Gönderen Konu: "KUR' AN' DA NELER YOK" ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR  (Okunma sayısı 3187 defa)

is

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 241
"KUR' AN' DA NELER YOK" ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR
« : Kasım 26, 2020, 12:15:49 ÖÖ »
"KUR' AN' DA NELER YOK" ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR

           Memleketimizin birçok gazete, kitap, dergilerinde, sosyal medyada Kur' an- ı Kerîm hakkında hakaretlere varan yazılar yazılmakta, videolar çekilmekte; ancak ilgili kurum olduğunu bildiğimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı' ndan, bu konulara açıklık getirmek ve görevlerini yapmak üzere, itirazlarını beklediğimiz halde, yetkili komisyonların uzmanları, susmayı tercih etmektedirler.

           Acaba itiraz ediyorlar da sadece biz mi duymuyoruz; görmüyoruz?(İnternette bir itiraz bulamadım.) Anlaşılması mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı' nda dini konularda, çok bilgili uzmanların olduğunu kabul ediyor ve diyoruz ki:

           Kur' an' a saldırılar sürerken, bu yalan yanlış, hatta düşmanca yazılara, videolara itiraz edecek uzmanlar, neden sessiz kalıyorlar? Bunun sebebini bilenlerin açıklamaları gerekir. Zira sessiz kalmak, o yanlışlara onay vermek demektir ki, bu asla kabul edilemez. Genel hukuk kuralları çerçevesinde, "SÜKÛT İKRARDAN GELİR" sözü, bu ifademizi doğrular mahiyettedir.

           Dinimizin Âyet' lerle sabit konularında dahi, yalan/ yanlış beyanlarla, masum Müslümanların zihinlerini karıştıran yazılar ve videolarla yapılan saldırılar karşısında, sesini duyuracak yetkililerin açıklamalarını beklemek tüm inananların isteğidir. Ne hayrettir ki, memleketimin Müslüman halkı da bu konulara hiç kafa yormamaktadır. Bir köşe yazarının yazısından aşağıya çıkardığımız:

           "KUR' AN' DA NELER YOK" başlıklı, 90 madde halinde sıralanmış yazıyı okuduğumda; hayretler içinde kaldım. Zira Kur' ân- ı Kerîm' in birçok Âyet' leri gözümün önünden geçmeye başladı. Şu Âyet' e aykırı; bu Âyet' e aykırı diyerek okuyup bitirdiğimde; bu konuya sessiz kalamayacağıma karar verdim. Zira "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan' dır" sözünün gereğini yerine getirmek üzere, 90 Maddelik "KURAN' DA NELER YOK" yazısının bir kısmında tespit edebildiğim Âyet- i Kerîme' lere aykırılıkları, yazıda sıralanan maddelerinin altına:

           Sûre numaralarını,
           Sûre adlarını,
           Kaçıncı Âyet olduklarını,
           Kur' ân' ın kaçıncı sayfasında bulunduklarını ve
           Birkaç cümle ile görüşlerimi de ilâve ederek belirttim.

           ÖNEMLİ NOT:

           HADDİM OLMAYAN KONULARA GİRMEK İSTEMEM. ANCAK BİR MÜSLÜMAN OLARAK, BU YANLIŞLARIN BİR KISMINA DA KAYITSIZ KALAMAZDIM. YAZARIN KÖŞESİNDE YAZDIĞI, 90 MADDENİN:

           YANLIŞLARINI TESPİT EDİP; KAYITSIZ KALAMADIĞIM MADDELERİNİ KIRMIZI FONTLU OLARAK;

           DOĞRU YA DA YANLIŞ OLDUKLARINA ELEŞTİREL BAKMADIĞIM/ BUNLARA CEVAP OLARAK TESPİT ETTİĞİM BİR ÂYET- İ KERÎME BULAMADIĞIM/ GÖRMEDİĞİM/ GÖZÜMDEN KAÇMIŞ BİR ÂYET OLMADIĞI İÇİN/ YANLIŞLIĞINI KABUL ETTİĞİM TÜM MADDELERİ DE YEŞİL FONTLU OLARAK YAZDIM.

           BU MADDELER HADİSLERİN VE DİĞER KAYNAKLARIN İNCELENMESİNE BAĞLI OLAN ÇOK UZUN SOLUKLU ARAŞTIRMALARI GEREKTİREN KONULARDIR. BU NEDENLE UZMANLARININ TESPİTLERİNİ YAZMALARINI BEKLEMEKTEYİM.

           ÂYET' LERE TERS DÜŞENLERİN(SADECE BİLDİKLERİMİN/ TESPİT ETTİKLERİMİN) KARŞILIĞI ÂYETLERİ ALDIM.

           İNŞALLAH FAYDALI OLUR. YAZILAN 90 MADDENİN SAHİPLERİ DE:

           1-) İLÂHİYATÇI' NIN ALINTI YAPTIĞI 90 MADDEYE İTİRAZ ETMİYORSA, GÜNER AKCA;

           2-) KİTAPTAN ÇALIŞMALARI İÇİN ALINTI YAPARKEN, DOĞRU/ YANLIŞ ALINTI YAPARAK YAZAN İLÂHİYATÇI;

           3-) BU 90 MADDELİK YAZIYI KÖŞESİNE 15.12.2019 05:30 da ALAN YAZARIN DA ALINTI YAPARKEN; DAHA DİKKATLİ OLMASI, İSLÂM' A, GÖREN GÖZLE BAKMAYANLARA FIRSAT VERMEMELERİ AÇISINDAN ÖNEM ARZETMEKTEDİR.

           BİLİNDİĞİ ÜZERE, YAZARLARIN KALEMLERİNİN BİR SORUMLULUĞU VARDIR. BU NEDENLE YAPILAN YANLIŞLAR İÇİN ANCAK VE SADECE ALLAH' TAN VE TÜM MÜSLÜMAN' LARDAN, YAPTIKLARI YANLIŞLIKLARI İÇİN ÖZÜR DİLEMELERİ YETMEZ. DÜZELTİLEN ŞIKLARI DA, TEKZİP MAHİYETİNDE, KENDİ İSTEKLERİ İLE, KÖŞELERİNDE YAYINLAMALARI GEREKİR. ZİRA:

           İSLÂM' IN GENEL KURALLARI İNSANLARIN SÖZLERİNE İTİMAT İLE GÜNDEME GELDİĞİ İÇİN, HİÇ KİMSE BU YANLIŞLAR İÇİN, KENDİLERİNİ ZAHMETE SOKARAK, İNSANLARIN AYDINLANMALARINA KATKI SAĞLAMAK ÜZERE, TEKZİBİ KENDİLİKLERİNDEN YAPMAZLAR. İNANMIŞ KİMSELER İÇİN MESULİYETLİ OLAN BU HUSUSTA, DÜZELTMELERİ DE YİNE İNSANLARIN GÖNÜLLERİNİN YÜCELİĞİNE HİTAB EDEREK İSTEMEKTEYİZ. YANLIŞTAN DÖNÜLMESİ EN BÜYÜK MEZİYETTİR.

           BU OLAY GÖSTERMEKTEDİR Kİ, İNTERNETTEN HER KONUDA, YALAN YANLIŞ YAZILAR YAZILABİLMEKTE; HAKARETE VARAN VE SUÇ TEŞKİL EDEN YAZILARA İMZALAR ATILABİLMEKTEDİR.

           BU TÜR HATALARIN DÜZELTİLMESİ İÇİN, DEVLETİN İLGİLİ TÜM KURUMLARINI, TİTİZLİKLE VE EĞRİ/ DOĞRUYU ORTAYA KOYACAK ŞEKİLDE GİRİŞİMLERİNİ BEKLİYORUZ.


           Âyet- i Kerîme' lerle yaptığım itirazlarım çerçevesinde, diyebilirim ki, Allah yalan söylemeyeceğine ve Kur' ân' ın tek harfi değiştirilemeyeceğine göre, belki binlerce, on binlerce internette/ medya da dolaşan bu yazının yanlışlarını düzeltebilecek bir yetkili bulunabilecek midir?

           "KUR' AN' DA NELER YOK" başlığı ile yayılmış olan bu yazıya, "ÂYETLERLE İTİRAZIM VAR" diyerek, doğru bildiklerimi yazdım. Tespit edilebilecek diğer yanlışlarının da, yetkililerce tashihinin yapılmasının yolunu açmış olduğumu zannediyorum.

           Aklıma gelen şu Âyet- i Kerîmeler, tüm dindarlara ve din bilginlerine bu yazının yanlışları için yetki vermektedir:

           “62- ONLARDAN ÇOĞUNU, GÜNAH İŞLEMEDE, DÜŞMANLIKTA VE HARAM YEMEDE YARIŞ EDERKEN GÖRÜRSÜN. BU YAPTIKLARI ŞEYLER NE KÖTÜDÜR!"

           "63- GERÇEK DİNDARLARIN VE DİN BİLGİNLERİNİN, ONLARI GÜNAH OLAN BİR SÖZ SÖYLEMEKTEN VE HARAM YEMEKTEN MEN ETMELERİ GEREKMEZ MİYDİ? YAPTIKLARI ŞEY NE KÖTÜDÜR!":
           5. Maide Sûresi (62.- 63.) Âyet- i Kerîmeler(119. Sayfa):
           “62- Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!”

           “63- Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!”

           Bu Âyet' in ışığında, yetkili din adamları yapılan bu yanlışları düzeltmezlerse, mesuliyetten kurtulamayacaklardır. "...Yaptıkları şey ne kötüdür!” diyen Allah olduğuna göre, bu yanlışların düzeltilmesi için, yetkililerin/ mesuliyet duygusu olan  yetkililerin, bu yanlışlara derhal müdahale etmeleri gerekmektedir.

           Bu 90 maddeyi "SIRATI MÜSTAKİM" adlı, Güner Akca' nın kitabından çıkarıp; medyada yayılmasına sebep olan kişi hakkında, yazarın ifadesi ile:

("Aslında aşağıda okuyacağınız cümleler Güner Akca tarafından maddeler haline getirilmemiş. Bir ilahiyatçı kendi çalışmasına ışık tutması amacıyla Akca’nın yazdığı kitaptan aldığı bilgileri 90 madde haline getirmiş.")

bir ilâhiyatçı tarafından, "kendi çalışmasına ışık tutması amacıyla" 90 madde halinde sıralanmıştır.

           KUR' AN' DA OLMADIĞI İFADE EDİLDİĞİ HALDE, ÂYET' LERLE AKSİNİN İSPAT EDİLEBİLECEK OLANLARIN ÖTESİNDE OLAN DİĞER MADDELERDE, BİRÇOK YANLIŞIN/ BÂTILIN/ İSLÂM' DA OLMAYAN DİNÎ KURALLARIN DÜZELTİLMESİNE VESİLE OLUNMUŞTUR. BUNUN İÇİN DE GÜNER AKCA' YA TEŞEKKÜR EDERİM.

           Aklıma geldi, başımıza gelmesin diye, Güner Akça' nın "SIRATI MÜSTAKİM" kitabında, bu 90 madde halinde sıralanan konuların içinde, alıntı yapan kişinin kendi görüşlerini de ilâve ederek, yanlış anlamlara gelecek cümleler ilâve edip etmediğinin de yetkililerce(ki bu yetkililer diyanette mevcut ilgili komisyonlardaki görevliler olmalıdır) araştırılması gerekmektedir.

           YETKİLİLERİN âcilen araştırmaları gereken bu konunun, yetkili ellerden yazılması, yanlış yapanlar var ise, bunların önünün kesilmesi açısından da önem arz eder.

           Yakınlarım, "kitabı okumadan itiraz yazısı yazılır mı" dediler. Doğrudur. Ancak benim itirazım, medyada dolaştırılan yazıyadır. 15.Aralık.2019 05:30' da yazarın köşesine aldığı yazıdaki, benim itirazıma konu olan "Kuran' da neler yok" başlıklı yazıyı, hiç bir şey katmadan, aynen aldım. Yazar' da, "Kuran’da bunlar hiç yok" diyerek kendi görüşlerinin de bu "90 maddenin Kur' an' da yok" olduğunu kabul eder şekilde başlık atarak alıntı yapmıştır. Bir seneye yakın zamandır itiraz edilmemiş(internette itiraz yazılarına baktım. Yok.) bu yazının Âyet' lere ters düşenlerine itiraz edilmemesi, yukarıda [5. Maide Sûresi 62.- 63. Âyet- i Kerîmeler(119. Sayfa)]' de bildirildiği üzere, gerçek dindarlara ve din bilginlerine bu itirazı yapma yetkisini, Allah bu Âyet' i ile, vermektedir.

           Bu konunun, konusuna hâkim, tarafsız uzmanlarca detaylı olarak ele alınıp; araştırılması gerekir. Televizyonların bu konuda açık oturumlar tertip ederek; eğri/ doğru olanın ortaya konulması, Müslüman bir memlekette mutlaka yapılması gereken çalışmalardandır. Şu an, kasıtlı/ kasıtsız yapılan hatalı maddelerin sıralanması; Âyet' lere aykırılıklarının yazılması âcilen gereklidir. Zira bu 90 madde, internet ortamında, sosyal medyada dolaşan maddeler manzumesindendir.

