Gönderen Konu: "KUR'AN'DA NELER YOK" ÂYET'LERLE İTİRAZIM VAR(2)(29-90)  (Okunma sayısı 7796 defa)

is

  • Administrator
  • Sr. Member
  • *****
  • İleti: 473
"KUR'AN'DA NELER YOK" ÂYET'LERLE İTİRAZIM VAR(2)(29-90)
« : Eylül 08, 2023, 12:33:32 ÖS »
"KUR'AN'DA NELER YOK" ÂYET'LERLE İTİRAZIM VAR(2)

"KUR'AN'DA NELER YOK" ÂYET'LERLE İTİRAZIM VAR(1)'İN DEVAMIDIR.

*29-) Kaza namazı yok

           İnsanların vakit namazları, farzdır. Bu farzın herhangi bir sebeple yerine getirilememesi sonucu, kaza etmeleri söz konusu olmaktadır. Bir kimseye borçlu olan şahıs, borcunu ödemek zorundadır. Zamanında ödeyemezse, eninde sonunda ödemek zorunda olduğunun farkındadır, mutlaka ödemesi gerektiğini bilmektedir. Farz olan namazlarını, herhangi bir sebeple kaçıranların durumu da aynıdır.

           Allah'ın verdiği sonsuz nimetlere karşılık, kullarından istediği farzlardan biri olan namazların kılınamaması durumunda,

(ki bir çok insanın ağır şartlarda çalıştıkları, bâzı yerlerde müsaade edilmediği durumların olduğu bir gerçektir. Örnek verirsek, güvenlikli bir yerde nöbet tutan kimsenin mesaisi, namazlarından bâzılarını kaçırmalarına sebep oluyorsa, özürlü anlamına gelirler ki, kaza etmeleri kaçınılmaz olur)

mutlaka ödemek zorunda olduklarının bilincinde olarak, insanlar namazlarının kazalarını kılmak isteyecektir. Farz olmakla birlikte, vakit namazlarını, her ne sebeple olursa olsun kaçırmaları, namazlarını vaktinde kılamamaları sonucunda, borçtan kurtulmak için, Rahman ve Rahîm olan Allah tarafından bir fırsat verildiğinin ifadesi olarak, kılınmasının gerektiği, din âlimleri tarafından konulmuş bir kaide olsa bile, doğrudur. Haktır. Gerçektir.

           Borçlu olan her hangi bir kimse borcunu ödeyemez. Çaresiz kalmıştır. Bu durumda, "aldığım para borç olmaktan çıktı, ödemeyeyim" diyebilir mi? Herkesin borcu olan farz namazları kılması, kaçırdı, kılamadı, velev ki tembellik etti de, sonra "benim Allah'ın farzına karşılık olmak üzere kılmam gereken namazımı neden kılmayayım" dedi ve kaza etti ise, kaza etmesinin ne mahsuru olur ki? Hiçbir mahsuru yoktur. Bu da kaza edilmesi gerektiğinin hak olduğu, borç ödenmesi için bir fırsat olduğu düşüncesini doğrulamaktadır.

           Diğer taraftan, madem ki “ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken Allah’ı zikretmek farzdır.” O halde “namazımı kaçırdım kaza edeyim” diyen kimse, Allah’ı zikretmek üzere namazını kılıyorsa, bunun kime ne zararı olur da, “Kur’an’da kaza namazı yok” denilerek, Müslümanların Allah’la başbaşa kalmalarının önünün kesilmesi gündeme getirilir.

           Böyle bir fırsatın kaçırılmasına, hiçbir dayanağınız olmadığı halde, "kaza namazları Kur'an'da yok" demenize karşılık, sâfiyâne niyetle kaza eden kulların, kazalarının önüne geçmeniz için bir Âyet'e dayandığınızı söyleyebilir misiniz? Hayır. Söyleyemezsiniz. O halde bırakınız Müslüman'ların kaza namazlarını kılmalarını; kılsınlar. Allah ile baş başa kaldıklarının ne mahsuru olabilir ki? Namazlarını kaza etmelerini önlemek üzere, ön ayak olmayı bırakınız lütfen! Mesuliyetli işlerde, Müslüman'ları kendi haline bırakınız. Zira dinimizin en güzel tarafı, ibadetlerimiz de, aracıların olmadığı tek din olmasıdır. Hiç kimse kul ile Allah arasına girmediği, giremediği gibi sizlerde, lütfen araya girip, kaza namazı kılanların ibadetlerini engellemeyiniz.

           Diğer taraftan, kaza namazlarını kaldırdığınızda, insanlar çoğunlukla ibadetlerinde gevşeklik göstermekten geri durmazlar. Gevşerler. Kulların mayası buna müsaittir. Ancak zorunlu sebeplerle namazlarını vaktinde kılamayanların, mahzun olmamaları için, kaza namazlarının bir fırsat olduğunu da bilmemiz gerekir. 

*30-) Haremlik/selamlık şartı yok

           Yok dediğiniz zaman, 33. Ahzâb Sûresi, 53. Âyet'in ne anlama geldiğini açıklamak gerekmez mi? Âyet'te:

           PEYGAMBER’İN HANIMLARINA PERDE ARKASINDAN SORUN:
           33. Ahzâb Sûresi 53. Âyet-i Kerîme(426. Sayfa):
           “53…Hem O’nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah’a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.”


demektedir. Bu Âyet ışığında, fitneye sebep olunmaması için Peygamber Hanımları'na sorulacak soruları, perde arkasından sorulması bildirilmiştir. Bildiren bir başkası değil; Allah'tır.

