Gönderen Konu: MASALLARIM(1)- MANTIKLI KIZ, ZALİM BABA  (Okunma sayısı 10579 defa)

is

  • Ziyaretçi
MASALLARIM(1)- MANTIKLI KIZ, ZALİM BABA
« : Haziran 10, 2009, 03:04:29 ÖS »
MANTIKLI KIZ, ZALİM BABA

           Bir varmış bir yokmuş. Uzak ülkelerden birinde, güzel mi, güzel; iyi huylu mu, iyi huylu; “Mantıklı” adında bir genç kız yaşarmış. Bu kızın zalim babası, “Zulüm”, ülkenin hükümdarı imiş. Babası Zulüm, halkının hiçbir sorunu ile ilgilenmez; yaptığı tüm faaliyetlerinde, kendi iktidarının korunması, kendi reklamının yapılması, kendi çevresinde mutlu bir topluluğun oluşması için gayret gösterirmiş. Bu çabaları sonucunda, ülkede büyük bir fakir tabaka ile, çok zengin bir azınlık, hükümdar çevresi oluşmuş.

           Hükümdar Zulüm’ ün yaptığı tüm faaliyetlerinde, halkının refah ve huzurunu daha ileri derecelere çıkarmak için, hiçbir gayretin olmadığını kör sultanlar bile görebiliyor; sağır sultanlar bile duyabiliyormuş. Yıllar yılları kovalamış; baba Zulüm yaptıklarından pek memnun görünmekte, halkının nasıl yaşadığına hiç bakmamaktaymış. Aradan geçen bunca zaman sonunda, halkının çoğunluğu fakirleşmiş; Hükümdar Zulüm’ ün etrafındaki, yağcı, yardakçı, yalancı, dolancı, oyuncu, vurguncu, soyguncu ne kadar eğri insan varsa; tamamı zenginliklerine zenginlik katmış. Semirmişler ki, sormayın gitsin; öyle, böyle semirme değil. Hem parasal yönden semirmişler; hem de cismen semirmişler.

           Bu semirmiş hükümdar çevresi yardakçıları, her gün zayıflama kürlerine girmekte, güzellik salonlarında boy gösterir hale gelmekte gecikmemişler. Elbette tüm dünya nimetlerini kendileri bitirmek istercesine, en güzel egzotik Afrika meyveleriyle tıkınmalarının neticesinin bu olacağı, kaçınılmaz sonları olarak, baştan belliymiş. 

           Akıllı kızı Mantıklı’yı çok çok seven baba hükümdar Zulüm, kızının aklından pek de rahatsız olmuyor değilmiş. Zira kızı Mantıklı, her gün, hatta her saat Babası Zulüm ile çekişiyor:

           -Babacığım, ülkemizin halkı gittikçe fakirleşiyor. Senin, halkının sorunlarıyla ilgilenmediğini ben görüyorum; herkes görüyor ve kendi benliklerinde hissediyorlar, bunun sonucunda, herkes ızdırap içinde, aç biilaç, çaresiz günlere sürükleniyorlar. Üzüntüm de odur ki, senin bu konularda hiçbir tedbir almamış olman beni daha çok üzüyor. Tedbir aldım diyorsun ama, bu tedbirler servetinin artması için alınan vergilerden başka bir tedbir olmuyor. Sen gelirlerini fakir halkın sırtına yüklediğin vergilerden elde ederek; artırıyorsun. Halkın sıkıntıları ise, bu vergilerle her geçen gün artıyor. Sıkıntıları katlanarak büyüyor. Sen bunların hiçte farkında değilsin. Bu gidişin sonu iyi değil; çocuklar babalarından bekledikleri en değerli ihtiyaç maddesi ekmeği bile bulamıyorlar; bunun sonu iyi gelmeyecek, diyormuş ama yine de cevap alamıyormuş. Hükümdar baba Zulüm’ün sevdiği, Afrika’nın egzotik meyvelerinin enva-i çeşidi(çok çeşitli) yiyeceklerle gününün büyük bölümünü, onlarca aşçının, hizmetçinin süslediği sofralarda geçirmek, o’nun hayattaki en büyük zevki oluyormuş.