           Bunlar baz alınarak düzeltilmesinde fayda olduğu için, alıntı yaparak bu 90 maddeyi çıkaran şahsın yaptığı hata/ yanlış/ yönlendirme cümleleri varsa; onların tashihini de yetkili kimseler, sonradan yapabileceklerdir.

           "KUR' AN' DA NELER YOK"

*1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok

           ALLAH' IN İZNİ OLMADAN HİÇ KİMSE ŞEFAATÇİ OLAMAZ:
           10. Yunus Sûresi 3. Âyet- i Kerîme(209. Sayfa):
           "3. Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?"


           Şefaat yetkisinin kimde olduğu hususunda, 10.Yunus Sûresi 3. Âyet' inin ifadesi çok açıktır:

           "...Allah' ın izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz...." demek suretiyle Allah, şefaat yetkisini, ancak kendi izni olanlara verdiğini açıkça bildirmektedir. Bu durumda, şefaat yetkisi "şu kimsede vardır"; "şu kimsede yoktur" deme yetkisini de kimseye vermediğinin açık ifadesidir. Bu durumda, hiç kimsenin şefaat yetkisi, "şu kimsede var", "şu kimsede yok" deme yanlışına düşmemesi gerekir. Netice olarak aşağıya çıkardığım Âyet' lerle de sabit olduğu üzere, şefaati verenin Allah olduğu bilinmeli; yanlış değerlendirilmelere kalkışılmamalıdır.

           RABB' İNİN SENİ BİR MAKAM- I MAHMUD' A(ŞEFAAT MAKAMINA) GÖNDERMESİ KESİNDİR:
           17. İsrâ Sûresi 79. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):
           “79. Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.”

           İsrâ Sûresi' nin 79. Âyet' i açık olarak, "Makam- ı Mahmud(Şefaat Makamı' na)' a göndermesi kesindir" demek sûretiyle, Muhammed Aleyhisslâm' a şefaat yetkisinin verildiğinin ispatı mahiyetindedir. Allah' ın Peygamber' i Muhammed' i şefaat makamına ulaştırması kesin olduğuna göre, Hazreti Muhammed' in Makam- ı Mahmud' a ulaştığını, şefaat edebilecek bir makamda olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, Peygamber' imiz için, "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" demenin yanlışlığını, Âyet- i Kerîme ortaya koymuştur.

           Diğer taraftan Makam- ı Mahmud' a ulaşabilecek olan kullarına, Allah' ın, şefaat yetkisini verip vermemesini biz insanlar değerlendirme yetkisine sahip  değiliz. Olamayız da. En doğruyu bilen Allah' tır. Allah' a, "şu kimselere şefaat yetkisi ver; şu kimselere yetki verme" demek, hiç kimsenin haddine değildir. Yanlış hüküm vermekten Allah' a sığınırız.

           RAHMÂN' IN KENDİSİNE İZİN VERDİĞİ VE SÖZÜNDEN HOŞNUT OLDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASININ ŞEFAATI FAYDA VERMEZ:
           20. Tâhâ Sûresi 109. Âyet- i Kerîme(320. Sayfa):
           "109. O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez."

           Bu Âyet- i Kerîme' de, Peygamber' lerinden başka bir kısım kullarına da, şefaat etme yetkisi vermiştir ki, "kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez" demiştir. Burada kendisine şefaat izni verilenlerden başkasının şefaat etmesinin kıymetinin olmadığı bildirilmektedir ki, yukarıda şefaat yetkisinin ancak Allah' ta olduğunu, kullarının, "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" deme durumunda olamayacaklarının bildirilmesine karşılık, bu Âyet- i Kerîme, bunun yanlış olduğunun ispatlarından biridir.

           Allah dilerse tüm takva sahibi kullarından istediklerine şefaat etme yetkisini verebileceğini açıkça belirtmiştir. Bunlar tasavvuf ehli kimseler de olabilir; Allah' ın sevdiği, insanların bilmedikleri kulları da olabilir. Bizler bu konuda hüküm verme yetkisine sahip değiliz. Bu yetkinin sadece Allah' a ait olduğunu bilmemiz yeterlidir. Ayrıca:

           KIYAMET GÜNÜ, YÜREKLER GIRTLAKLARA DAYANMIŞTIR, YUTKUNUP DURURLAR. ZÂLİMLER İÇİN NE SIĞINILACAK BİR DOST, NE DE SÖZÜ DİNLENECEK BİR ŞEFAATÇİ VARDIR:
           40. Mü’ min Sûresi 18. Âyet- i Kerîme(470. Sayfa):
           "18. Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne sığınılacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi."

           Burada da sözü dinlenecek şefaatçilerin bulunduğu, ancak zâlimlere bu şefaatçilerin faydalarının olmayacağı, açıkça bildirilmektedir.

           ONLARIN TAPTIKLARI PUTLAR ŞEFAAT HAKKINA SAHİP DEĞİLLERDİR. ANCAK BİLEREK HAKK' A ŞAHİTLİK EDENLER ŞEFAAT EDEBİLİR:
           43. Zuhruf Sûresi 86. Âyet- i Kerîme(496. Sayfa):
           "86. Onların Allah’ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir."


           Bu Âyet' te de, bilerek Hakk' a şahitlik edenlerin şefaat edebilecekleri bildirildiğine göre, Peygamber' imiz Hazreti Muhammed Mustafa' dan daha fazla Hakk' a şahitlik edebilecek bir kul var mıdır? Peygamber' e şefaat yetkisi verildiğinin sağlam delillerinden olan bu Âyet' ten sonra da "1-) Tüm Şefaat sadece Allaha aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok" diyebilir misiniz? Hakkı teslim etmek de bir erdem' dir.

           Şefaat edebilecek olanlardan, gıyablarında özür dilenmesi en güzel meziyettir. Kul elini açıp, Allah' tan bağışlanma dilerse, Allah tövbeleri kabul edicidir. Araya kimsenin girmesine, İslâm' da gerek yoktur. Araya sokuşturulacak kimseleri kabul edenlerin cehâletleri/ bilmezlikleri/ gafletleridir diyebiliriz. İslâmiyet' in, şu anda var olan, diğer dinlere göre en güzel ve en üstün tarafı da, bu kuraldır. Ellerinizi açın ve sadece ve sadece Allah' tan isteyiniz. Lütfen!

           GÖKLERDE NİCE MELEKLER VAR Kİ, ALLAH' IN DİLEYİP RÂZI OLDUĞUNA İZİN VERMEDEN ÖNCE, ONLARIN ŞEFAATLARI HİÇBİR İŞE YARAMAZ:
           53. Necm Sûresi 26. Âyet- i Kerîme(527. Sayfa):
           "26. Göklerde nice melekler var ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiçbir işe yaramaz."

           Bu Âyet' te de Allah, Melek' lere şefaat etme yetkisi veriyor. Ancak Allah' ın dileyip râzı olduğuna izin vermeden önce, Melek' lerin şefaatları hiçbir işe yaramamaktadır. Demek ki, Allah önce dileyecek; izin verecek ki, Melekler şefaat edebilsinler. Bu şefaat etme yetkisini Allah' ın kullandığının delilidir.

           KIYAMET GÜNÜ RAHMÂN (OLAN ALLAH)’IN KATINDA BİR AHD ALMIŞ OLAN KİMSEDEN BAŞKALARI ŞEFAAT ETME HAKKINA SAHİP OLAMAYACAKLARDIR.
           19. Meryem Sûresi 87. Âyet- i Kerîme(312. Sayfa):

           MELEKLER, ALLAH' IN HOŞNUD OLDUĞU KİMSEDEN BAŞKASINA ŞEFAAT ETMEZLER:
           21. Enbiyâ Sûresi 28. Âyet- i Kerîme(325. Sayfa):

           Bu kadar Âyet ile şefaat yetkisinin Allah' ın izni ile, Makam' ı Mahmud' a ulaşmış Peygamber' lerine, nice Melek' lerine, Kıyamet Günü' nde Rahmân olan Allah' ın katında bir ahd almış olanlara, bilerek Hakk' a şahitlik edenlere, Rahmân' ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselere, Allah, izni ile şefaat etme yetkisi vermiştir. Bu kadar Âyet' ten sonra kim inkâr edebilir?

           Sayın ve pek muhterem yazan, alıntı yapan, köşesinde yayınlayan tüm Müslüman Kardeşlerimizin dikkatlerine sunmak istediğim, bu, "Âyetlerle itirazım var" yazımdan sonra da, hâlâ, bu yanlışı düzeltmezlerse, mesuliyetten kurtulamayacaklarını bildirmek, Müslüman bir kardeşiniz olarak görevimdir. Zira "emr- i bil ma' ruf ve nehy- i anil müker" gereği görevimizi yaptık. Hiç kimse, zorlanamaz. Dinimizde zorlama yoktur. Peygamber' ine dahi vermediği tenkit/ zorlama/ ısrar etme gibi durumlara, kendini bilen kimseler düşmezler. Zira Allah Peygamber' i Muhammed' e dahi "Senin görevin tebliğden ibarettir" demiştir. Bu durumda bize düşen, bilmeyen zihinlerin karıştırılmaması için ikaz etmektir. En doğruyu bilen ancak Allah' tır.

           *2-) Mehdinin geleceği yok
           *3-) Kabir hayatı, kabir azabı yok
[/b]


           ALLAH’ IN BİR GÜNÜ, BİZİM BİN YILIMIZDIR:
           32. Secde Sûresi 5. Âyet- i Kerîme(416. Sayfa):
           "5. O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir."

           Allah' ın bir günü insanların bin yılı olduğuna göre, kabir azabı için Kıyamet' in kopması ve tüm insanların âhiret hayatı olan Cennet ve Cehennem' e girmelerine ölçü olarak, mizan' da yaptıklarının hesaplarını vererek, Cennet' e ya da  Cehennem' e girecek olmalarından sonra, azabı hak edenlerin belirlenmesi söz konusu olduğundan; ölen kimselerin "kabir azabı" diye bir durumu söz konusu değildir. Doğrudur.

           Zira tüm insanların ve cinlerin yargılanmaları henüz yapılmamıştır. Arafat' ta beklemektedirler. İsa Aleyhisselâm, Allah' ın Âyet' i çerçevesinde, Allah katında henüz iki(2) günlük ölüdür. Bu durumda Kıyamet' in kopmasına kadar geçen sürede çok fazla uzun olmaması gerekir.

           Allah' ın her şeye gücü yeter. 300+ 9 yıl uyuttuğu Ashab- ı Kehf' in muhafazasını nasıl yaptı ise, ölenlerin muhafazasını da öyle yapacaktır. Âyet' ler gayet açıktır. Ölenlerin bekleme süreleri Allah katında günlerle ifade edilebilecek kısalıktadır.

*4-) Miraç yok.

           Mİ’ RAÇ' TA, HAZRETİ MUHAMMED’ İ MESCİD- İ HARAM’ DAN MESCİD- İ AKSÂ’ YA GÖTÜREN ALLAH’ TIR:
           17. İsrâ Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(283. Sayfa):
           “1. Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.”

           Allah, Kulu ve Resûlü Muhammed’ i, “Mescid- i Haram’ dan Mescid- i Aksa’ ya götürdüm” demişse; hiç kimse bu götürme konusunda şöyle mi gitti, böyle mi gitti; rüyada mı gitti, uyanıkken mi gitti diyemez. Allah(c.c.) götürdüm demişse, inananlar için, “götürmüştür” demek gerekir. Başka anlamlara çekmeye kalkışılamaz.

           Burada akıllarına takılan, “Kulu Muhammed'i geceleyin” ifadesi ile, “gece götürüldü ise, rüyadadır” anlamını çıkaranlar, Allah’ ın gücünü, kudretini küçümsemektedirler. Bunun gafletinden kurtulmaları gerekir. Zira Allah her şeye Kâdir’ dir. “…Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.” demek suretiyle de, bu götürme işlemine gücünün yeteceğini belirtmiştir. Bu söz karşısında, hâlâ cismen gidip gitmediğini tartışmaya kalkanlar, Allah' ın gücünü anlamamışlardır. İşte iki Âyet- i Kerîme:

           ALLAH, GÖKLERİ YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ 6 GÜNDE YARATMIŞTIR.
           25. Furkan Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(366. Sayfa):
           “59. Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.”

           GÖKLER, YER VE İKİSİ ARASINDAKİLER 6 GÜNDE YARATILDI. ALLAH’ A HİÇ BİR YORGUNLUK DA DOKUNMADI:
           50. Kâf Sûresi 38. Âyet- i Kerîme(521. Sayfa):
           “38. Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.”