      *31-) Kadının sesi haramdır yok

*32-) Kutsal günler/kandiller yok. Sadece Kadir gecesi özeldir

           KADİR GECESİ BİN AYDAN HAYIRLIDIR:
           97. Kadr Sûresi 3. Âyet-i Kerîme(600. Sayfa):
           “3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
 
           KADİR GECESİNDE, MELEKLER VE RUH RABLERİNİN İZNİYLE, HER İŞ İÇİN İNERLER:
           97. Kadr Sûresi 4. Âyet-i Kerîme(600. Sayfa):
           “4. Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.” 

           KADİR GECESİ TANYERİ AĞARINCAYA KADAR SÜREN BİR SELÂMETTİR:
           97. Kadr Sûresi 5. Âyet-i Kerîme(600. Sayfa):
           “5. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.”


           Kur'an'da kutsal günlerin, kandillerin belirtilmesi söz konusu olamaz. Zira Allah, kullarına şunu kutlayın, bunu kutlayın Âyet'i göndermez. Göndermesi de gerekmez. Zira Mü'minler kendileri, kutsal saydıkları gün ve gecelere kendiliklerinden yönelirler. Allah'a dua etmenin yanlışlığı nerededir ki, Kandilleri kutlamak yanlış olsun.

           Kadir gecesi, Kur'ân-ı Kerîmin indirildiği bir gecedir. Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Bu gece ibadetlerin arttırıldığı, Allah'a bolca dua edilmesi ile, duaların kabul edilmesinin beklendiği bir gecedir. Bunu Âyet'in "Kadir Gecesi tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir" nitelemesinden anlamaktayız.

           Diğer Kandillerden Mevlüd Kandili Peygamber'imizin doğumunun kutlandığı bir gecedir. Bunu yok sayabilir misiniz? 80 yaşında ihtiyarın bile doğum günü yapılırken; Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hazreti Muhammed'in doğum gününün kutlanması hangi akla, mantığa aykırıdır ki; "*32-) Kutsal günler/kandiller yok." ifadesi ile, mübarek gün ve gecelerin yokluğu ileri sürülebilsin.

           *33-) Bazı ayetleri veya duaları belli sayıda okuyup üflemek ve bundan murad beklemek yok

           *34-) Sırat Köprüsü yok

           *35-) Kuranın saydığı haram yiyecekler dışında kalan yiyecekler kültürel, tercihler ve alışkanlıklar ile ilgili meselelerdir. Kafaya göre haram koymak yok.

           *36-) Erkeğin kadını dövme yetkisi yok.


*37-) Dua ederken el açmak, amin demek zorunluluğu yok


           Bırakınız zorunluluk olmasın. Tamam. Ancak kulların dua ederken el açmalarına engel bir Kur'an Âyet'i de bulunmadığına göre, gayeniz nedir? "Niçin el açıp Allah'a dua etmek sizlere yanlış geliyor. Niçin âmin demek size yanlış geliyor ki" demek de bizlerin hakkıdır. Sonra insanların Allah ile bir olmaları için el açmaları, sessizce duaya yönelmeleri, gözleri kapalı dualarını Allah'a sunmaları sizin derdiniz olmaması gerekir. İnsanların kendi tercihleridir. Siz demiyor musunuz? İnsanların tercihlerine müdahaleler, şu/ bu şekilde yapılmakta diye? O halde, sizin insanların ibadetlerine müdahale için, Allah'tan aldığınız bir berat mı var? Bunu söylerken, aynen bir kısım cemaatlerin/ tarikatlerin Müslüman'ları belli kalıplara sokmalarına kızıyorsanız, sizin bu müdahaleniz neden? Bırakınız kul ile Allah arasına girmeyi. Bırakınız istedikleri gibi Allah'a yönelsinler. Ne mahzuru var?

           Bırakınız, herkes bildiği gibi dua edip, "âmin" desin. Ne zorunuz var âmin sözü ile. Açıklayınız bilelim. El açmakla ilgili olarak, Âyet yok dediğiniz bu konuda mantıklı bir tez ileri sürünüz, lütfen!

*38-) Teravih namazı yok
 
           Aynı şekilde, teravih kılınamaz diye bir Âyet de olmadığına göre, "Teravih namazı kılmayınız" demekten de vazgeçiniz.

           Anlamadığım husus, çoğu maddelerde haklı olarak ileri sürdüğünüz, yanlışlardan dönmek üzere ikazlarınız; Kur'an'da olmayan hususlar konusunda Müslümanların aydınlatılması güzel olmakla birlikte, aynen bâzı grupların/ cemaatlerin/ tarikatların yaptıkları gibi insanların yapacakları "dualara", "dua için el açmalara", "dua sonlarında âmin demelere" sizlerin de takıntısı mı var acaba? Sizlerin de Müslümanların iradesine ambargo koymak üzere hareket ettiğinizi söylesek yanlış mı olur?

           Peygamberimiz'in "dinde teferruata dalmayınız" Hadîs-i Şerîfine uygun olarak; dinde teferruata dalmaktan vazgeçiniz. Kulun işine karışmak kimsenin görevi değildir. Sizler de aynı yanlışa düşüp:

           El açıp dua etme!
           Dua sonunda "âmin" deme!
           Teravih namazı kılma! Demeyiniz. Kur'ân-ı Kerîm'in özü ile ilgili hususlarda aydınlatmalara gidiniz lütfen!

*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok.

           Sağ el, sağ ayak meselesinin özüne inmeden, bu cümleyi kurabilmek, neden sorusunu sormamızı gerektirir. Neden?

