Gönderen Konu: "YEMEKTEYİZ" BÖYLE FORMAT OLMAZ  (Okunma sayısı 85063 defa)

is

  • Ziyaretçi
"YEMEKTEYİZ" BÖYLE FORMAT OLMAZ
« : Şubat 24, 2009, 04:57:58 ÖS »
"YEMEKTEYİZ" BÖYLE FORMAT OLMAZ
24.02.2009 12:25


           "Yemekteyiz" isimli bir yarışma programı gündeme getirildi. Aman aman! Milletimiz de böyle bir programa ne kadar ihtiyaç duyarmış. Milletimizde böyle programlara ne kadar muhtaçmış. Herkes yemekteyiz programında zannediyor kendisini. Yemeklerde her yapılana puan vermek adet haline getiriliyor. Herkes birbirinin yemeğini tenkit eder hale geliyor. Herkesin yemeğinde mutlaka kıl olduğu ifade edilerek şakalar yapılıyor. Aman da aman! Ne kadar hasret kalmışız, böyle formatlı programlara.

           Yarışma programları, genel olarak, insanların birbirleriyle bilgili olup olmadıklarının, kuvvetli olup olmadıklarının; ya da sevimli olup olmadıklarının; ya da güzel olup olmadıklarının tespiti için bir heyet önünde boy göstermeleri; birbirlerine o konularda üstünlüklerini ispat etmeleri gereken faaliyetler olarak karşımıza çıkarlar. Yarışma programları bizlerin, cemiyet içerisinde, ileri günlerin zor şartlarında yapılacak faaliyetlere, hazırlanmamız için alıştırma yapmamıza ortam hazırlarlar. Bilindiği üzere, çoğunlukla, yarışmaların, hayata hazırlıkların yapılmasına daha çok ihtiyaç duyan, gençler/ talebeler arasında yapılması tercih edilmektedir.

           Peki! Diyelim ki, zorluklar karşısında mukavemet kazanıp; güzel günlere ulaşmaya gayret göstereceğimiz ortamları, bu yarışmalarla kazanacağız. Kendimizi geliştireceğiz. Gayesi budur. Amacımız ileride yaşantımızın güzel olmasına hazırlık anlamı taşıyan bu tür yarışmaların, araya giren para ödülleri ile ne hale geldiğini görebilmekte miyiz? Konulan ödüller sonucu, bir de format hatası varsa, işler tamam demektir. Seviye düşmekte, insan kalitesi yerlerde sürünmekte, ayaklar altında paspas olacak seviyelere kadar gelebilmektedir.

           Bir yarışmacı genç kızımızın hallerine baktığımda, eşime “bu kızı alacak olan da almaz; bu hareketlerinden sonra, evde kalacaktır. Tüm Türkiye’ de görüntülenen bu kavgacı, haddini bilmez tutumu ile, ileride bulacak olduğu eş adayını da kaybetti. Yazık!” demiştim. Kimin aklına, bu kıza talip olduğu zaman, “bu kızımız iyidir, ama yarışma formatı gereği bu hale geldi” der ki?

           Henüz(tam tabiriyle) bacak kadar kız/ oğlan çocuğu, programa katılıyor. Ne bilgi, ne kabiliyet var. Aman Allah’ım! Ne muhteşem bir cesaretle ileri atılıyorlar. Sellercesine. Mutfağa giriyorlar, tam dört dörtlük aşçı havasında, yemek yapıyorlar, becerircesine. Yemek ortaya geldiğinde ise, bakıyorsunuz. Ne hava kalmış; ne de bilgi. Yemek yemeğe benzemiyor. Zaten uydurma olduğunu, yapılırken görüyorsunuz. Beğenilmemesi normal. Beğenilmemesinin sebeplerini, herkes ekranlardan görüyor. Ancak kendisine bakarsanız, dünyanın en ünlü aşçısıdır. Eline su dökecek usta bulunmamaktadır. Format gereği olsa gerek, herkes birbirini kötüleyecek; puanlarını alabildiğince düşük seviyelerde verecek ki, kendisi kazanma şansına sahip olsun.

           Yarışma formatı içerisinde, yarışmacılar önlerine gelen yemekleri beğenmiyorlar. Beğenmemek ne kelime, yapılanı yerden yere vuruyorlar. Beğenmemiş olmak için söyledikleri sözlere kendilerinin de inanmadıkları her hallerinden belli olmaktadır. Şimdi akla geliveren soru şu:

           -Yapılan yemekleri beğenmemek, bizim milletimizin tarihinde, hayat tarzımızda var mıdır? Asla yoktur. Emek verilerek yapılan yemeklerin, milletimizin yapısında olan şekli ile, teşekkürlerle, övülmesidir. Velev ki beğenilmese dahi övülmesidir. Kötülemek, bizlere, daha da geniş anlamda, insan olana yakışmaz. Yarışmanın formatına, kavgalar, gürültüler, ortalığı cadı kazanına çevirecek tarzda yapılan tenkitler konulmuş göründüğü için, herkesin de bu kavga gürültüyü normal kabul etmesi beklenmektedir. Ancak ben ve benim gibi düşünenlerce, kabul edilememektedir.