           İSRÂ GECESİ PEYGAMBER' E AÇIKÇA GÖSTERİLEN TEMÂŞÂ:
           17. İsrâ Sûresi 60. Âyet- i Kerîme(289. Sayfa):
           “60. Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor." demek suretiyle, Sidre- tül Münteha' ya ve ondan sonrasına kadar olan seyahatinde, Peygamberimize gösterdiği güzellikleri, “açıkça” gösterdiğini belirtmiştir. Bu da, Miraç hâdisesinin cismen vuku bulduğunu ispatlar. Allah' ın buna gücü yeter. Bu husus, tartışmaya, gerek dahi duyulmayacak kadar açıktır. Zira imanın gereği:

           GÖRÜNMEDİĞİ HALDE ALLAH’ TAN KORKAN VE İNANAN KİMSE İMAN ETMİŞ DEMEKTİR:
           36. Yâsin Sûresi 11. Âyet- i Kerîme(441. Sayfa):
           “11. Sen ancak Kur’ân’a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.”

           Görünmediği halde Allah' a inanan kimsenin Âyet' lerle sabit olan konularda, enaniyetleri ile hareket ederek, yanlışlara sapmaması gerekir.

*5-) Kadercilik yok

           BİR YAPRAK DÜŞMEZ Kİ, ONU ALLAH BİLMESİN(DÜŞEN HER YAPRAĞI BİLEN  ALLAH' TIR):
           6. En’ âm Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(135. Sayfa):
           "59. Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan Kitap’ta bulunmasın."

           Bu Âyet, "kader" i o kadar güzel izah eder ki, anlayana "sivrisinek sazdır" desek yeridir. Zira, Allah, düşen bir yaprağın bilgisine dahi sahipken; yarattığı ins ü cinnin( insanlar ve cinlerin) yaptıklarının bilgilerine sahip olmaması düşünülebilir mi? Asla düşünülemez. Zira Allah:

           -HANGİ İŞİ YAPARSAN YAP,
           -KUR'ÂN'DAN NE OKURSAN OKU,
           -NE İŞTE ÇALIŞIRSAN ÇALIŞ, UNUTMAYIN Kİ,
           -SİZ ONA DALIP GİTMİŞKEN, BİZ SİZİN ÜZERİNİZDE ŞAHİDİZ.
           -NE YERDE,
           -NE DE GÖKTE ZERRE KADAR HİÇ BİR ŞEY RABBİNİN GÖZÜNDEN KAÇMAZ.
           -NE ZERREDEN DAHA KÜÇÜK,
           -NE DE ONDAN DAHA BÜYÜK! ANCAK BUNLARIN HEPSİ APAÇIK BİR KİTAPTADIR:

           10. Yunus Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(216. Sayfa):
           “61- Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.” demektedir.

           Bu Âyet' inde, Allah yarattığı her canlının bilgisine sahip olduğunu, yaptıkları bütün işlerinin Levh- i Mahfuz' da(Apaçık bir Kitap' da; Açık bir Kütük' de; İmam- ı Mübin' de; Açık bir Kitap' da; Ana Kitap' da) saklı olduğunu, Kur'ân' ın çeşitli Âyet' lerinde, bu ifadelerle bildirmektedir. Bu Âyet' den, insanların hayatları boyunca işlediği tüm fiillerinin hesabının tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgilerin, insanların yaratılmasıyla, "...Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır." demek suretiyle, Levh- i Mahfuz" da , insanların KADER HÜCRELERİ' nde, yaşamları boyu yaptıklarının kayıtları tutulmaktadır. Tutulan bu kayıtlar, insanların KADER' i olarak tecelli eder.

           Bunun inkâr edilmesi mümkün olmadığına göre, "kadercilik yok" demek, tüm bu Âyet' lere aykırı olacağından, insanı küfre sürükleyen bir ifade olmaktan öte geçemez.

           Bir hususu unutmamak gerekir. Tatbikatta insanların:

           "Kaderimde bu varsa yapacak bir şey yok. Kadere boyun eğeceğiz" sözü tamamen "kader" mefhumunu anlamamış kimselerin, daha doğru ifade ile "kaderciliği yanlış anlamış olanların" ifadesidir.

           Bu ifade tamamen, tembelliğe kapı açması nedeniyle, İslâm' ın çalışma azim ve şevkine aykırı bir düşünce tarzıdır. Müslüman' ın kaderciliği ile tembellik bir arada düşünülemez.

           Kadere inanmış bir Müslüman ÇALIŞIR; ALLAH' A TEVEKKÜL EDER. Çalışmadan tevekkül miskinliktir; tembelliktir. Gerçek Müslüman' lara bu sıfatlar yakışmaz.       

           *6-) Recm cezası yok
           *7-) Hac ayları 4 aydır, dileyen 2 günde dileyen daha fazla günde işini bitirir ve döner. 10 günlük hac süresi yok


           KÂBE’ NİN HACCEDİLMESİ ALLAH’ IN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ HAKKIDIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 96- 97. Âyet- i Kerîmeler(63. Sayfa):

           KÂBE' NİN HACCEDİLMESİ FARZDIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 96- 97. Âyet- i Kerîme(63. Sayfa):
           "96. Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke’deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kâbe)dir."

           "97. Onda apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir."

           Allah, "...O' na(Kâbe' ye) bir yol bulabilenlerin Beyt' i haccetmesi, Allah' ın insanlar üzerinde bir hakkıdır..." dediğine ve bu Âyet' in üzerine hiçbir sözün geçerli olamayacağına imanımız tam olduğuna göre, "Kâbe' nin hayatta iken bir kere ziyaret edilmesi, her Müslüman' a farzdır." Diyebiliriz. İsteyen dilediği yolu seçer. Zira dinde zorlama yoktur.

           Allah, Âyet' te süre bildirmediğine göre, "şu kadar zaman haccet", "bu kadar zaman Kâbe' de kal" diye bir hükmün olmadığı açıktır. Bu zaman sınırlamaları, sonradan ilâve edilmiş kurallar olup; Âyet' te belirtilmediği için, kalma süreleri, insanların kendi imkânlarına bırakılmıştır. Bunu da nereden çıkarıyoruz? Âyet! te "...Ona bir yol bulabilenlerin..." dediğine göre, imkânı olanların, gidebilenlerin, sağlığı sıhhati yerinde olanların anlamlarını da bu Âyet taşımaktadır. Bu nedenle Güner Akca' nın bu tespiti yerindedir. Doğrudur. Sonradan ilâve edilen hükümlerin Âyet' te yazılanlarla çelişmemesi esastır. Sonradan ilâve edildiği açık olan kuralların farz hükmünde olmadığını söylersek; yanlış olmaz.

           8- Hac’da şeytan taşlama, hacer’ül esved taşına el yüz sürme yok
           9- Mezhepler yok
           10- Altın/ipek erkeğe haramdır, yok
           11- Bir şeyhe veya tarikata bağlanma yok


*12- Kıyamet alametleri yok

           DAĞLARIN YÜRÜMESİ VE YERYÜZÜNÜN ÇIRILÇIPLAK KALMASI KIYAMET ALÂMETLERİNDENDİR:
           18. Kehf Sûresi 47. Âyet- i Kerîme(300. Sayfa):
           "47. O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız."

           Bu Âyet- i Kerîme' de dağların yürütülmesi ve yeryüzünün çırılçıplak bırakılması Kıyamet alâmetlerindendir.

           KIYAMET GÜNÜNDE, SET DÜMDÜZ OLACAK, YE' CUC VE ME' CUC KAVMİ DIŞARI BIRAKILACAKTIR:
           18. Kehf Sûresi 98. 99. Âyet- i Kerîme(305. Sayfa):
           "99. Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr’a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır."

           Kıyamet günü Ye' cuc ve Me' cuc kavminin çıkması Kıyâmet Alâmetlerindendir.
       
           İSÂ ALEYHİSSELÂM’ IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
           43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(495. Sayfa):
           "61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur."

          Bu Âyet' te de Kıyamet alâmetlerinden biri verilmektedir. İsâ Aleyhisselâm' ın gelmesi bu Âyet ile haktır, gerçektir. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. "12-) Kıyamet alametleri yok" diyebilmek için bu Âyet' in inkâr edilmesi gerekir. İnkâr edecek kimse de, kendisine ben Müslüman' ım diyebilecek midir? Tövbe yolu açıktır. Vakti geçmeden tövbe ederseniz kurtulursunuz. Hatırlatmak bir Müslüman olarak görevimizdir.

*13-) Erkekkadın sünnet olmak yok

           İnternet ortamında sünnetin faydalarından bahseden doktorlarla, sünnet olmanın kesinlikle yanlış olduğunu bildiren doktorlar  bulunabilmektedir. Sünnet olan erkeklerde, kanser riskinin azlığına dikkat çekenlere inanmanın neticesi olarak, sünnetli topluluklarda kanser riskinin daha az olduğunun tespit edilebildiği de bir gerçektir.

           *14-) Hayızlı/lohusa kadınlara ibadet yasağı yok

*15-) Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok

           İMAN EDENLER İÇİN, KUR’ AN ÂYETLERİ, BİR ŞİFA VE RAHMET KAYNAĞIDIR:
           17. İsrâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa):

           Kur' ân- ı Kerîm' i okumanın şifa ve rahmet kaynağı olduğunu söyleyen Allah' tır. Şifa için okuyun; rahmet için okuyun anlamlarına gelen bu Âyet' i, "sevap için okumak yok" diyerek, Müslüman' ları Kur' an okumaktan alıkoymak anlamına gelecek bu cümlenin:

           "Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok." demek yerine;
           "Kur' an' ın anlayarak okunması şifa ve rahmet kaynağıdır" denmesi, Allah' ın rızasına daha uygun olurdu. Anlayarak okunan Kur' ân, hem şifa, hem rahmet, hem de sevap kaynağıdır.

           KUR’ AN’ DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ:
           43. Zuhruf Sûresi 44. Âyet- i Kerîme(493. Sayfa):
           "44. Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz."

           Burada bildirildiği üzere yukarıdaki 17. İsrâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(291. Sayfa)' de  şifâ ve rahmet kaynağı olmasının hikmetine, bu Âyet' in Kur' andan sorguya çekileceksiniz bilgisi de eklenince, "Ben Müslüman" ım diyen kimselerin, Kur' an'dan sorguya çekilirken yanlarında ne bir ana, ne bir baba, ne bir hoca, ne de bir şeyh v.s. bulunmayacaktır. Herkes kendi imtihanını verecektir. "Onlara yardım da olunmayacaktır." Bu durumda, her Müslüman' ın Kur' ân- ı Kerîmi anlayarak okuması, Âyet çerçevesinde şarttır. Zira imtihanı vermek için çalışmak esastır.

           Atatürk' ün emriyle kurulan, "Diyanet İşleri Başkanlığı" 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin yerine kurulmuş olup; İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

           O zamandan bu zamana kadar geçen süre içerisinde, böyle bir kurumun varlığına rağmen, hâlâ Kur' an' ın okunmasının esasları yerleştirilememiş; insanlar anlayarak mı okusun, anlamadan mı okusun tartışmaları sürerken, bu işin başında olan teşkilâtın, bu Âyet' ler çerçevesinde:

           "İMAN EDENLER İÇİN, KUR’ AN ÂYETLERİ, BİR ŞİFA VE RAHMET KAYNAĞIDIR." ve

           "KUR’ AN’ DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ." Âyet' leri konusunda, Müslümanlar, bilinçlendirilip; Kur! ân' ı anlayarak okuyabilenler olarak topluma kazandırılmış olsalardı, şimdiki toplumumuzda süregelen cinâyetler, dolandırıcılıklar, hırsızlıklar, uğursuzluklar, namussuzluklar, yolsuzluklar, rüşvetler, adam kayırmalar, torpiller, siyâsî ayak oyunları ve daha bir çok kangren davranışlar kalır mıydı? Kalmazdı. O halde kendinize geliniz lütfen!

           "YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU."
           96. Alâk Sûresi 1.2.3.4.5. Âyet- i Kerîmeler(599. Sayfa):

           Âyet- i Kerîme'sinde Allah' ın ilk emri "OKU" dur. Bunun üzerine, aklı başında, bilen, okuyup okuduğu ile amel eden hangi Mü' min kişi kalkıp da:   

           "Beni okutmadılar. Câhil kaldım diyebilir? Diyemez. Zira elindeki 1500 liralık android cep telefonundan Google' a girip "ara" derse, karşısına, en iyi öğretmenlere taş çıkaracak kadar okuyup yazmayı öğretebilecek onlarca, yüzlerce, hatta binlerce site çıkar. Aç. Oku. Sana "Oku" diyen Allah' tır. Allah' ın emrine rağmen okumadı isen, senin bileceğin iştir. "Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz" uyarısını yapan da Allah' tır. Bu zamanda okuma yazma bilmeyen hiç kimsenin kalmaması gerekir. Devlete, anaya, babaya "okutmadılar" suçunu yüklemekte hiçbir haklı taraf yoktur. Her Müslüman, Allah' ın "OKU" emrine uyup, cahillikten kurtulması mümkündür.