           Sol el bilindiği gibi, tüm Müslüman'ların taharet yaptığı elidir. Bu sebeple, "sol el ile yemek yenmez; sağ el ile yenir" diye bir Âyet olmadığı halde, Müslümanlar,  sol ellerini taharette kullandıkları için, yemek yeme, yazı yazma, âletleri kullanma konusunda sağ ellerine ağırlık vermişlerdir. Ancak:

           İnsanlarımız, emperyalist devletlerin sağ-sol ayırımı tuzaklarına düştükleri ve bu sebeple, solcular, sağcılar olarak bölündükleri için, kutuplaşmanın başlangıç noktasını teşkil eden bu konuda da, karşıt görüşler ileri sürerek, birbirlerini sağcılıkla, solculukla suçlamalarına sebep olunmuştur. Bu emperyal çekişmelerin, zihinlerde kemikleşmiş sağcılık-solculuk ayrımını ortadan kaldırmak üzere "herkesin kendi düşüncesidir" demek suretiyle, çekişmelere hiç yer olmadığını ilân etmek, barışın temini için esas olsa gerektir. Bu çerçevede, "*39-) Sağ el / sağ ayak saçmalığı yok." gibi bir cümleyi kurarak, "saçmalık" nitelemesiyle sunulması, yukarıda anlattığım çerçevede, bu konunun emperyal çekişmelere çanak tutmak anlamına geldiğini söylememiz de yadırganmamalıdır.

           KİTABI SAĞINDAN VERİLENLER HOŞNUT BİR HAYATTADIR:
          69. Hâkka Sûresi (19-21.) Âyet-i Kerîmeler(568. Sayfa):
           "19. Kitabı sağından verilen, «alın okuyun kitabımı..»"
           "20. «Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim» der."
           "21. Artık o hoşnut bir hayattadır."
           “22. Yüksek bir cennettedir.”

           KİTABI SOL TARAFINDAN VERİLEN İSE DER Kİ: "KEŞKE KİTABIM VERİLMESEYDİ:
           69. Hâkka Sûresi (25-29.) Âyet-i Kerîmeler(568. Sayfa):
           "25. Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: «Keşke kitabım verilmeseydi de,"
           "26. Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
           "27. Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı."
           "28. Malım bana hiç fayda vermedi."
           "29. Gücüm de benden yok olup gitti.»"


           Diğer taraftan Kur'an ifadesi olarak, Kıyamet'ten sonra mizan kurulup sevapların ve günahların durumuna göre, sevapları günahlarından fazla olanlara Levh-i Mahfuz'da saklı olan Kitapları sağ taraflarından, günahları fazla olanlara da sol taraflarından verileceği, Âyet-i Kerîme'de belirtilmiş olması sebebiyle, sağ taraftan/ sol taraftan Kitaplarının verilmesine de itiraz edilmemesi gereken bir husustur. Zira Allah bu ifadeyi kullanmış ise, kula düşen, bu olguyu kabul etmektir. Allah'ın sözü üzerine söz söyleme hakkı hiç kimseye verilmemiştir.

           Sonra çok önemli bir tespitimi de bildirmeden geçemeyeceğim. Sağcı-solcu tartışması, madem ki, emperyal küreselcilerin ayrıştırma politikalarının neticesidir. O halde, sağcı-solcu ifadeleri, ya da "sağ el, sağ ayak yok" diye dayatmak da, küreselcilerin değirmenine su taşımak olmaz mı? İnsafı olanlar düşünürler. Doğruyu bulurlar.

*40-) Her askerde veya savaşta ölenin şehit olması gibi birşey yok

           ŞEHİTLER ÖLMEZ:
           3. Âl-i İmran Sûresi 169. Âyet-i Kerîme(73. Sayfa):
           “169- Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.”

           ŞEHİTLİK, ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLMEKTİR.
           2. Bakara Sûresi 154. Âyet-i Kerîme(25. Sayfa):
           “154- Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz.”

           Elbette "şehitlik, Allah yolunda öldürülmektir" diyenin Allah olması, koyduğu ölçünün tâkipçisinin  de, ancak Allah olacağıdır. Allah'tan başka kim sakladığımız niyetlerimizi apaçık bilebilir? Bilen sadece Allah'tır.

           *41-) Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok

           *42-) Ölüye telkin ve ıskat yok

           *43-) Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok

           *44-) Sorgulamadan bir fikre, bir şahsa tabii olmak yok.

           *45-) Kuranın tüm emir ve yasakları farzdır. Sadece 32 veya 52 farz yok

           *46-) Kuranda 6236 ayet var, 6666 ayet yok.

           *47-) Çocuk yaşta evlilik yok

           *48-) Namus/zinada kadın erkek farkı yok.

           *49-) 61 gün oruç tutma cezası yok

           *50-) Türbede dilek dilemek yok


*51-) Tasavvuf, gavs, kutup, şeyh, seyyidlik İslamda yeri yok

           Tasavvuf' un olmadığını söylemek, yukarıda izah ettiğim, (*20-) Evliya(Allah dostu), keramet sahibi yok) maddesinde açıklanan şekli ile yanlıştır. Zira bu tasavvuf ehli güzel insanların yaşantılarında ki hallerini inkârdır. İnsanın haddini bilmesi en büyük meziyetlerden biridir. Başka söze gerek yoktur sanırım.

      *52-) Kuran anlaşılması zor bir kitaptır yok

      *53-) Deve idrarı içen ve iç diyen bir resul yok

      *54-) Resul ve Nebi var, peygamber kelimesi ise kuranda yok


*55-) Kuran okumak için abdest şartı yok

           Böyle bir kural yok derken, Âyet'in bildirdiğini inkâr etmiş olmuyor muyuz?

           KUR’ÂN-I KERÎM’E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ:
           56. Vâkıa Sûresi (77- 81.) Âyet-i Kerîmeler(538. Sayfa):
           “77. O, elbette şerefli bir Kur’ân’dır.”
           “78. Korunmuş bir kitaptadır.”
           “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.”
           “80. (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.”
           “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?”