           “Yemekteyiz yarışma programında yapılanların ne ile alakası vardır” diye sorsam; verilecek cevap her yüz kişiden yüzünde, “para ile ilgilidir” cevabı gelecektir. Peki! Böyle bir format insanları tenkitçi, hiçbir şeyi beğenmeyen, ukala, kadir kıymet bilmez insanlar yapmaz mı? Yapar. Peki! Bu formatla yarışanların bu değerlerden haberleri yok mudur? Vardır. O halde neden böyle saçma sapan(insanların karakterlerini, yarışmada kazanma hırsının zorlaması ile de olsa) bozan bir format nasıl insanlarca kabul görüp; bu yarışmaya girmeye ikna edebilir; ya da televizyon başlarına insanları bağlayabilir.

           Herkese ayrı ayrı sorsanız, verecekleri cevaplar, değerlerin korunması, tenkitlerin yapıcı olmaktan çıkmaması konusunda, herkes doğrudan yana cevaplarla, yarışmanın formatı içerisinde yapılanların tersine cevaplar vereceklerdir. Burada sergilenen ve çoğu insanlarca, “bu kadar da zalim tenkit yapılmaz” dedirten sebep nedir? Paradır. Para da dişe dokunur bir para olsa, yüreğim gam yemeyecektir. 10 000 TL. İnsanlarımızın yapısındaki güzelliklerin çarpıtılarak, kazanma hırsı ile lüzumsuz tenkitlerin havada dolaşmasına ve yapılanları beğenmeme gibi bir yapı bozukluğuna sebep olmamalıdır. Büyük para olsa, doğru olur muydu? Hayır. Asla olmazdı.

           Bazı kimselerin dediği gibi, para miktarı arttıkça, satın alabileceği kişilerin çoğalacağı tezi, bir kısmı ile, doğrudur dedirten bu görüntü değil midir?. Bu kadar para için, yaptıklarını takdir etmek bir tarafa, kendisinin kazanması için, tüm yaptıklarının yerden yere vurulmasına rıza gösterecek kimseler de bulunabilmektedir. Hayret! Gerçekten hayret! Benim böyle bir formatlı programda yer almama, maddi hiçbir değer sebep olamaz. Olmamalıdır da. Zira “değerlerin değersiz hale getirilmesi, bana göre, insanlığın sonlarına doğru gündeme gelebilecek bir konudur.” Demek ki bu günler insanlığın son günleri midir? Bilinmez ki. Takdir, Takdir Yetkisi Olan' ındır.

           Böyle tenkit etmek kolaydır. Zira davulun sesi, uzaktan hoş gelir. Televizyonlar da programların yapılması, bir o kadar çalışanın ücretlerinin ödenmesi için şarttır. Bu nedenle tenkitlerimiz böyle bir programın yapılmış olmasına değildir. Olamaz da. İnsanlara faydası olan, insanların fikri potansiyellerinin gelişmesine, dünya görüşlerinde yeni ufukların açılmasına katkısı olabilecek her tür programın yapılması, herkes tarafından arzu edilir. Edilmelidir de. Aksi takdirde, insanlar, çok değerli fikirlerden, gelişmelerden habersiz yaşama durumunda kalırlar ki, bunu hiç kimse istemez. Bu nedenle önemli olan konu, yapılan bu tür programlarda formatın ne olması gerektiğidir. Program formatına konulacak kurallarda, reyting kaygısı ile hareket edilirse, bu günlerde yapılan programlardaki, seviyesiz tenkitlerin, insanların birbirini kırmasının önüne geçilemez. Formatın ne olacağının tespitinde, büyük bir titizlikle ve önemle üzerinde durulması gereken, programlar yapılırken bir psikiyatristin mutlaka bulunması zorunluluğudur. Programı hazırlayanlar arasında bir psikiyatrist bulundurulmuyorsa, bu programın insanlara tesirlerinin de nazarı itibare alınmadığı gerçeğini, kimse inkar edemez.

           Program bir şekilde, insanların, bilhassa ev hanımlarının yeni yemekler öğrenmeleri, bunları sofralarına koyabilmeleri için, çok güzel bir programdır. Ancak yarışma formatı içerisinde, insanların karakterlerinden ödün verircesine ve küçülerek tenkitlere girmeleri midemizi bulandıran hallerdir. Program formatından bu kaldırılmalıdır. Program konusunda formatımız ne olmalıdır dediğimizde, gündeme gelecek programın görüntüsünü tahayyül etmeye çalışalım:

           Bir “yemekteydik” programı. Herkes yarışmak durumundadır. Ancak yarışmacıların yaptıkları yemeklerde bulunabilecek kusurların neler olduğu, tenkit edenler tarafından sebepleri ile anlatılmaktadır. Dinleyen, puan veren heyet, yemek konusunda otorite diyebileceğimiz kadar değerli, aşçılarımız, hocalarımız, ev idaresi bölümü mezunu tecrübeli uzman bayan öğretim elemanları gibi, yapılan yemeklerin ne kadar emek ürünü/ ne kadar lezzetli olduğunu takdir edebilecek potansiyelde kimselerdir.