           Sözün kısası, "Kur'an' ı Kerîm' i okuma" diyen bir tek Allah' ın kulu var mıdır? Var ise, cezasını verecek makam bellidir. Allah' ın, "neden okumalarına engel oldun" demeyeceğini zanneden gafil var mıdır? Aklı başında bir insan da, hiç kimseye, ama hiç kimseye Kur' ân- ı Kerîm' i anlamadan oku demez. Diyemez. Neticesini bilmiyorsa; Kur' ân'- ı Kerîm' in ilgili Âyet' lerine bakar "Oku" emri ile birlikte; "Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz." Âyet' ini de hatırından çıkarmaması gerekir.

*16-) Ölüye Kuran okumak, sevap transferi yapmak yok

           KUR’ AN ALLAH TARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR:
           46. Ahkâf Sûresi 2.3. Âyet- i Kerîmeler(503. Sayfa):

           KUR' AN ALLAH' TAN BAŞKASI TARAFINDAN İNDİRİLMİŞ OLSAYDI MUTLAKA ONDA BİRÇOK ÇELİŞKİLER BULURLARDI:
           4. Nisâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(92. Sayfa):

           KUR’ AN ALLAH’ TAN KORKAN KİMSE İÇİN BİR ÖĞÜTTÜR:
           20. Tâhâ Sûresi 2.3. Âyet- i Kerîme(313. Sayfa):

           KUR' AN GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNÜP ANLAMAYA ÇALIŞMAK İÇİN NÂZİL OLMUŞTUR:
           4. Nisâ Sûresi 82. Âyet- i Kerîme(92. Sayfa):

           Bu Âyet' i Kerîme' lerin açık ifadesinden sonra, söyleyebileceğimiz, hâlâ anlamını bilmeden okuyanların kendi yanlışlarıdır, diyebiliriz. Zira "Oku" emri ilk Âyet olarak indirildiğinde, bütün insanların bu Âyet' in gereği olarak, okumaya önem vermeleri, okumayanların İslâm ülkelerinde hiç bulunmaması gerekirdi. Allah' ın "Oku" emrine uymayanların(Yukarıda yazdığımın tekrarı olsa da yazmakta fayda vardır):

           "Anam/ babam beni câhil bıraktı" demeye hakları yoktur. Hele bu zamanda, ellerinde 1500 liralık android cep telefonları varken, internetten en câhil insanın okumayı öğrenmesi en fazla bir iki hafta sürer ki; hiç kimse çeşitli bahaneler bularak, "câhil bırakıldım" deme hakkına sahip değildir. "İkra" Oku emrine uymayanların bilecekleri bir iştir. Hesap günü bu durumlarının önlerine konulmayacaklarını mı zannederler?

           KUR' AN HİDAYET REHBERİ' DİR:
           2. Bakara Sûresi 38. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           KUR’ AN KENDİNDEN ÖNCEKİLERİ TASDİK EDEN BİR KİTAP’ TIR:
           46. Ahkâf Sûresi 12. Âyet- i Kerîme(504. Sayfa):

           KUR' AN, KENDİSİNDEN ÖNCEKİ TEVRAT VE İNCİL' İ TASDİK EDİP DOĞRULAYAN BİR KİTAP' TIR:
           3. Âl- i İmran Sûresi 3. ve 4. Âyet- i Kerîmeler(51. Sayfa):

           KUR' AN KÖTÜLÜKTEN KORUNACAKLAR(MUTTAKİLER) İÇİN HİDAYETTİR:
           2. Bakara Sûresi 2. Âyet- i Kerîme(3. Sayfa ):

           KUR’ AN, PEYGAMBER İÇİN DE, KAVMİ İÇİN DE BİR ÖĞÜTTÜR:
           43. Zuhruf Sûresi 44. Âyet- i Kerîme(493. Sayfa):

           KUR’ AN’ DA İNSANLAR İÇİN HER TÜRLÜSÜNDEN TEMSİL VARDIR:
           39. Zümer Sûresi 27. Âyet- i Kerîme(462. Sayfa):

           KUR’ AN’ DAN SİZE NE KOLAY GELİRSE OKUYUN:
           73. Müzzemmil Sûresi 20. Âyet- i Kerîme(576. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ:
           56. Vâkıa Sûresi 77.78.79.80.81. Âyet- i Kerîmeler(538. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM, MÜMİNLER İÇİN HİDÂYET REHBERİ VE MÜJDECİDİR:
           27. Neml Sûresi 1.2.3. Âyet- i Kerîmeler(378. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ İ ALLAH KORUMAKTADIR:
           15. Hicr Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(263. Sayfa):

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ İN BİR MÛCİZESİ OLARAK, İSRAİLOĞULLARININ İKİNCİ FESATLARINI ÇIKARMALARINA İŞARET EDİLMİŞTİR:
           17. İsrâ Sûresi 4.5.6.7.8. Âyet- i Kerîmeler(283- 284. Sayfalar):

           KUR’ AN OKUMAK İÇİN EUZÜ BESMELE İLE BAŞLA:
           16. Nahl Sûresi 98. Âyet- i Kerîme(279. Sayfa):

           KUR' AN  YAHUDİLER' İN DE KİTABIDIR:
           2. Bakara Sûresi 41. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           Bu kadar Âyet' ten sonra, "Kur' an' dan sorguya çekileceksiniz" diyen Âyet' in hükmüne uyanlara, anlamadan okuyun diyen hiçbir Âyet de bulunmadığına göre, Kur' an' ın okunması, biz okuyanların faydalanması içindir. Elbette "sevap transferi yapıyorum diye" okuyan bir Mü' min göremezsiniz. "Sevap transferi yapıyorum" diyenin kendi yanlışı olarak düşünülmelidir. Zira Allah:

           HERKESİN KAZANDIĞI KENDİSİNE AİTTİR.
           6. En’ âm Sûresi 164. Âyet- i Kerîme(151. Sayfa):

           HERKES KENDİ GÜNAH YÜKÜNÜ TAŞIR; BAŞKASININ GÜNAH YÜKÜNÜ TAŞIMAZ:
           6. En’ âm Sûresi 164. Âyet- i Kerîme(151. Sayfa):
           “164- De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.”

           HERKES KENDİ GÜNAHINDAN SORUMLUDUR:
           34. Sebe’ Sûresi 25. Âyet- i Kerîme(432. Sayfa):
           “25. De ki: «Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.» demek  suretiyle, insanların hiçbir bahaneye sığınmadan, Kur' an' ı anlayarak okumalarının önünde engel bulunmamaktadır. Tek engel, kendi yanlışları/ tembellikleri/ boş vermişlikleri olmaktadır.

           *17-) Bir insandan tevbe almak vermek, rabıta yapmak, dönmek, kafa sallamak yok
           *18)- İnfakta/zekatta kırkta bir yok. Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/samimiyetin/takvan oranında verirsin


           İHTİYAÇTAN FAZLASINI İNFAK EDİN:
           2. Bakara Sûresi 219. Âyet- i Kerîme(35. Sayfa):
           “219- Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.”

           Bu Âyet' te ihtiyaçtan fazlası derken, Güner Akca' nın "Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/ samimiyetin/ takvan oranında verirsin" cümlesi Âyet' in ruhuna çok uygundur.

           İnsan ihtiyaçlarını bilen varlıktır. İnsanların ihtiyaçlarının ötesinde mal, para v.s. sinin olması durumunda diğer yoksul insanları düşünmesi için, bu Âyet' in muhatabı olarak, fazla mal/ paramızı ihtiyacı olanlara infak etmemiz gerekmektedir. Gerçekten bir yıl bekleyen malın zekâtı gibi bir kural bu Âyet' in ruhuna aykırıdır. Bir konferansta bir din adamı "kazancınız olan maaşlarınızdan, % 5 oranında zekâtınızı vermeniz gerekir" demişti. Bu ifade 2/ 219. Âyet' in "...İhtiyaçtan fazlasını infak edin..." ifadesi, yoksulların hakkı olarak düşünülmeli ve fazla mal/ para yoksullara verilmelidir. Allah bir çok Âyet' lerinde "saçıp savurmayın" ikazında bulunmaktadır. Bu infakın sınırları, Müslüman' ın gönlündeki Âyet' lere uymak için birebirdir. İstediği kadar infak edemez. Sınır, kendi ve aile fertlerinin ihtiyaçlarının da hesaplanması suretiyle belirlenir.

           *19-) Erkeğin kişisel üstünlüğü, kadının erkeğe itaati yok. Sorgusuz itaat Allah’adır.

*20-) Evliya(Allah dostu), keramet sahibi yok

           Böyle bir kural ortaya koyduğunuz takdirde, tasavvufu inkâr etmiş olmuyor musunuz? Ahmed Yesevî' ler, Yunus Emre' ler, Mevlâna' lar, Edeb Ali' ler, Şems- i Tebrîzi' ler inkâr edilmiş olmuyor mu? Bu insanların sırf Allah aşkı ile yıllarca irşad görevini yapmaları, nefislerini terbiye etmek için didinmeleri boş faaliyetler miydi?

           Bunları yazarken, İslâm' ın bayraktarlığını yapmış, örnek insan olarak, dünyanın takdirini kazanmış bu kimselerin emeklerinin hiçbir değerinin olmaması hangi akla mantığa sığar? Bu insanların Allah' a bağlılıklarını tartacak hiç kimse yoktur. Olamaz da. Zira ömürleri Kur' ân- ı Kerîm' e hizmet ile geçmiş bu insanlar hakkında "Evliya(Allah Dostu) keramet sahibi yok" diyebilmek için:

           ALLAH YERİNE KARAR VERME YETKİSİNE SAHİP OLUNMASI GEREKİR. BÖYLE YETKİLİ KİMSELER YOKTUR. TÜM YETKİLER ALLAH' INDIR.

           Allah, kendisine dost seçmek için, hiç kimseye muhtaç değildir. Kendi dostlarını kendi seçer. Hiç kimseye dostlarını seçme yetkisini vermemiştir. Allah' ın kendisinde olan "dost seçme" yetkisini, ölümlü yazar, çizer, profesör, din adamı, hacı, hoca, evliyâ, şeyh, seyyid, adlarında karşımıza çıkan hiç kimseye bırakmaz. Bunların hiç biri bu yetkiye sahip değildir. Olamaz da. İnsanların hadlerini bilmeleri en güzel meziyetlerden biridir. Haddini bilmek İslâmın temel taşlarındandır. Bu temel taşları yıkmayınız. Lütfen!

*21-) Mevlit yok

           Süleyman Çelebi' nin yazdığı, Mevlîd- i Şerif, bilindiği üzere, edebî bir üslupla, Hazreti Muhammed' i doğumundan vefatına kadar bütün halleriyle anlattığı bir şiirdir. Bunun terennüm edilmesi, insanların, Peygamber' imizin yaşantısındaki güzelliklerinin ortaya konulması açısından, önem arz eder. Ancak:

           Mevlid' lerin, bir kısım fırsatçıların para kaynağı olarak görülmesi, akla da mantığa da, Allah' ın Kitab' ı Kur' an' a da aykırıdır. Kabul edilemez. Zira Allah Kitap ehlinin para karşılığında Kutsal Kitaptan bir şeyleri gizleyip para alanlar konusunda:

           ALLAH' IN İNDİRDİĞİ KİTAP' TAN BİR ŞEYİ GİZLEYİP DE BUNUNLA BİRAZ PARA ALANLAR GERÇEKTEN KARINLARI DOLUSU ATEŞTEN BAŞKA BİR ŞEY YEMEZLER:
           2. Bakara Sûresi 174. Âyet- i Kerîme(27. Sayfa): 

           Bu Âyet'in hikmetine eşdeğer olarak, Kur' ân' ın para karşılığı okunması da yanlış hareket tarzlarındandır. Bu Âyet ile Kur' an okunmasından maddî menfaat temininin önü kesilmiştir. Aksi takdirde aldıkları para onlar için "karınları dolusu ateş" olarak geri dönecektir.

*22-) Salavat yok

           ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER:
           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):

           İMAN EDENLER! PEYGAMBER’ E TESLİMİYETLE SALÂT VE SELÂM EDİN:
           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):
           “56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”

           Salâvat: "Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed" demektir ki, bu Âyet' te çok açık olarak "ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER" demek suretiyle Hazreti Muhammed' i yücelttiği, bir gerçek olarak Âyet' le tescilli iken; "salavat yok" diyebilen kimselerin, Allah' a havale edilmelerinden başka, benim de söyleyecek hiçbir sözüm yoktur. Devamında "Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.” diyen Allah, Resûlü ve kulu Muhammed' i övgüye lâyık gördüğü için, bu güzelliği bizlere de bahşetmiştir. Allah dilimizden salavatı eksik etmesin.