           Temizlenmekten kasıt nedir? Abdesttir. Demek ki, Kur’an’a abdestsiz el sürülemez. İnanan kimseler bu emrin gereğini yerine getirir ve abdestsiz el sürmek istemezler. Burada “el süremez” ifadesi, her tür tartışmaya son noktayı koyacak kadar sağlam bir delildir.

            “81. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?” ifadesi ile, “Âlemlerin Rabb’inden indirilmiştir” ve “temizlenerek okumayı küçümsemenin yanlışlığını” ifade etmektedir.

           Bâzı kimseler temizlenmenin "cünüplükten temizlenme" olduğunu ifade ederler. Ancak hiç bir Müslüman, ulu orta, cünüpken hayatını 24 saat devam ettirmez. Ettiremez. Zira takva sahibi insanlar, cünüplükten, en kısa zamanda zaten temizlenirler. Bu sebeple 24 saat içinde, özel anların ne kadar zaman alacağı bellidir. Hiç kimse bu özel zamanlarda eline Kur'ân-ı Kerîm'i alıp okuma durumunda ve de ihtiyacında değildir.

           "Bu sebeple cünüpken okunamaz; Âyet'in kastı budur" denilemez. Kastedilen Kur'ân-ı Kerîm'e hürmeten, okunmak için ele alınırken, abdestli olmaya dikkat edilmesidir. Bu âlemlere nizam getiren Allah Kelâmı'na hürmetin ifadesidir. Âyet'te “79. Ona temizlenenlerden başkası el süremez.” demek suretiyle, "el sürülemeyeceği" açıkça ifade edilmiştir.

           Bilindiği üzere, genç bir kimse ayaklarını uzatmış vaziyette otururken, büyükleri geldiğinde hürmet olsun diye toparlanır, saygısını gösterir. Oturduğu yeri büyüklerine vermek ister; yerinden kalkar, "buyurun" der.

           Bir kimse Resmî daireye elleri cebinde, külhanbeyi gibi girer mi? Asla girmez; giremez. Zira bu devlet dairesindeki memura hürmet etmesi, onun makamına girerken belli bir saygı ile girmesi, o memura değil; o makama saygıdan ötürüdür.

           Bu sebeple âlemlere Rahmet olarak indirilmiş olan Kur'ân'a hürmet etmek her Müslüman'ın görevidir. Hedefidir. Özlemidir. Hürmetsizlik etmek üzere sıradan bir kitap gibi alınması mı iyidir; yoksa Allah Kelâmı'na hürmet ifadesi olan, temizlenmenin en uç noktası, abdestle mi ele alınması gereklidir. Bu konuda hiç kimse, bir diğerini kınayamaz; hareketlerine ambargo koyamaz; zira herkes kendi günahından sorumludur.

           "Ben Kutsal Kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'e abdestsiz el sürmem. Zira Âyet bunu gerektirir." demişse, bırakınız Müslüman abdest alıp; huşû içinde Kur'an'ı Kerîmi okusun. Bırakınız lütfen! Şahısların hürriyetlerinin sınırlarına girmek olan bu zorlamayı yapmayınız lütfen! Âyet varken, bunun anlamını abdestsiz el sürme diyen Allah'a olan hürmetinin önüne geçip; "Kur'an'a sür kardeşim elini. Abdestsiz oku" denmesinin yanlışlığını ve bir müdahale olduğunu lütfen anlayınız. İnsanların takvâsına müdahaleden vazgeçiniz. Lütfen!

           Önemli gördüğüm bir husus da, herkes abdestsiz Kur'an'ı okusun dediğiniz zaman, kaç kişi, eline Kur'an ı Kerîm'i alıp okuyacaktır. Teşvik edelim derken, Allah'ın:

           KUR’ÂN-I KERÎM’E TEMİZLENENLERDEN BAŞKASI EL SÜREMEZ [/color] Âyet'inin hükmünü çiğnemekten dolayı kaç kişi hesabını verebilecektir. Bırakınız insanların takvaları, bu hükme uyma/ uymama şeklinde oluşsun.

           *56-) Sakala jilet vurmak haramdır diye bir şey yok

           *57-) Cehennemde yanıp çıkma yok

           *58-) Din değiştirenin (mürtedin), namaz kılmayanın, içki içenin, zina yapanın öldürülmesi diye bir şey yok


*59-) Sakalı şerif, nalı şerif, hırkayı şerif, kabak, hurma, zemzem, tesbih, seccade vs. kutsaldır diye bir şey yok

           GÖKLERDEKİLERİN VE YERDEKİLERİN HEPSİ ALLAH’I TESBİH EDER:
           61. Saff Sûresi 1. Âyet-i Kerîme(552. Sayfa):
           1. Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.


           Bu Âyet'de, Allah'ın tesbih edilmesi bildirildiğine göre, bu tesbih etmenin vasıtası olarak kullanılan 33'lük/ 99'luk tesbihlerin, dini açıdan hiç bir mahzuru olmaz; olamaz.

           Bir kısım insanlar:

           -Allah’ın adını belirli sayılarla anmak üzere ellerinde Müslümanların çektikleri tesbihe,

           -Yine Müslümanların kutsal su saydıkları Zemzem’e;

           -Namazın temiz yerde kılınması için serilen seccadeye;

           -Allah’ın tüm insanlara nimet olarak verdiği hurmaya kafa takıp, bunlarla uğraşma yönüne giderler. Anlaşılabilen bir husus mudur? Yoksa bu, İslâm'ın bu görüntülerini silmek üzere yapılmış operasyonlardan birinin parçası mıdır? Anlayan için bu ifade yeterlidir, zannediyorum.