           Yapılan yemekte konulan ilave tatlandırıcılar, baharatlar, lezzet verici maddeler,  bu lezzet veren maddelerin, baharatların neler olduğu, yapılan yemeğe yakışıp yakışmadığı, nitelikleri üzerinde tartışmalar, yarışmaya alınmış olan hakem heyetince de, izlenmekte; sorulan sorular, alınan cevaplar puanlara yansıtılmaktadır. Yarışmacıların bir diğer yarışmacıya karşı tutumlarının da puanlamada yükselmelere sebep olabileceğinin bilinmesi ile davranışlar düzenlenmekte, yapıcı tenkitlerin yemeğe değer katmasına göre puanlara yansıması söz konusu olmaktadır. Karşısındaki yarışmacıyı yıkıcı tenkitlerle bunaltmadan, yapıcı tenkitlerle, daha güzel lezzetlere ulaşılması için destek verilmesinin, rakibinin yaptığı yemeklerde daha güzel lezzetlere ulaşmasında yardımcı olunmasının, puanlara yansıyacağının; program, yemekler ve yemeği yapan aşçılara güzellikler ilave edileceğinin bilinmesi de, güzel bir format için gerekli hususlardır. Bu yarışmalar da böyle düzgün karakterli formatlar olmalıdır. Yıkıcı tenkitlerle bir yere varılamayacağının tüm yapımcı, programcı kimselerce de bilinmesi gerekir. Aksi takdirde varılacak nokta, ancak ve ancak, deformasyondur.
 
           Formatları yarım yamalak, gurur kırıcı, karakterleri bozucu, her yönü ile sakat doğurtulmuş programların televizyonlardan kalkması, daha doğru ifade ile kaldırılması; düzgün formatlı programların yapılması için, yapımcıların, yönetmenlerin dikkatlerinin bu konulara yoğunlaştırılması dileklerimizle...

           Saygılarımla… 17.11.2014 21:05
« Son Düzenleme: Kasım 17, 2014, 09:10:00 ÖS Gönderen: is »

is

  • Ziyaretçi
Ynt: "YEMEKTEYİZ" BÖYLE FORMAT OLMAZ
« Yanıtla #1 : Ekim 03, 2012, 09:51:21 ÖS »
İŞTE "YEMEKTEYİZ" PROGRAMININ GERÇEĞİ

           24.02.2009 da yazdığım, ("yemekteyiz" böyle format olmaz) başlıklı, yukarıdaki yazımın son paragraflarında belirtmiş olduğum ideal formata paralellik gösteren, SHOW TV' nin "ŞEFLERİN DÜELLOSU" programı 02.07.2012 Tarihinde yayınlanmaya başlamış olup; her yönü ile mükemmel bir program olmayı hak etmiştir. İzlenme %' lerini takip edenler de görecektir ki, bunun gibi mükemmel formatlı programlar, seyirciler tarafından tutulmakta ve izlenme oranları ile de takdirleri toplamayı hak etmektedirler.

           Bu programın artıları o kadar çoktur ki, saymakla bitmemekle birlikte, akla geliveren artıları yazmadan geçemeyeceğim:

           Öncelikle, şeflerin yarışması, program formatının en önemli artısıdır. Bu artıdan da, her seyircinin memnun olduğu  bilinmektedir.

           Şeflerin yarışmasıyla birlikte, gerçekten şeflerin, genel olarak, nazik ve rakiplerine öğüt verici, kırmadan nasihat edici mahiyetteki tutumları takdirle karşılanmıştır.

           Jüri üyelerinin yarışmacılara karşı, eğitici, öğretici tavırlarını kim inkâr edebilir. Programa en büyük katkıyı, tecrübeleriyle öne çıkmış, bu üç jüri üyesinin efendilikleri ve hanımefendiliğiyle yaptıkları göz ardı edilemez bir gerçektir. Hiçbiri kırıcı olmamış, yapılan yanlışları bile sükûnetle ve tavsiye edici, eğitici, öğretici pozisyonda şeflere iletmişlerdir. Bu güzel tavırları ile de seyircilerin takdirlerini kazanmışlardır.

           Kavga yok, gürültü yok, karalama yok, iftira yok(kıl düşmese bile, hep kıl çıkaranları bu millet unutmamıştır), nezaketsizlik yok, üç kuruşluk menfaat için birbirini yeme yok. Ne güzel değil mi?

           Netice olarak, bir yemek programı formatının, herkesçe beğenilmesinden yukarıdaki yazımın doğruluğunun 3,5 sene sonra, “ŞEFLERİN DÜELLOSU” programıyla ispat edilmiş olması beni de memnun etmiştir.

           İnsanlarımıza güzeli gösteren ve güzellikleri öğütleyen program yapımcılarına teşekkürlerimi iletmem boynumun borcudur. Tüm seyirciler adına teşekkürler saygıdeğer yapımcılar ve tüm emeği geçenler, TEŞEKKÜRLER!

           Saygılarımla… 03.10.2012- 21:51   

« Son Düzenleme: Ocak 22, 2015, 12:15:25 ÖS Gönderen: is »