*23-) Sünnet namaz zorunluluğu yok

           NAMAZ KILIN, ZEKÂT VERİN, ALLAH' A SARILIN:
           22. Hacc Sûresi 78. Âyet- i Kerîme(342. Sayfa):

           NAMAZ KILMAYA KALKTIĞINIZDA:
           1. YÜZLERİNİZİ,
           2. DİRSEKLERE KADAR ELLERİNİZİ YIKAYIN,
           3. BAŞLARINIZI MESHEDİN,
           4. İKİ TOPUĞA KADAR DA AYAKLARINIZI YIKAYIN:

           5. Maide Sûresi 6. Âyet- i Kerîme(109. Sayfa):

           NAMAZ, MÜ’ MİNLERE BELİRLİ VAKİTLERDE YAZILI BİR FARZDIR:
           4. Nisâ Sûresi 103. Âyet- i Kerîme(96. Sayfa):

           NAMAZDA SESİNİ PEK YÜKSELTME, ÇOK DA GİZLİ OKUMA, ORTA YOLU SEÇ:
           17. İsrâ Sûresi 110. Âyet- i Kerîme(294. Sayfa):

           NAMAZI DOSDOĞRU KILIN:
           2. Bakara Sûresi 43. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           NAMAZI HAKKIYLA KILMAYA BAKIN VE ZEKÂTI VERİN:
           2. Bakara Sûresi 110. Âyet- i Kerîme(18. Sayfa):

           NAMAZI SAVAŞ SONRASI RÜKÜNLERİ İLE KILMANIN FARZİYETİ:
           4. Nisâ Sûresi 103. Âyet- i Kerîme(96. Sayfa):

           NAMAZLA YARDIM İSTEME, ALLAH' A SAYGILI OLANLARDAN BAŞKASINA AĞIR GELİR:
           2. Bakara Sûresi 45. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):

           Namaz kılmanın farziyyetini bu Âyet' ler ile kesin olarak kabul ettik. Ancak Peygamber' imiz Hazreti Muhammed' in zamanında, farz ve vâcip namazlar kılındıktan sonra, farz namazlarla birlikte Peygamber' imizin kıldığı sünnet namazlarını yok saymak, hangi takvaya sığar ki? Peygamber' imizin kıldığı sünnet namazlarını, Allah dileseydi, Cebrâil vasıtasıyla, "sünnet namaz yok, farz kıldıklarından fazla kılamazsınız" diye bir Âyet' le bildiremez miydi? Bildirmediğine göre, Peygamber'imizin sünnet namazları Allah tarafından kabul edilmiş demektir. Aksini söylemek kimin haddine?

           Peygamber' imizin yolundan giden Mü' min' lerin hiçbiri, "Sünnet namazlar Kur' an' da yok" demek suretiyle, Peygamber' imizin kıldığı/ kıldırdığı sünneti olan namazlarını "yok" sayamazlar. Sünnet namaz Kur' an' da "yok" demek suretiyle, Müslüman' ların ibadetlerine engel olmaya kalkmak hangi insafa sığar. Sünnet namazların fazlalık olarak görülmesi mi amaçlanmaktadır. Anlaşılacak gibi değildir.

           Allah' ın vermiş olduğu bu kadar nimete karşılık, farz kıldığı namazların 24 saat içerisinde, toplam vâcip namaz ile birlikte 20 rekât olan namazların abdesti, kılınması ve hazırlıkları için toplam ayırdığımız vakit, 20- 30/ 60 dakikayı geçmez. Peygamber' imizin ilâve ettiği sünnet namazları ise, toplamda 20 rekât olduğuna göre 20- 30/ 60 dakikada bunlar için vaktimizi harcasak; bir günde toplam 1/ 2 saatlik namaz ibadeti ile meşgul oluruz ki, hiçbir Mü' min kimse bundan ne sıkılır, ne de kılmamazlık eder. Allah' ın verdiği nimetler yanında, Allah' ın:

           NAMAZI DOSDOĞRU KILIN:
           2. Bakara Sûresi 43. Âyet- i Kerîme(8. Sayfa):
           "43. Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin." emri ile kıldığımız namazlar, çok az zamanımızı almaktadır. Verdiği bunca nimetler karşılığında kullarından istediği 24 saatte 1/ 2 saatlik ibadet çok geliyorsa, kendimize sormamız gerekir:

           Bir dakika verdiği nefesi kesseydi; ne yapardık?
           Verdiği suyu 5 gün bulamasa idik; tüm insanlık bitmez miydi?
           Sağlığımızın bir an alınmasını düşünmek bile istemeyiz.
           O halde Allah' ın istediği 1/ 2 saatlik ibadet için, Peygamber' imizin, Allah' ın farzlarının yanında kıldığı sünnet namazları için harcayacağımız yaklaşık 1 saatlik zamanı, nasıl fazlalık olarak görürüz. Bu Peygamber sevgisi ile bağdaşabilir mi? Peygamber' i sevenlerden sünnetlerden vazgeçilmesini istemek yanlışların en büyüğüdür. Böyle bir yanlışa, hiç kimse tevessül etmemelidir. Şu hatıramı naklediyorum. Sene 1972, çalıştığım işyerinde bir mesai arkadaşım var. Tartışmalar dinî konulara geldiğinde, devamlı olarak:

           "5 vakit namaz çok fazla, 3 vakte indirilmelidir" der, dururdu. Bir gün dayanamadım:

           "Arkadaş, senin, bildiğim kadarıyla, vakit namazlarından geçtim; Cuma Namaz' larına bile gittiğini görmedim. Sen bırak bu 3 vakte indirme meselesini, namaz kılanlar bunu ileri sürsünler" dediğimde, diyecek hiç bir sözü olmadığı için, konu, orada kaldığım iki sene boyunca hiç açılmadı.

*24-) Arapça dua etmek ve arapça namaz kılma zorunluluğu yok

           Dünyanın hiçbir ülkesinde, Müslüman olan kimse' nin ben namazlarımı İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Hinduca, Urduca lisanım ile kılacağım dediği görülmemiştir. Ne hikmetse, sadece Türkiye' de bu konu gündemden hiç düşürülmemiştir. Düşürülmez de.

           Ey Müslüman! Bunda bir bit yeniği yok mudur? Şayet Müslümanlığa Türklerin geçtiği yaklaşık 1269 senedir(bir kısım ilim adamları 751 senesinde, Çinlilere karşı, Araplarla Türklerin birlikte Talas savaşını kazanmalarından sonra İslâmiyete geçtiklerini kabul ederler.), Muhammed(s.a.v.)' e indirilen şekli ile dualar Cuma vaazlarında Arapça okunsa da(ki bu okunanlar Âyet/ Hadis' lerin Arapça okunuşlarıdır), bütün camilerimizde, imamlar, hutbede bu Âyet ve Hadis' leri Türkçe açıklarlar. Namaz kılanlar sonunda, dualarını Türkçe yaparlar. Müslüman' ın kendi lisanında dua etmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

           "*23-) Sünnet namaz zorunluluğu yok" bahsinde belirttiğim gibi, namazın Türkçe dualarla bitirilmesinin önünde de engel yoktur. Hutbe öncesinde/ vaazlar öncesinde hocaların Arapça okudukları duaların sonrasında Türkçe vaazlar verilmekte, Mü' min' ler Türkçe olarak anlayacakları dilden öğütlerini dinleyebilmektedirler. Zira Allah duanızı mutlaka Arapça yapacaksınız diye hiçbir Mü' min' i zorlamaz. El açan kimse, istediği lisanla dua edebilir; Allah, tüm lisanları bilen, Bir ve Tek Mutlak Varlık' tır.

           *25-) Muska/büyü/nazar yok
           *26-) Cuma namazı sadece erkeklere farzdır diye birşey yok. İman eden her erkek ve bayanlara farzdır.


           CUMA GÜNÜ ALIŞVERİŞİ BIRAKIN, ALLAH’ I ANMAK ÜZERE, CUMA NAMAZI İÇİN KOŞUN:
           62. Cuma Sûresi 9. Âyet- i Kerîme(555. Sayfa):

           Bu Âyet- i Kerîme' de ayrım yapılmamakta, alışveriş yapan herkesin Cuma Namazı için, alışverişi(genel anlamda işlerinizi) bırakın, Allah' ı anmak üzere, Cuma namazı için koşun demektedir. Erkek ya da kadın denilmediğine göre, herkesin erkek/ kadın Cuma Namazı için koşmaları bildirilmiştir.

*27-) Kölelik/cariyeliği teşvik yok

           Kur' ân' ın hiç bir yerinde, kölelik/ câriyeliğin teşviki söz konusu değildir. Zira İslâm' ın yeryüzüne gelmesinden sonraki zamanlarda, Müslüman' lar arasında kölelik, câriyelik kalmamıştır. Kalmış ise bilinsin ki, ancak o kimselerin(kölelik ve câriyelik müessesesine rıza gösterenlerin/ bunlardan para kazananların) kendi yanlışları' dır. Bu yanlış İslâmiyet' e mal edilemez. Allah Kur' an- ı Kerîm' inde:

           ALLAH, KASITLI YAPILAN YEMİNLERİNİZDEN SİZİ SORUMLU TUTAR. BOZULAN YEMİNİN KEFARETİ AİLENİZE YEDİRDİĞİNİZİN ORTALAMASINDAN ON YOKSULU YEDİRMEK VEYA GİYDİRMEK YAHUT DA BİR KÖLE AZAD ETMEKTİR. VERECEK BİR ŞEY BULAMAYAN ÜÇ GÜN ORUÇ TUTAR:
           5. Maide Sûresi 89. Âyet- i Kerîme(123. Sayfa):
           "89. Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz."

           Bu Âyet' te Allah, kasıtlı yapılan yeminlerden kullarını sorumlu tutmakta ve yeminin kefareti olarak, 10 yoksulu doyurmak/ giydirmek/ bir köle azad etmektir der ki, bu İslâm' ın köleliğe itibar etmediğinin, köleliğin kaldırılması için çeşitli fırsatların değerlendirilerek, köleliğin sonlandırılmasının gerektiğinin görüntüsünü verir.

           Peygamber' imiz zamanında, ki İslâm' ın ilk zamanlarıdır; 10 Müslüman' a okuma- yazma öğreten kölelerin hürriyetlerine kavuşturulacağı, azad edilecekleri kuralı, zannediyorum ve diyorum ki:

           Laf olsun diye böyle bir kural konulmamıştır. O halde İslâm' ı tenkit ederken, İslâm tarihinin de düzgün okunması gerekmektedir.

           *28-) Kadının uğursuzluğu, cenazeden uzak tutulması, sadece erkeğin cenaze namazı (duası) kılması yok. Cenaze namazı cenaze duasıdır.

*29-) Kaza namazı yok

           İnsanların vakit namazları, farzdır. Bu farzın herhangi bir sebeple yerine getirilememesi sonucu, kaza etmeleri söz konusu olmaktadır. Bir kimseye borçlu olan şahıs, borcunu ödemek zorundadır. Zamanında ödeyemezse, eninde sonunda ödemek zorunda olduğunun farkındadır, mutlaka ödemesi gerektiğini bilmektedir. Farz olan namazlarını, herhangi bir sebeple kaçıranların durumu da aynıdır.

           Allah' ın verdiği sonsuz nimetlere karşılık, kullarından istediği farzlardan biri olan namazların kılınamaması durumunda

(ki bir çok insanın ağır şartlarda çalıştıkları, bâzı yerlerde müsaade edilmediği durumların olduğu bir gerçektir. Örnek verirsek, güvenlikli bir yerde nöbet tutan kimsenin mesaisi, namazlarından bâzılarını kaçırmalarına sebep oluyorsa, özürlü anlamına gelirler ki, kaza etmeleri kaçınılmaz olur),

mutlaka ödemek zorunda olduklarının bilincinde olarak, insanlar namazlarının kazalarını kılmak isteyecektir. Farz olmakla birlikte, vakit namazlarını, her ne sebeple olursa olsun kaçırmaları, namazlarını vaktinde kılamamaları sonucunda, borçtan kurtulmak için, Rahman ve Rahîm olan Allah tarafından bir fırsat verildiğinin ifadesi olarak, kılınmasının gerektiği, din âlimleri tarafından konulmuş bir kaide olsa bile, doğrudur. Haktır. Gerçektir.

           Borçlu olan her hangi bir kimse borcunu ödeyemez. Çaresiz kalmıştır. Bu durumda, aldığı para borç olmaktan çıktı, ödemeyeyim , diyebilir mi? Herkesin borcu olan farz namazları kılması, kaçırdı, kılamadı, velev ki tembellik etti de, sonra "benim Allah' ın farzına karşılık olmak üzere kılmam gereken namazımı neden kılmayayım" dedi ve kaza etti ise, kaza etmesinin ne mahsuru olur ki? Hiçbir mahsuru yoktur. Bu da kaza edilmesi gerektiğinin hak olduğu, borç ödenmesi için bir fırsat olduğu düşüncesini doğrulamaktadır.