           Tespihin, hurmanın, seccadenin kutsallığı diye bir şey olmaz, olamaz. Zira bunlar birer vasıtadır. Zemzem’in oluş şartları düşünüldüğünde, Müslümanların bu suyu kutsal saymaları da normal olarak kabul görmelidir. Temiz bir yere serilen seccade yalnızca namaz kılmak için kullanılır. Bu genel temizlik kuralları için de geçerli bir kural değil midir? "Temizlik imandandır" Hadîs-i Şerîfi çerçevesinde bir Müslüman, temiz bir yerde namaz kılmak için seccade bulundurmuşsa; bunu sanki dine aykırı gibi, bâtıl bir inanış neticesi gibi göstermeye, hiç kimsenin hakkı yoktur. Niyeti bozuk kimselerden başka hiç kimse, tespihe, seccadeye, hurmaya, Zemzem’e takılmazlar. Bunlarla uğraşmaya kalkmazlar. Sonra önemli bir husus, eline tespih alıp koleksiyonunun kıymetli parçalarını göstermeye çalışan koleksiyoncuda da tespih vardır; keyif için elinde sallayan kimsede de tespih vardır. Herkesin hür iradesi ile kullandığı bir aksesuarı da olabilir. Bir Papaz'ın/ bir Haham'ın kutsal saydığı tespihi de olabilir. Hiç kimse, başkalarının işine karışmak/ özellikle suçlamak durumunda olmamalıdır Zira "dinde zorlama yoktur."

           *60-) Sevap kazanmak için kertenkele, kara köpek vs hayvanları öldürmek yok. Uğursuz hayvan yok.

           *61-) İslami bir isim koymadan ve sünnet olmadan  müslüman olamazsın diye bir şey yok

           *62-) Hadisler kesin peygamber sözüdür diye birşey yok

           *63-) Hadis, fıkıh kitaplarında kuran dışında hükümler vardır diye bir şey yok


*64-) İsrailiyat yok (Adem Havva hikayesi vs. tevrat, mişna, incil ve kilisenin öğretilerini içeren kaynaklarından alınmış, bazen uyduruk bazen gerçek kişiler hakkındaki hurafat)

           İlk insan Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:

           MELEKLER, ALLAH'A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:

           2. Bakara Sûresi 30. Âyet-i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."


           ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM'A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet-i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."


           Bu Âyet'ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet'leri okumalarını, Melek'lerden olan  İblis'in Âdem Aleyhisselâm'a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah'ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet'te, Âdem ile Havva'nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah'ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruları bilendir.

*65-) Zerdüştiyyat yok (asıl ismi Çinvat köprüsü olan sırat köprüsü veya miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler.)

           4. Miraç yok maddesinde bu açıklanmıştır. Bu maddede belirtildiği üzere, Miraç konusunda:

           Mİ’RAÇ'TA, HAZRETİ MUHAMMED’İ MESCİD-İ HARAM’DAN MESCİD-İ AKSÂ’YA GÖTÜREN ALLAH’TIR:
           17. İsrâ Sûresi 1. Âyet-i Kerîme(283. Sayfa):
           “1. Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.”


           Âyet'i varken, "miraç gibi hurafeleri içeren zerdüştlükten alınmış hikayeler" demek Allah'ın Âyet'lerine muhalefet etmek olmaz mı? "Bu satırları yazan kimseyi tövbe etmeye davet,  görevimizdir."

           *66-) Kadın tek başına seyahat yapamaz diye bir şey yok

           *67-) Akıl, bilim karşıtlığı yok.

           *68-) Müzik, resim, fotoğraf, şiir, heykel, satranç haramdır diye bir şey yok


*69-) Cennetle müjdelenen, kusursuz sahabi yok.

*70-) Peygamberin sürekli aynı sözlerle kendisine dua ettirdiği bir ezan duası yok.

*71-) Peygamberimiz namazda otururken kendi kendisine selam verdiği, müminlerinde namazda, Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok. Burada hitap direk peygamberedir, oysa ölümsüz olan ve seni her an duyacak olan Allah’tır.


           Ne kadar ağır bir itham. Allah Peygamber'i Muhammed Aleyhisselâm'a:

           PEYGAMBER İÇLERİNDEYKEN ALLAH ONLARA AZAB ETMEZ:
           8. Enfâl Sûresi 33. Âyet-i Kerîme(181. Sayfa):
           “33- Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir”

           ALLAH’A VE PEYGAMBER'E İSYAN EDEN VE ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞANLAR:
           4. Nisâ Sûresi 14. Âyet-i Kerîme(80. Sayfa):
           “14- Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.”


           Allah, Peygamber'ine verdiği değeri göstermek üzere, bu Âyet'leri(daha birçoklarını da) indirmiştir. Bunlar karşısında, "Allah’ın huzurunda otururken peygambere selam çaktığı bir Tahiyyat duası yok." diye mahalle çocuğu ağzı ile(selam çaktığı) Peygamber'i aşağılama kimsenin haddine değildir. Allah her şeyi Bilen ve Gören'dir.

           *72-) Kara çarşaf, peçe yok

           *73-) Dini kullanarak para kazanmak yok


*74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok

           Kur'ân-ı Kerîm Âyetleri'nde, Peygamberimiz, haram helâl mi koydu? Böyle bir suçlama, Allah'ın Kitabı'nda ki Âyet'lere de ters bir ifadedir. Zira Peygaber'imiz, kendiliğinden tek bir Âyet, tek bir kelime dahi ilâve etmemiştir. Nasıl bir suçlamadır bu? Anlamak mümkün değildir. Bunu yazanlar hiç mi Âyet'lere bakmamışlardır:
         
           MUHAMMED ARZULARINA GÖRE KONUŞMAZ. KONUŞMASI KENDİSİNE VAHYEDİLENDEN BAŞKASI DEĞİLDİR
           53. Necm Sûresi (3-4.) Âyet-i Kerîmeler(527. Sayfa):
           "3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz."
           "4. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir."


