı, el-Müfredât, s.505; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 2357-2358; V, 3118).

           Mâ’ rufu emretmek iman ve itaata çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah'a başkaldırmaya karşı durmaktır (Kadı Beydâvî, Envârü't-Tenzil, 2/232).

           Kur'an-ı Kerîm'de, ''Sizden hayra çağıran, mâ’ rufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir" (Âli İmrân, 3/104) buyurulmaktadır. Bu Âyet- i Kerîme ile mâ’ rufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır. İslâm uleması bu görevi ümmet içinden bir grubun yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalkacağını, ancak hiç kimsenin yapmaması halinde bütün müslümanların sorumlu ve günahkâr olacağını söylemiştir (Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., II, 1155).

           Başka bir Âyet-i Kerîmede Allah(c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Mâ’ rufu emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız; çünkü Allah'a inanıyorsunuz...'' (Âl- i İmrân, 3/110)]


           Tüm mü’ minlere bu görev verilmiştir. Her mü’ min bu görevi yapmakla mükelleftir. Ancak bu görevi yaparken herkesin uyması gereken kural, sadece tebliğ etmeleridir. Zorla kabul ettirme gibi bir düşünceleri asla olamaz.

           Bilindiği üzere Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) dine davette hiçbir zaman zorlama yoluna gitmemiştir. İnsanların gönlüne girerek İslâm dinini tebliğ etmiştir. Gerçek inanmışlığın gereği de budur. Hiçbir zaman insanların birbirlerine zorla bir şeyleri kabul ettirmeleri söz konusu olamaz. Olmamalıdır da. İnsanların yanlış yolda olanlarına, “yolun yanlış” demek herkesin görevidir. Bu görevden kaçılamaz. Doğru yolda olanları yüreklendirmek; bu yolda yürümelerini teşvik etmek de görevlerimiz arasındadır.

           İnanmış kimseler olarak, imanımızın gereği, yaşantımızın güzelliklerle dolmasını dilerim.

           Saygılarımla… 29.10.2016 23:50
« Son Düzenleme: Aralık 07, 2016, 12:03:05 ÖÖ Gönderen: is »