           Böyle bir fırsatın kaçırılmasına, hiçbir dayanağınız olmadığı halde, "kaza namazları Kur' an' da yok" demenize karşılık, sâfiyâne niyetle kaza eden kulların, kazalarının önüne geçmeniz için bir Âyet' e dayandığınızı söyleyebilir misiniz? Hayır. Söyleyemezsiniz. O halde bırakınız Müslüman' ların kaza namazlarını kılmalarını, kılsınlar. Allah ile baş başa kaldıklarının ne mahsuru olabilir ki? Namazlarını kaza etmelerini önlemek üzere, ön ayak olmayı bırakınız lütfen! Mesuliyetli işlerde, Müslüman' ları kendi haline bırakınız. Zira dinimizin en güzel tarafı, ibadetlerimiz de bile, aracı olmayan tek din İslâm' dır. Hiç kimse kul ile Allah arasına girmediği, giremediği gibi sizlerde, lütfen araya girip, kaza edenlerin ibadetlerini engellemeyiniz.

           Diğer taraftan, kaza namazlarını kaldırdığınızda, insanlar çoğunlukla ibadetlerinde gevşeklik göstermekten geri durmazlar. Gevşerler. Kulların mayası buna müsaittir. Ancak zorunlu sebeplerle namazlarını vaktinde kılamayanların, mahzun olmamaları için, kaza namazlarının bir fırsat olduğunu da bilmemiz gerekir. 

*30-) Haremlik/selamlık şartı yok

           Yok dediğimiz zaman, 33. Ahzâb Sûresi, 53. Âyet' in ne anlama geldiğini açıklamak gerekmez mi?

           PEYGAMBER’ İN HANIMLARINA PERDE ARKASINDAN SORUN:
           33. Ahzâb Sûresi 53. Âyet- i Kerîme(426. Sayfa):
           “53…Hem O’nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah’a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.” demektedir. Bu Âyet ışığında, fitneye sebep olunmaması için Peygamber Hanımlarına sorulacak soruları, perde arkasından sorulması bildirilmiştir. Bildiren bir başkası değil; Allah' tır.

           *31-) Kadının sesi haramdır yok

*32-) Kutsal günler/kandiller yok. Sadece Kadir gecesi özeldir

           KADİR GECESİ BİN AYDAN HAYIRLIDIR:
           97. Kadr Sûresi 3. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
 
           KADİR GECESİNDE, MELEKLER VE RUH RABLERİNİN İZNİYLE, HER İŞ İÇİN İNERLER:
           97. Kadr Sûresi 4. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “4. Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.” 

           KADİR GECESİ TANYERİ AĞARINCAYA KADAR SÜREN BİR SELÂMETTİR:
           97. Kadr Sûresi 5. Âyet- i Kerîme(600. Sayfa):
           “5. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.”

           Kur' an' da kutsal günlerin, kandillerin belirtilmesi söz konusu olamaz. Zira Allah, kullarına şunu kutlayın, bunu kutlayın Âyet' i göndermez. Göndermesi de gerekmez. Zira Mü min' ler kendileri, kutsal saydıkları gün ve gecelere kendiliklerinden yönelirler. Allah' a dua etmenin yanlışlığı nerededir ki, Kandilleri kutlamak yanlış olsun.

           Kadir gecesi, Kur' ân- ı Kerîm' in indirildiği bir gecedir. Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Bu gece ibadetlerin arttırıldığı, Allah' a bolca dua edilmesi ile, duaların kabul edilmesinin beklendiği bir gecedir. Bunu Âyet' in "Kadir Gecesi tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir" nitelemesinden anlamaktayız.

           Diğer Kandillerden Mevlüd Kandili Peygamber' imizin doğumunun kutlandığı bir gecedir. Bunu yok sayabilir misiniz? 80 yaşında ihtiyarın bile doğum günü yapılırken; Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hazreti Muhammed' in doğum gününün kutlanması hangi akla, mantığa aykırıdır ki; "*32-) Kutsal günler/kandiller yok." ifadesi ile, mübarek gün ve gecelerin yokluğu ileri sürülebilsin.

           *33-) Bazı ayetleri veya duaları belli sayıda okuyup üflemek ve bundan murad beklemek yok
           *34-) Sırat Köprüsü yok
           *35-) Kuranın saydığı haram yiyecekler dışında kalan yiyecekler kültürel, tercihler ve alışkanlıklar ile ilgili meselelerdir. Kafaya göre haram koymak yok.
           *36-) Erkeğin kadını dövme yetkisi yok.


*37-) Dua ederken el açmak, amin demek zorunluluğu yok

           Bırakınız zorunluluk olmasın. Tamam. Ancak kulların dua ederken el açmalarına engel bir Kur' an Âyet' i de bulunmadığına göre, gayeniz nedir? "Niçin el açıp Allah' a dua etmek sizlere yanlış geliyor. Niçin âmin demek size yanlış geliyor ki" demek de bizlerin hakkıdır. Sonra insanların Allah ile bir olmaları için el açmaları, sessizce duaya yönelmeleri, gözleri kapalı dualarını Allah' a sunmaları sizin derdiniz olmaması gerekir. İnsanların kendi tercihleridir. Siz demiyor musunuz? İnsanların tercihlerine müdahaleler, şu/ bu şekilde yapılmakta diye? O halde, sizin insanların ibadetlerine müdahale için, Allah' tan aldığınız bir berat mı var? Bunu söylerken, aynen bir kısım cemaatlerin/ tarikatlerin Müslümanları belli kalıplara sokmalarına kızıyorsanız, sizin bu müdahaleniz neden? Bırakınız kul ile Allah arasına girmeyi. Bırakınız istedikleri gibi Allah' a yönelsinler. Ne mahzuru var?

           Bırakınız, herkes bildiği gibi dua edip, "âmin" desin. Ne zorunuz var âmin sözü ile. Açıklayınız bilelim bari. Âyet yok dediğiniz bu konuda bir Âyet de siz ileri sürün lütfen!

*38-) Teravih namazı yok

           Aynı şekilde, teravih kılınamaz diye bir Âyet de olmadığına göre, "Teravih namazı kılmayınız" demekten de vazgeçiniz.

           Anlamadığım husus, çoğu maddelerde haklı olarak ileri sürdüğünüz, yanlışlardan dönmek üzere ikazlarınız; Kur' an' da olmayan hususlar konusunda Müslüman'ların aydınlatılması güzel olmakla birlikte, aynen bâzı grupların/ cemaatlerin/ tarikatların yaptıkları gibi insanların yapacakları "dualara", "dua için el açmalara", "dua sonlarında âmin demelere" sizlerin de takıntısı mı var acaba? Sizlerin de Müslüman' ların iradesine ambargo koymak üzere hareket ettiğinizi söylesek yanlış mı olur?

           Peygamber' imizin "dinde teferruata dalmayınız" Hadîs' ine uygun olarak; dinde teferruata dalmaktan vazgeçiniz. Kulun işine karışmak kimsenin görevi değildir. Sizler de aynı yanlışa düşüp:

           El açıp dua etme!
           Dua sonunda "âmin" deme!
           Teravih namazı kılma! Demeyiniz. Kur' An- ı Kerîm' in özüne müteallik olan hususlarda aydınlatmalara gidiniz lütfen!

*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok.

           Sağ el, sağ ayak meselesinin özüne inmeden, bu cümleyi kurabilmek, neden sorusunu sormamızı gerektirir. Neden?

           Sol el bilindiği gibi, tüm Müslüman' ların taharet yaptığı elidir. Bu sebeple, "sol el ile yemek yenmez; sağ el ile yenir" diye bir Âyet olmadığı halde, Müslümanlar,  sol ellerini taharette kullandıkları için, yemek yeme, yazı yazma, âletleri kullanma konusunda sağ ellerine ağırlık vermişlerdir. Ancak:

           İnsanlarımız, emperyalist devletlerin sol- sağ ayırımı tuzaklarına düştükleri ve bu sebeple, solcular, sağcılar olarak bölündükleri için, kutuplaşmanın başlangıç noktasını teşkil eden bu konuda da, karşıt görüşler ileri sürerek, birbirlerini sağcılıkla, solculukla suçlamalarına sebep olunmuştur. Bu emperyal çekişmelerin, zihinlerde kemikleşmiş sağcılık- solculuk ayrımını ortadan kaldırmak üzere "herkesin kendi düşüncesidir" demek suretiyle, çekişmelere hiç yer olmadığını ilân etmek, barışın temini için esas olsa gerektir. Bu çerçevede, "*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok." gibi bir cümleyi kurarak, "saçmalık" nitelemesiyle sunulması, yukarıda anlattığım çerçevede, bu konunun emperyel çekişmelere çanak tutmak anlamına geldiğini söylememiz de yadırganmamalıdır.

           KİTABI SAĞINDAN VERİLENLER HOŞNUT BİR HAYATTADIR:
           69. Hâkka Sûresi (19.- 21.) Âyet- i Kerîmeler(568. Sayfa):

           KİTABI SOL TARAFINDAN VERİLEN İSE DER Kİ: "KEŞKE KİTABIM VERİLMESEYDİ:
           69. Hâkka Sûresi (25.- 29.) Âyet- i Kerîmeler(568. Sayfa):

           Diğer taraftan Kur' an ifadesi olarak, Kıyamet' ten sonra mizan kurulup sevapların ve günahların durumuna göre, sevapları günahlarından fazla olanlara Levh- i Mahfuz' da saklı olan Kitap' ları sağ taraflarından, günahları fazla olanlara da sol taraflarından verileceği, Âyet- i Kerîme' de belirtilmiş olması sebebiyle, sağ taraftan/ sol taraftan Kitap' larının verilmesine de itiraz edilmemesi gereken bir husustur. Zira Allah bu ifadeyi kullanmış ise, kula düşen, bu olguyu kabul etmektir. Allah' ın sözü üzerine söz söyleme hakkı hiç kimseye verilmemiştir.

           Sonra çok önemli bir tespitimi de bildirmeden geçemeyeceğim. Sağcı solcu tartışması, madem ki, emperyal küreselcilerin ayrıştırma politikalarının neticesidir. O halde, sağcı solcu ifadeleri, ya da "sağ el, sağ ayak yok" diye dayatmak da, küreselcilerin değirmenine su taşımak olmaz mı? İnsafı olanlar düşünürler. Doğruyu bulurlar.

*40-) Her askerde veya savaşta ölenin şehit olması gibi birşey yok

           ŞEHİTLER ÖLMEZ:
           3. Âl- i İmran Sûresi 169. Âyet- i Kerîmeler(73. Sayfa):

           ŞEHİTLİK, ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLMEKTİR.
           2. Bakara Sûresi 154. Âyet- i Kerîme(25. Sayfa):

           Elbette "şehitlik, Allah yolunda öldürülmektir" diyenin Allah olması, koyduğu ölçünün tâkipçisinin  de, ancak Allah olacağıdır. Allah' tan başka kim sakladığımız niyetlerimizi apaçık bilebilir? Bilen sadece Allah' tır.

           *41-) Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok
           *42-) Ölüye telkin ve ıskat yok
           *43-) Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok
           *44-) Sorgulamadan bir fikre, bir şahsa tabii olmak yok.
           *45-) Kuranın tüm emir ve yasakları farzdır. Sadece 32 veya 52 farz yok
           *46-) Kuranda 6236 ayet var, 6666 ayet yok.
           *47-) Çocuk yaşta evlilik yok
           *48-) Namus/zinada kadın erkek farkı yok.
           *49-) 61 gün oruç tutma cezası yok
           *50-) Türbede dilek dilemek yok


*51-) Tasavvuf, gavs, kutup, şeyh, seyyidlik İslamda yeri yok

           Tasavvuf' un olmadığını söylemek, yukarıda izah ettiğim,

            [(*20-) Evliya(Allah dostu), keramet sahibi yok maddesinde açıklanan hususları aşağıya, parantez içinde aynen alıyorum:

           Böyle bir kural ortaya koyduğunuz takdirde, tasavvufu inkâr etmiş olmuyor musunuz? Ahmed Yesevî' ler, Yunus Emre' ler, Mevlâna' lar, Edeb Ali' ler, Şems- i Tebrîzi' ler inkâr edilmiş olmuyor mu? Bu insanların sırf Allah aşkı ile yıllarca irşad görevini yapmaları, nefislerini terbiye etmek için didinmeleri boş faaliyetler miydi?

           Bunları yazarken, İslâm' ın bayraktarlığını yapmış, örnek insan olarak, dünyanın takdirini kazanmış bu kimselerin emeklerinin hiçbir değerinin olmaması hangi akla mantığa sığar? Bu insanların Allah' a bağlılıklarını tartacak hiç kimse yoktur. Olamaz da. Zira ömürleri Kur' ân- ı Kerîm' e hizmet ile geçmiş bu insanlar hakkında "Evliya(Allah Dostu) keramet sahibi yok" diyebilmek için:

           ALLAH YERİNE KARAR VERME YETKİSİNE SAHİP OLUNMASI GEREKİR. BÖYLE YETKİLİ KİMSELER YOKTUR. TÜM YETKİLER ALLAH' INDIR.