           Bu kadar açık bir Âyet-i Kerîme varken; "74-) Kuran dışında haram helal koyan bir resul yok" suçlamasının yapılabilmesi için Kur’an-ı Kerîm’i bir kere dahi okumamış olan/ daha doğru ifade ile, “Peygamberimizi karalamak isteyenlerin ifadeleridir” demek yeterlidir. Diğer taraftan, bir Âyet meâli daha verirsek, Kur'an'a, Peygamber'in dahi, tek kelime ilâve etmesine imkân olmadığının anlaşılması gerekir. Ancak Peygamber'imize bu iftirayı atanların gerçeklerle ilgilerinin olmadığı, bu Âyet okunduğunda daha iyi anlaşılır:

           O(PEYGAMBER), BİZE İSTİNÂDEN BÂZI SÖZLER UYDURMAYA KALKIŞSAYDI, ELBETTE BİZ ONU BUNDAN DOLAYI KUVVETLE YAKALARDIK. SONRADA O'NUN ŞAH DAMARINI KESER ATARDIK:
           69. Hâkka Sûresi (44- 46.) Âyet-i Kerîmeler(569. Sayfa):
           "44. O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
           45. Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık."
           "46. Sonra da onun şah damarını keser atardık."


           Bu Âyet'in anlamını açıklamaya gerek bile yoktur. Zira gayet açıktır. Peygamber'in tek kelime ilâve ettiğini düşünmek bile en büyük hatadır. Peygamber’e iftiradır. Allah hatalardan cümlemizi korusun.

*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok

           Ey akıl sahibi bu yazdıklarına sen inanıyor musun?

           Milâdi 610 yılında indirilmeye başlayıp 23 senede tamamlanan(633) Kur'an'ın tamamlanmasından 1226 yıl sonra yazılan(1859) "türlerin kökeni" adlı eseri ile Darwin'in ileri sürdüğü evrim teorisine, Kur'ân'ın karşı olmadığını belirtmek kadar, garip, şaşkın işi bir cümle kurulabilir mi?

           "*75-) Kuran evrim/tekamül teorisine karşıdır diye bir şey yok" diye yazan kimse, Kur'ân-ı Kerîm'de, "Kur'an evrim teorisine karşı değildir" diyebileceğimiz, bir tek Âyet gösterebilir mi?

           "Evrim teorisi yokken; Kur'an-ı Kerîm vardı. Kur'an evrim teorisine karşıydı" diye bir cümle kuran oldu da, bunu yazan kişi:

           "Hayır! Kur'an evrim/ tekâmül teorisine karşıdır diye bir şey yok" mu dedi? Anlamak mümkün değildir.

           Dünyada bütün ilim adamları evrim teorisinin uydurma olduğunu, bunu ileri sürenlerin ilme ihanet ederek, milyonlarca yıl öncesinden kalan fosillerde en ufak bir değişiklik olmadığı bilindiği halde, uydurma deliller ileri sürerek, Allah'ın yaratmasına karşı gelmeye çalışmaları, nasıl kabul edilebilir. Müslüman'ın evrim teorisine inanmasının, Allah'ın kudretine karşı gelmekten öte bir değeri yoktur. Bu maddede evrim teorisine Kur'an müsaade ediyor gibi bir anlamın çıkartılması bile, mesuliyeti olan bir açıklamadır. Yaratılışa aykırı bir cümledir.

           "Allah yaratmadı, sudan tek hücreli canlılar, milyarlarca yıl öncesinde elementlerin, çeşitli ısı, rüzgâr v.s. etkenler altında bir araya gelerek canlıları oluşturdu" demeleri, gerçekten kabul edilemez bir saçmalıktır.

           ALLAH, GÖKLERİ YERİ VE İKİSİNİN ARASINDAKİLERİ 6 GÜNDE YARATMIŞTIR:
           25. Furkan Sûresi 59. Âyet-i Kerîme(366. Sayfa):
           “59. Gökleri yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a hükmeden Rahmân’dır. Haydi ne dileyeceksen o her şeyden haberdar olan (Rahmân)dan dile.”


           Kâinatı 6 günde yaratan Allah, insanı yaratmaktan âciz değildir ki, "tüm canlılar tekâmül/ evrim neticesi meydana gelmiştir" diye bir teori ortaya konulsun.

           "Ol" deyince olduran Allah'a, yarattığı kâinat içerisinde toz zerresi kadar bile olmayan insanı yaratması mı zor gelecektir? Bunun aksini düşünmek, ancak Allah'ın yaratmasına karşı olanların teorisi olarak gündeme gelir, ki tarihin sayfalarına gömülmeye mahkûmdurlar. Gömülmüşlerdir de.

*76- Adem ilk beşerdir diye bir şey yok. Adem ilk sorumluluk sahibi insandır

           "64. İsrailiyat yok" maddesinde bu konu Âyetlerle açıklanmıştır. Ancak geriye giderek araştırma zahmetine girmeden; aynen aşağıya almam, okumayı kolaylaştıracaktır:

           [İlk insan Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılmasını, "Adem Havva hikâyesi" olarak niteleyen kimselere:

           ALLAH, MELEKLERE, "YERYÜZÜNDE BİR HALİFE YARATACAĞIM" DEDİ:

           MELEKLER, ALLAH'A "DÜNYADA BOZGUNCULUK YAPACAK VE KAN DÖKECEK BİRİSİNİ Mİ YARATACAKSIN" DEDİLER:

           2. Bakara Sûresi 30. Âyet-i Kerîme(7. Sayfa):
           "30. Bir zamanlar Rabb’in meleklere: «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» demişti. (Melekler): «A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz» dediler. (Rabb’in): «Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi."

          ALLAH, ÂDEM ALEYHİSSELÂM'A İSİMLERİN HEPSİNİ ÖĞRETTİ:
           2. Bakara Sûresi 31. Âyet-i Kerîme(7. Sayfa):
           "31. Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: «Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.» dedi."


           Bu Âyet'ler yeterli olur mu? Olmazsa, lütfen devamı Âyet'leri okumalarını, Meleklerden olan İblis'in Âdem Aleyhisselâm'a secde etmeme itaatsizliğini ve Allah' ın lânetine uğramasını ve daha birçok Âyet'te, Âdem ile Havva'nın,  "hikâye olmadığını", göreceksiniz. Allah'ın "tövbe kapısı" her yanılana/ her kasıtlı yazanlara da açıktır. Gecikmeden tövbe edilmelidir. Uyarmak benim de görevimdir. Allah doğruyu bilendir.]

*77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok

           İSÂ ALEYHİSSELÂM’IN YERE İNİŞİ KIYAMETİN YAKLAŞTIĞINI GÖSTEREN BİR BİLGİDİR:
           43. Zuhruf Sûresi 61. Âyet-i Kerîme(495. Sayfa):
           “61. Gerçekten o, (İsâ’nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldur.”


           Âyet bu kadar açıkken, "77-) Mesih İsa’nın ineceği, deccalin çıkacağı gibi masallar yok" diyerek, İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne ineceğini bildiren Âyet'i, "masal" olarak nitelemek, aklı başında hiç kimsenin haddi olamaz.

*78-) Sünnilerin bahsettiği Kelime-i Şehadet ve Amentü, Kuranın hiç bir ayetinde yok

           Bir kere, sünniler diyerek ayırımcılığa kapı açmayınız. Zira iman etmiş bütün insanlar, sünni olur, ya da başka bir mezhepten, gruptan olabilirler. Bunların tamamı:

           EY İMAN EDENLER:
           ALLAH'A,
           PEYGAMBER'İNE,
           PEYGAMBER'İNE İNDİRDİĞİ KİTAB'A VE
           DAHA ÖNCE İNDİRDİĞİ KİTAB'A, İMAN EDİN.
           KİM ALLAH'I,
           MELEKLERİNİ,
           KİTAPLARINI,
           PEYGAMBERLERİNİ VE
           ÂHİRET GÜNÜNÜ İNKÂR EDERSE SAPIKLIĞIN EN KOYUSUNA DÜŞMÜŞ OLUR:

           4. Nisâ Sûresi 136. Âyet-i Kerîme(101. Sayfa):
           "136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur."


           Bu Âyet-i Kerîme'de, Allah, iman etmiş kimselerin, imanlarının gereği olarak 9 madde halinde nelere inanılacağını belirtmiştir.

           Allah, Âyet-i Kerîme'sinde bildirdiği, imanın esaslarını teşkil eden maddeleri, açık bir şekilde ifade etmiştir. Allah, Âyet'in sonunda "bunları inkâr edenler sapıklığın en koyusuna düşmüş olur" demek suretiyle, en güzel cevabı vermiştir. Aşağıdaki bu Âyet'te de imanın şartları bildirilmiştir. Yine de âmentü yok diyebiliyor musunuz?

           EREN, DOĞRU OLAN VE KORUNANLAR:
           -ALLAH’A İMAN EDENLER.
           -ÂHİRET GÜNÜNE İMAN EDENLER.
           -MELEKLERE İMAN EDENLER.
           -KİTAPLARA İMAN EDENLER.
           -BÜTÜN PEYGAMBERLERE İMAN EDENLER.
           -YAKINLIĞI OLANLARA,
           -ÖKSÜZLERE,
           -YOKSULLARA,
           -YOLDA KALMIŞA,
           -DİLENENLERE,
           -ESİRLERİ KURTARMAYA SEVE SEVE MAL VERENLER.
           -NAMAZI KILANLAR.
           -ZEKÂTI VERENLER.
           -ANLAŞTIKLARI ZAMAN SÖZLERİNİ YERİNE GETİRENLER.
           -SIKINTI VE HASTALIKTA SABIR VE KARARLILIK GÖSTERENLER.
           -HARBİN ŞİDDETLİ ZAMANLARINDA SABIR VE KARARLILIK GÖSTERENLERDİR:

           2. Bakara Sûresi 177. Âyet-i Kerîme(28. Sayfa):
           "177. Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır."


           Bu Âyet'te de imanın şartları açıkça bildirilmiştir. 16 madde halinde iman eden kimselerin inançlarının gereği, sıralanmıştır. Sıralayan Allah'tır. Bundan sonra da Âmentü yok diyebilir misiniz? İkinci dikkat çeken bir husus, Müslüman'ın:

           “İslâm'ın 5 şartını; imanın 6 şartını kabul ettim” demekle Müslüman olduğunu zannetmesi, büyük bir hataya düştüğünün görüntüsünü verir. Zira 11 şartla Müslüman olunmadığı, 2. Bakara Sûresi 177. Âyet’inde bildirdiklerini de hayatına dahil etmesi, o konularda da titizlikle uygulamalarını yapması, yaşantısını bunlara göre ayarlaması da gereklidir.

           *79-) Ölünün ardından ziyafet vermek, 7, 40, 52 yok.