           Allah, kendisine dost seçmek için, hiç kimseye muhtaç değildir. Kendi dostlarını kendi seçer. Hiç kimseye dostlarını seçme yetkisini vermemiştir. Allah' ın kendisinde olan "dost seçme" yetkisini, ölümlü yazar, çizer, profesör, din adamı, hacı, hoca, evliyâ, şeyh, seyyid, adlarında karşımıza çıkan hiç kimseye bırakmaz. Bunların hiç biri bu yetkiye sahip değildir. Olamaz da. İnsanların hadlerini bilmeleri en güzel meziyetlerden biridir. Haddini bilmek İslâmın temel taşlarındandır. Bu temel taşları yıkmayınız. Lütfen!]

şekli ile yanlıştır. Zira bu tasavvuf ehli güzel insanların yaşantılarında ki hallerini inkârdır. İnsanın haddini bilmesi en büyük meziyetlerden biridir. Başka söze gerek yoktur sanırım.

           *52-) Kuran anlaşılması zor bir kitaptır yok
           *53-) Deve idrarı içen ve iç diyen bir resul yok
           *54-) Resul ve Nebi var, peygamber kelimesi ise kuranda yok


*55-) Kuran okumak için abdest şartı yok

           Böyle bir kural yok derken, Âyet' in bildirdiğini inkâr etmiş olmuyor muyuz?

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ:
           56. Vâkıa Sûresi (77.- 81.) Âyet- i Kerîme(538. Sayfa):
           “77. O, elbette şerefli bir Kur’ân’dır.”
           “78. Korunmuş bir kitaptadır.”
           “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.”
           “80. (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.”
           “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?”


           Temizlenmekten kasıt nedir? Abdesttir. Demek ki, Kur’ an’ a abdestsiz el sürülemez. İnanan kimseler bu emrin gereğini yerine getirir ve abdestsiz el sürmek istemezler. Burada “el süremez” ifadesi, her tür tartışmaya son noktayı koyacak kadar sağlam bir delildir.

           “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?” ifadesi ile, temizlenerek okumayı küçümsemenin yanlışlığını ifade etmektedir.

           Bâzı kimseler temizlenmenin "cünüplükten temizlenme" olduğunu ifade ederler. Ancak hiç bir Müslüman, ulu orta, cünüpken hayatını 24 saat devam ettirmez. Ettiremez. Zira takva sahibi insanlar, cünüplükten, en kısa zamanda zaten temizlenirler. Bu sebeple 24 saat içinde, özel anların ne kadar zaman alacağı bellidir. Hiç kimse bu özel zamanlarda eline Kur' an- ı Kerîm' i alıp okuma durumunda ve de ihtiyacında değildir.

           "Bu sebeple cünüpken okunamaz; Âyet' in kastı budur" denilemez. Kastedilen Kur' ân- ı Kerîme hürmeten, okunmak için ele alınırken, abdestli olmaya dikkat edilmesidir. Bu âlemlere nizam getiren Allah Kelâm' ına hürmetin ifadesidir. Âyet' te “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.” demek suretiyle, "el sürülemeyeceği" açıkça ifade edilmiştir.

           Bilindiği üzere, genç bir kimse ayaklarını uzatmış vaziyette otururken, büyükleri geldiğinde hürmet olsun diye toparlanır, saygısını gösterir. Oturduğu yeri büyüklerine vermek ister; yerinden kalkar, "buyurun" der.

           Bir kimse Resmî daireye elleri cebinde, külhanbeyi gibi girer mi? Asla girmez, giremez. Zira bu devlet dairesindeki memura hürmet etmesi, onun makamına girerken belli bir saygı ile girmesi, o memura değil; o makama saygıdan ötürüdür.

           Bu sebeple âlemlere Rahmet olarak indirilmiş olan Kur' ân' a hürmet etmek her Müslüman' ın görevidir. Hedefidir. Özlemidir. Hürmetsizlik etmek üzere sıradan bir kitap gibi alınması mı iyidir; yoksa Allah kelâmına hürmet ifadesi olan, temizlenmenin en uç noktası, abdestle mi ele alınması gereklidir. Bu konuda hiç kimse, bir diğerini kınayamaz; hareketlerine ambargo koyamaz; zira herkes kendi günahından sorumludur.

           "Ben Kutsal Kitabımız Kur' ân- ı Kerîm' e abdestsiz el sürmem. Zira Âyet bunu gerektirir." demişse, bırakınız Müslüman' abdest alıp; huşû içinde Kur' an' ı Kerîm' ini okusun. Bırakınız lütfen! Şahısların hürriyetlerinin sınırlarına girmek gibi olan bu zorlamayı yapmayınız lütfen! Âyet varken, bunun anlamını abdestsiz el sürme diyen Allah' a olan hürmetinin önüne geçip; "Kur' an' a sür kardeşim elini. Abdestsiz oku" denmesinin yanlışlığını ve bir müdahale olduğunu lütfen anlayınız. İnsanların takvâsına müdahaleden vazgeçiniz. Lütfen!

           Önemli gördüğüm bir husus da, herkes abdestsiz Kur' an' ı okusun dediğiniz zaman kaç kişi, eline Kur' An- ı Kerîm' i alıp okuyacaktır. Teşvik edelim derken, Allah' ın:

           KUR’ ÂN- I KERÎM’ E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ 

           Âyet' inin hükmünü çiğnemek' ten dolayı kaç kişi hesabını verebilecektir. Bırakınız insanların takvaları, bu hükme uymalarına/ uymamalarına sebep olsun.

           *56-) Sakala jilet vurmak haramdır diye bir şey yok
           *57-) Cehennemde yanıp çıkma yok
           *58-) Din değiştirenin (mürtedin), namaz kılmayanın, içki içenin, zina yapanın öldürülmesi diye bir şey yok


*59-) Sakalı şerif, nalı şerif, hırkayı şerif, kabak, hurma, zemzem, tesbih, seccadevs. kutsaldır diye bir şey yok[/color]

           GÖKLERDEKİLERİN VE YERDEKİLERİN HEPSİ ALLAH’ I TESBİH EDER:
           61. Saff Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(552. Sayfa):
           "1. Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir."

           Bu Âyet' de, Allah' ın tesbih edilmesi bildirildiğine göre, bu tesbih etmenin vasıtası olarak kullanılan 33' lük/ 99' luk tesbihlerin, dini açıdan hiç bir mahzuru olmaz; olamaz. Bir kısım insanlar bu tesbihe; temiz yerde kılınması için serilen seccadeye, kafa takıp; bunlarla uğraşma yönüne giderler. Anlaşılabilen bir husus mudur? Yoksa bu, İslâm' ın bu görüntülerini silmek üzere yapılmış operasyonlardan birinin parçası mıdır? Anlayan için bu ifade yeterlidir, zannediyorum.

           Tesbihin ve seccade' nin kutsallığı diye bir şey olmaz, olamaz. Zira bunlar birer vasıtadır. Temiz bir yere serilen seccade yalnızca namaz kılmak için kullanılır. Bu genel temizlik kuralları için de geçerli bir kural değil midir? "Temizlik imandandır" Hadîs- i Şerîfi çerçevesinde bir Müslüman, temiz bir yerde namaz kılmak için seccade bulundurmuşsa; bunu sanki dine aykırı gibi, bâtıl bir inanış neticesi gibi göstermeye, hiç kimsenin hakkı yoktur. Niyeti bozuk kimselerden başka  hiç kimse, tesbihe, seccadeye takılmazlar. Bunlarla uğraşmaya kalkmazlar. Sonra önemli bir husus, eline tesbih alıp koleksiyonunun kıymetli parçalarını göstermeye çalışan koleksiyoncuda da tesbih vardır; keyif için elinde sallayan kimsede de tesbih vardır. Herkesin hür iradesi ile kullandığı bir aksesuarı da olabilir. Bir Papaz' ın/ bir Haham' ın kutsal saydığı tesbihi de olabilir. Hiç kimse, kimsenin işine karışmak, suçlamak durumunda değildir.

           *60-) Sevap kazanmak için kertenkele, kara köpek vs hayvanları öldürmek yok. Uğursuz hayvan yok.
           *61-) İslami bir isim koymadan ve sünnet olmadan  müslüman olamazsın diye bir şey yok
           *62-) Hadisler kesin peygamber sözüdür diye birşey yok
           *63-) Hadis, fıkıh kitaplarında kuran dışında hükümler vardır diye bir şey yok

*64-) İsrailiyat yok
(Adem Havva hikayesi vs. tevrat, mişna, incil ve kilisenin öğretilerini içeren kaynaklarından alınmış, bazen uyduruk bazen gerçek kişiler hakkındaki hurafat)

           İlk insan Âdem Aleyhisselâm' ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:
           MELEKLER, ALLAH' A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:           
           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

           ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM' A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."

           Bu Âyet' ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet' leri okumalarını, Melek' lerden olan  İblis' in Âdem Aleyhisselâm' a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah' ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet' te, Âdem ile Havva' nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah' ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruyu bilendir.

*65-) Zerdüştiyyat yok (asıl ismi Çinvat köprüsü olan sırat köprüsü veya miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler.)

           "4. Miraç yok" maddesinde bu açıklanmıştır. "4. Miraç yok" maddesinde belirtildiği üzere, Miraç konusunda:

           Mİ’ RAÇ' TA, HAZRETİ MUHAMMED’ İ MESCİD- İ HARAM’ DAN MESCİD- İ AKSÂ’ YA GÖTÜREN ALLAH’ TIR:
           17. İsrâ Sûresi 1. Âyet- i Kerîme(283. Sayfa):

           Âyet' i varken, "miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler" demek Allah' ın Âyet' lerine muhalefet etmek olmaz mı? "Bu satırları yazan kimseyi tövbe etmeye davet,  görevimizdir."

           *66-) Kadın tek başına seyahat yapamaz diye bir şey yok
           *67-) Akıl, bilim karşıtlığı yok.
           *68-) Müzik, resim, fotoğraf, şiir, heykel, satranç haramdır diye bir şey yok


*69-) Cennetle müjdelenen, kusursuz sahabi yok.
*70-) Peygamberin sürekli aynı sözlerle kendisine dua ettirdiği bir ezan duası yok.
*71-) Peygamberimiz namazda otururken kendi kendisine selam verdiği, müminlerinde namazda, Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok. Burada hitap direk peygamberedir, oysa ölümsüz olan ve seni her an duyacak olan Allah’tır.


           Ne kadar ağır bir itham. Allah Peygamber' i Muhammed Aleyhisselâm' a:

           PEYGAMBER İÇLERİNDEYKEN ALLAH ONLARA AZAB ETMEZ:
           8. Enfâl Sûresi 33. Âyet- i Kerîme(181. Sayfa):
           “33- Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir”

           ALLAH’ A VE PEYGAMBERE İSYAN EDEN VE ALLAH’ IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞANLAR:
           4. Nisâ Sûresi 14. Âyet- i Kerîme(80. Sayfa):
           “14- Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.”

           Allah, Peygamber' ine verdiği değeri göstermek üzere, bu Âyet' leri(daha birçoklarını da) indirmiştir. Bunlar karşısında, "Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok." diye mahalle çocuğu ağzı ile(selam çaktığı) Peygamber' i aşağılama kimsenin haddine değildir. Allah her şeyi Bilen ve Gören' dir.

           *72-) Kara çarşaf, peçe yok
           *73-) Dini kullanarak para kazanmak yok


*74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok

           Kur' ân- ı Kerîm Âyet' lerinin dışında, Peygamberimiz, haram helâl mi koydu? Böyle bir suçlama, Allah' ın Kitabı' nda ki Âyet' lere de ters bir ifadedir. Peygamber' imiz, kendiliğinden tek bir Âyet, tek bir kelime dahi ilâve etmemiştir. Nasıl bir suçlamadır bu? Anlamak mümkün değildir. Bunu yazanlar hiç mi Âyet' lere bakmamışlardır:

           MUHAMMED ARZULARINA GÖRE KONUŞMAZ. KONUŞMASI KENDİSİNE VAHYEDİLENDEN BAŞKASI DEĞİLDİR:
           53. Necm Sûresi 3.- 4. Âyet- i Kerîmeler(527. Sayfa):
           "3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz."
           "4. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir."

           
           Bu kadar açık bir Âyet- i Kerîme varken; "74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok" demek suretiyle, sanki Peygamber' imiz, Kur' an dışında haram helâl koydu suçlaması; Âyet' e de aykırıdır; hukuk kurallarına da aykırıdır. Diğer taraftan, bir Âyet meâli daha verirsek, Kur'an' a, Peygamber' in dahi, tek kelime ilâve etmesine imkân olmadığını anlardık:

           O(PEYGAMBER), BİZE İSTİNÂDEN BÂZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE BİZ ONU BUNDAN DOLAYI KUVVETLE YAKALARDIK. SONRADA O' NUN ŞAH DAMARINI KESER ATARDIK:
           69. Hâkka Sûresi (44.- 46.) Âyet- i Kerîmeler(569. Sayfa):
           "44. O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
           45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık."
           "46. Sonra da onun şah damarını keser atardık."