           *80-) İslamda halifelik diye özel bir kurum, makam yok.

           *81-) İslamda babadan oğula geçen saltanat yok.


*82-) Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok.

           İslâm, Allah'ın indirdiği Kur'an'a ve Peygamberi Muhammed'e uyulmasını emretmiş; yetmemiş, "emr-i bil mâ'ruf ve nehy-i anil münker" ile tüm Müslüman'ım diyenleri, Müslüman gibi yaşayıp; diğer dinden olanları da Kur'an'ın emir ve nehiylerine(yapılacak ve yapılmayacak hususlara) uymaya dâvet etmekle görevlendirmiştir. Zira inancımız gereği İslâm son din, Muhammed son Peygamber'dir.

           Hal böyle iken ve Hıristiyan ve Yahudilerin dinlerini açık şekilde ifade etmelerine ve kilise evlerine kadar, bu memlekette müsaade edilmesine ses çıkarmayanlar, "*82-) Dini yaymak için ülkeler fethetmek yok." diyerek, Kur'ân'ın hükümlerinin yayılmasını engellemeye kalkmakla eşdeğer olan bu cümleyi, kurabilmektedirler.

      *83-) Aynı dinden, aynı meşrepten olmayanı düşman görmek yok.

           *84-) Arap gelenek, görenek ve adetlerini sünnet diyerek pazarlamak yok.

           *85-) Kan akması veya kadına dokunmak abdesti bozar diye bişey yok.

           *86-) Camii ve mescitlere Allah’ın ismi dışında başka isim/ isimler asmak yok.


*87-) Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltildiği bir selâ çağrısı yok.

           Peygamber'imize yapılan övgülerin neresinde "haddi aşmak" vardır? Okuyunuz lütfen!

           ALLAH VE MELEKLERİ PEYGAMBER’E SALÂT EDERLER:

           İMAN EDENLER! PEYGAMBER’E TESLİMİYETLE SALÂT VE SELÂM EDİN:

          33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet-i Kerîme(427. Sayfa):
           “56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”


           Bu Âyette açıkça, Allah ve Meleklerin Peygamber'imiz Hazreti Muhammed'e salât ederken ve "Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle selât ve selâm edin.” diyen, Allah'ın bizlere verdiği görev neticesi, Müslümanların da salât etmesi Âyet ile sabitken:

           *87-) Minarelerden, haddi aşan sözlerle Peygamberin aşırı yüceltidiği bir selâ çağrısı’nın yok olduğunu söylemek kadar ağır bir itham olabilir mi? Allah ıslah etsin!

           Yüceltilen Peygamber'imizin, yüceltildiği SELÂ ÇAĞRISI:

           Es Salatu Ves Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
              (Ey Allah'ın Resul'u, salat ve selam senin üzerine olsun! )
           Esselatu vesselamu aleyke ya Habiballah!
              (Ey Allah'ın habibi, salat ve selam senin üzerine olsun! )
           Esselatu vessalamu aleyke ya Nure Arşillah!
              (Ey Allah'ın arşının nuru salat-u selam senin üzerine olsun! )
           Esselatu vesselamu aleyke ya Hayra Halgillah!
              (Ey Allah'ın mahlukatlarının en hayırlısı, salat-u selam senin üzerine olsun! )
           Essalatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin!
              (Ey bundan önceki ve sonrakilerin efendisi, salatu selam senin üzerine olsun! )
           Vel hamdü lillahi rabbil alemin!
              (Hamd alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur! )

           Selâ' nın Arapça ve Türkçe manaları yukarıdadır. Bunun neresinde haddi aşmak vardır? Bu ancak, 33. Ahzâb Sûresi 56. Âyet'te bildirildiği gibi:

           Allah ve Melek'ler Peygamber'e salât ederken; bizlerin de salât ve selâm etmemiz gerekmez mi? Neresi yanlış?

           *88-) Allah’la, peygamberle rüyada görüştüm sahtekarlığı yok.

           *89-) Arapça kutsal bir dildir diye bir şey yok.

           *90-) Kuran’dan başka dinin kaynağı yok.


           "KUR'AN'DA NELER YOK" YAZISINI KÖŞESİNDE YAZAN YAZARIN NOTU:

           ["Bu yazıyı sizlere sunmadan önce bu 90 maddeye esin kaynağı olan Güner Akca’yla konuştum.

           Elbette burada belirtilen bilgilerin önemli bir kısmı din dışı değildir. Bunların pek çoğu Müslümanlar tarafından benimsenmiş ve uygulanan kurallar hatta şartlardır.

           Ancak bunların pek çoğunun kullanılıyor olması Kuran’da olduğu anlamına gelmiyor. Softaların her söylediklerini “Kuran’da da var” diye dayatmalarına karşı çıkarılmış sınırlı bir listedir, o kadar."]

           ÂYETLERLE İTİRAZ EDENİN NOTU:
Âyet Meâlleri Elmalılı Ahmed Hamdi Akseki'nin Kur'an Meâli'nden aynen alınmıştır.

           Saygılarımla. 26.11.2020 00:07

           ÖNEMLİ NOT:

           Sıratı Müstakım kitabında bu 90 maddenin karşılaştırmasını yaparak, doğru/ yanlış olanlarının araştırılması gereken bir konu olması nedeniyle, araştırmacıların bu iş üzerinde çalışmaları temennilerimle.

           Diyanette mevcut ilim heyetinin bu incelemeyi yaparak kamuoyuna açıklamaları en büyük temennimdir. Yetkili ağızlardan, yapılacak tespitler, kanaatımca daha muteberdir.
« Son Düzenleme: Nisan 01, 2024, 01:05:55 ÖS Gönderen: is »