           Bu âyet' in anlamını açıklamaya gerek bile yoktur. Zira gayet açıktır. Peygamber' in tek kelime ilâve ettiğini düşünmek bile hatadır.

*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok

           Ey akıl sahibi bu yazdıklarına sen inanıyor musun?

           Milâdi 610 yılında indirilmeye başlayıp 23 senede tamamlanan(633) Kur' an' ın tamamlanmasından 1226 yıl sonra yazılan(1859) "türlerin kökeni" adlı eseri ile Darwin' in ileri sürdüğü evrim teorisine, Kur' ân' ın karşı olmadığını belirtmek kadar, garip, şaşkın işi bir cümle kurulabilir mi?

           "*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok" diye yazan kimse, Kur' ân- ı Kerîm de, evrim teorisine karşı değildir, diyebileceğimiz, bir tek Âyet gösterebilir mi?

           "Evrim teorisi yokken; Kur' an- ı Kerîm vardı. Kur' an evrim teorisine karşıydı" diye bir cümle kuran oldu da, bunu yazan kişi:

           "Hayır! Kur' an evrim/ tekâmül teorisine karşıdır diye bir şey yok" mu dedi? Anlamak mümkün değildir.

           Dünyada bütün ilim adamları evrim teorisinin uydurma olduğunu, bunu ileri sürenlerin ilme ihanet ederek, milyonlarca yıl öncesinden kalan fosillerde en ufak bir değişiklik olmadığı bilindiği halde, uydurma deliller ileri sürerek, Allah' ın yaratmasına karşı gelmeye çalışmaları, nasıl kabul edilebilir. Müslüman' ın evrim teorisine inanmasının, Allah ın kudretine karşı gelmekten öte bir değeri yoktur. Bu maddede evrim teorisine Kur' an müsaade ediyor gibi bir anlamın çıkartılması bile, mesuliyeti olan bir açıklamadır. Yaratılışa aykırı bir cümledir.

           "Allah yaratmadı, sudan tek hücreli canlılar, milyarlarca yıl öncesinde elementlerin, çeşitli ısı, rüzgâr v.s. etkenler altında bir araya gelerek canlıları oluşturdu" demeleri, gerçekten kabul edilemez bir saçmalıktır.

           ALLAH, GÖKLERİ YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ 6 GÜNDE YARATMIŞTIR:
           25. Furkan Sûresi 59. Âyet- i Kerîme(366. Sayfa):
           “59. Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.”

           Kâinatı 6 günde yaratan Allah, insanı yaratmaktan âciz değildir ki, "tüm canlılar tekâmül/ evrim neticesi meydana gelmiştir" diye bir teori ortaya konulsun.

           "Ol" deyince olduran Allah' a, yarattığı kâinat içerisinde toz zerresi kadar bile olmayan insanı yaratması mı zor gelecektir? Bunun aksini düşünmek, ancak Allah' ın yaratmasına karşı olanların teorisi olarak gündeme gelir, ki tarihin sayfalarına gömülmeye mahkûmdurlar. Gömülmüşlerdir de.

*76- Adem ilk beşerdir diye bir şey yok. Adem ilk sorumluluk sahibi insandır

           "64. İsrailiyat yok" maddesinde bu konu Âyetlerle açıklanmıştır. Ancak geriye giderek araştırma zahmetine girmeden; aynen aşağıya almam okumayı kolaylaştıracaktır:

           [İlk insan Âdem Aleyhisselâm' ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:
           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):

           MELEKLER, ALLAH' A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:
           2. Bakara Sûresi 30. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

           ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM' A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet- i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."

           Bu Âyet' ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet' leri okumalarını, Melek' lerden olan  İblis' in Âdem Aleyhisselâm' a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah' ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet' te, Âdem ile Havva' nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah' ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruyu bilendir.]

*77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok

           İSÂ ALEYHİSSELÂM’ IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
           43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet- i Kerîme(495. Sayfa):
           “61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.”

           Âyet bu kadar açıkken, "*77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok" diyerek, İsa Aleyhisselâm' ın yeryüzüne ineceğini bildiren Âyet' i "masal olarak nitelemek", aklı başında hiç kimsenin haddi olamaz.

*78-) Sünnilerin bahsettiği Kelime-i Şehadet ve Amentü, Kuranın hiç bir ayetinde yok

           Bir kere, sünniler diyerek ayırımcılığa kapı açmayınız. Zira iman etmiş bütün insanlar, sünni olur, ya da başka bir mezhepten, gruptan olabilirler. Bunların tamamı:

           EY İMAN EDENLER:
           ALLAH' A,
           PEYGAMBER' İNE,
           PEYGAMBER' İNE İNDİRDİĞİ KİTAB' A VE
           DAHA ÖNCE İNDİRDİĞİ KİTAB' A, İMAN EDİN.
           KİM ALLAH' I,
           MELEKLERİNİ,
           KİTAPLARINI,
           PEYGAMBER' LERİNİ VE
           ÂHİRET GÜNÜNÜ İNKÂR EDERSE SAPIKLIĞIN EN KOYUSUNA DÜŞMÜŞ OLUR:

           4. Nisâ Sûresi 136. Âyet- i Kerîme(101. Sayfa):
           "136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur."

           Bu Âyet- i Kerîme' de, Allah, iman etmiş kimselerin, imanlarının gereği olarak 9 madde halinde nelere inanılacağını belirtmiştir.

           Allah, Âyet- i Kerîme' sinde bildirdiği, imanın esaslarını teşkil eden maddeleri, açık bir şekilde ifade etmiştir. Allah, Âyet' in sonunda "bunları inkâr edenler sapıklığın en koyusuna düşmüş olur" demek suretiyle, en güzel cevabı vermiştir. Aşağıdaki bu Âyet' te de imanın  şartları bildirilmiştir. Yine de âmentü yok diyebiliyor musunuz?

           EREN, DOĞRU OLAN VE KORUNANLAR:
           ALLAH’ A İMAN EDENLER.
           ÂHİRET GÜNÜNE İMAN EDENLER.
           MELEKLERE İMAN EDENLER.
           KİTAPLARA İMAN EDENLER.
           BÜTÜN PEYGAMBERLERE İMAN EDENLER.
           YAKINLIĞI OLANLARA,
           ÖKSÜZLERE,
           YOKSULLARA,
           YOLDA KALMIŞA,
           DİLENENLERE,
           ESİRLERİ KURTARMAYA SEVE SEVE MAL VERENLER:
           NAMAZI KILANLAR.
           ZEKATI VERENLER.
           ANLAŞTIKLARI ZAMAN SÖZLERİNİ YERİNE GETİRENLER.
           SIKINTI VE HASTALIKTA SABIR VE KARARLILIK GÖSTERENLER.
           HARBİN ŞİDDETLİ ZAMANLARINDA SABIR VE KARARLILIK GÖSTERENLERDİR:

           2. Bakara Sûresi 177. Âyet- i Kerîme(28. Sayfa):
           "177. Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır."

           Bu Âyet' te de imanın şartları açıkça bildirilmiştir. 16 madde halinde iman eden kimselerin inançlarının gereği, sıralanmıştır. Sıralayan Allah' tır. Bundan sonra da Âmentü yok diyebilir misiniz?

           MÜMİNLER KİMLERDİR:
           NAMAZI DOSDOĞRU KILANLAR,
           ZEKÂTI VERENLER,
           ÂHİRETE DE KESİN OLARAK İMAN EDENLERDİR.

           27. Neml Sûresi 3. Âyet- i Kerîme(378. Sayfa):
           “3. Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.”

           Bir takım insanlarımız, "Kur' an' da imanın şartları diye bir şey yok" demektedirler. Bu kimselerin, bu Âyet ile iman etmiş kimselerin yapması gerekenleri/ imanın şartlarından bir kısmının:

           Namazı dosdoğru kılmak;
           Zekâtı vermek;
           Âhirete' de kesin olarak iman etmek olduğunu, bu Âyet' i okuduktan sonra da inkâr edip; "*78-) Sünnilerin bahsettiği Kelime-i şehadet ve amentü, Kuranın hiç bir ayetinde yok" diyebilecekler midir?

           *79-) Ölünün ardından ziyafet vermek, 7, 40, 52 yok.
           *80-) İslamda halifelik diye özel bir kurum, makam yok.
           *81-) İslamda babadan oğula geçen saltanat yok.


*82-) Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok.

           İslâm, Allah' ın indirdiği Kur' ân' a ve Peygamber' i Muhammed' e uyulmasını emretmiş; yetmemiş, "emr- i bil mâ' ruf ve nehy- i anil münker" ile tüm Müslüman' ım diyenleri, Müslüman gibi yaşayıp; diğer dinden olanları da Kur' ân' ın emir ve nehiylerine(yapılacak ve yapılmayacak hususlara) uymaya dâvet etmekle görevlendirmiştir. Zira inancımız gereği İslâm son din, Muhammed son Peygamber' dir.

           Hal böyle iken ve Hıristiyan ve Yahudi' lerin dinlerini açık şekilde ifade etmelerine ve kilise evlerine kadar, bu memlekette müsaade edilmesine ses çıkarmayanların "*82-) Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok." diyerek, Kur' ân' ın hükümlerinin yayılmasını engellemeye kalkmakla eşdeğer olan bu cümleyi, kurabilmektedirler.

           *83-) Aynı dinden, aynı meşrepten olmayanı düşman görmek yok.
           *84-) Arap gelenek, görenek ve adetlerini sünnet diyerek pazarlamak yok.
           *85-) Kan akması veya kadına dokunmak abdesti bozar diye bişey yok.
           *86-) Camii ve mescitlere Allah’ın ismi dışında başka isim/ isimler asmak yok.
[/b][/color]
           
*87-) Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltildiği bir selâ çağrısı yok.

           Peygamber' imize yapılan övgülerin neresinde "haddi aşmak" vardır? Okuyunuz lütfen!

           ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’ E SALÂT EDERLER:
           İMAN EDENLER! PEYGAMBER’ E TESLİMİYETLE SALÂT VE SELÂM EDİN:

           33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet- i Kerîme(427. Sayfa):
           “56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”

           Bu Âyet' te açıkça, Allah ve Melekler' in Peygamber' imiz Hazreti Muhammed' e salât ederken ve "Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.” diyen, Allah' ın bizlere verdiği görev neticesi, Müslüman' ların da selât etmesi Âyet ile sabitken:

           *87-) Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltildiği bir selâ çağrısı' nın olduğunu söylemek kadar ağır bir itham olabilir mi? Allah ıslah etsin!

           Yüceltilen Peygamber' imizin, yüceltildiği SELÂ ÇAĞRISI:

           Es Salatu Ves Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
              (Ey Allah'ın Resul'u, salat ve selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vesselamu aleyke ya Habiballah!
              (Ey Allah'ın Habibi, salat ve selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vessalamu aleyke ya Nure Arşillah!
              (Ey Allah'ın arşının nuru salat-u selam senin üzerine olsun!)
           Esselatu vesselamu aleyke ya Hayra Halgillah!
              (Ey Allah'ın mahlukatlarının en hayırlısı, salat-u selam senin üzerine olsun!)
           Essalatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin!
              (Ey bundan önceki ve sonrakilerin efendisi, salatu selam senin üzerine olsun!)
           Vel hamdü lillahi rabbil alemin!
              (Hamd alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur!)

           Selâ' nın Arapça ve Türkçe manaları yukarıdadır. Bunun neresinde haddi aşmak vardır? Bu ancak, 33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet' te bildirildiği gibi:

           Allah ve Melek' ler Peygamber' e salât ederken; biz iman edenler olarak, bizlerin de salât ve selâm etmemiz gerekmez mi? Neresi yanlış?

           *88-) Allah’la, peygamberle rüyada görüştüm sahtekarlığı yok.
           *89-) Arapça kutsal bir dildir diye bir şey yok.
           *90-) Kuran’dan başka dinin kaynağı yok.


           "KUR' AN' DA NELER YOK" ALINTISINI KÖŞESİNDE YAZAN YAZARIN NOTU:

           ["Bu yazıyı sizlere sunmadan önce bu 90 maddeye esin kaynağı olan Güner Akca’yla konuştum.

           Elbette burada belirtilen bilgilerin önemli bir kısmı din dışı değildir. Bunların pek çoğu Müslümanlar tarafından benimsenmiş ve uygulanan kurallar, hatta şartlardır.

           Ancak bunların pek çoğunun kullanılıyor olması Kuran’da olduğu anlamına gelmiyor. Softaların her söylediklerini “Kuran’da da var” diye dayatmalarına karşı çıkarılmış sınırlı bir listedir, o kadar."]

           ÂYETLERLE İTİRAZ EDENİN NOTU:
           Âyet Meâlleri Elmalılı Ahmed Hamdi Yazır' ın Kur' an Meâli' nden alınmıştır.

           Saygılarımla. 26.11.2020 00:07
« Son Düzenleme: Haziran 23, 2022, 07:58:27 ÖÖ Gönderen: is »