           Mantıklı kızının ikazlarına(uyarılarına) gülüp geçen; bu servetin, bu saltanatın bitmeyeceğini zanneden; Hükümdar Zulüm bir sabah, yatağından kalkamamış, ağır bir hastalığın pençesine düşmüş olduğunu üzülerek görmüş. Doktorlar Hükümdar Zulüm’ün etrafında pervane olmuşlar. Muayeneler, konsültasyonlar, kılı kırk yararcasına laboratuar incelemeleri, hiçbir sonuç vermemiş. Günden güne erimeye başlamış olan Hükümdar Zulüm, kilosunu hızla kaybediyormuş. Ancak kilo kaybetmekle birlikte, iştihası da yerine gelmiyor; iştihasızlığının sonucu kilo kayıplarını yerine koyabilmek için, doktorların tavsiyeleri de fayda vermiyormuş.

           Günler günleri kovalamış; hükümdar Zulüm, bir miktar kendine gelir gibi olmuş; yavaş yavaş sarayın bahçesinde gezer hale gelmiş gelmesine de, yine de hareketleri kısıtlı, vücudu mecalsiz(güçsüz, kuvvetsiz, dermansız, takatsiz), bir miktar dolaştığında yorulur haldeymiş. Durumunun pek de iç açıcı olmadığını bilse de, biraz yürüyebilir olmasına da pek memnunmuş. Sarayın bahçesinde gezebilmesine de şükrediyormuş.(i)

           Hatırlatmakta fayda var, etrafında toplanan yüzlerce yardakçı, yağcı, soyguncu, vurguncu takımının çoğunluğu da, Hükümdar Zulüm gibi şişmanlıktan kırılıyorlarmış. Söyleyebiliriz ki, sarayda tek zayıf, narin yapılı kişi, güzel yüzlü, güzel huylu hükümdar kızı Mantıklı imiş.

           Bir gün kızı Mantıklı ile sarayının bahçesinde dolaşan Hükümdar Zulüm, sarayın dışında, 3 koyunu ile çayırlarda dolaşan küçük çobanın keyifli halini görmüş. Bu duruma bir anlam verememiş. “3 koyun ile ihtiyacının ne kadarını giderebilir ki” diye sorular sorarak, kendi kendine düşüncelere dalmışken; küçük çoban bir ağacın dibine oturmuş; öğle yemeği için getirdiği soğan ekmeği yemeye başlamış. Yediği yemekle kendi yediği yemeklerin çeşitliliğini kıyaslayan Hükümdar Zulüm, kendi sofraları ile kıyaslanması mümkün olmayan bu son derece sade, tek çeşitli olan “çobanın öğle yemeği” konusunda çobanla konuşmak ihtiyacını hissetmiş. Merak ettiği için, çobanla konuşacak ve merakını giderecekmiş. Kızı Mantıklı ile sarayın dışına çıkmışlar. Çobanın yanına gitmişler. Çoban, gelenlerin kılık kıyafetlerinin şatafatından(Görkem/ göz alıcı ve gösterişli olma durumu, gösteriş, ihtişam/ muhteşem olma, şaşaa) anlamış ki, bunlar hükümdar ve kızı olmalılar. Zira etrafında gelen korumaları(muhafızları), gelenler kadar olmasa da, onlar kadar düzgün kıyafetliymişler.

           Hükümdar Zulüm çobana yaklaşıp sormuş:

           "Sen neden bu kadar keyifli, neşeli olabiliyorsun? Ben bu ülkenin hükümdarıyım, Mantıklı Kızım var, eşim var, malım mülkümün hesabını ben de bilmiyorum. Benim keyfim yok, sen bu kadar neşeli olmak için nasıl bir varlığa sahipsin" der. Çoban, yediği soğan ekmeği çiğneyip bitirmek için, hükümdarını biraz bekletir; zira annesinden "ağzında lokma varken konuşma" sözünü defalarca duymuştur. Ekmeğini yuttuktan ve beklettiği için özür diledikten sonra, konuşmaya başlar.

           -Sizi ilk defa karşımda görüyorum. Anlaşılıyor ki, zenginliğinizin sınırı yok. Sofranızda bizim ömrümüzde görmediğimiz yiyeceklerinizin bulunduğunu tahmin etmem zor değildir. Ancak, ben sabah evden 3 koyunumla çıkarım. Akşama kadar onları, iyi, bol otlu yerlerde otlatıp da karınlarını doyurursam, koyunlarım da, ben de mutlu eve döneriz. Evde anamın pişirdiği tarhana çorbamızı, babamla ve anamla, ağız tadı ile ve neşeyle yer bitirirsek; bizden daha mutlu kim olabilir? Bu mutluluğumuza karşı gelen mide ekşimemiz, fazla yemekten dolayı sıkıntı veren gazlar, ağrılar/ sancılar bizde olmaz. Bir çorba ile mutlu olmuşuzdur. Gerisini aramayız. Geceleyin de huzur içinde dini vazifelerimizi yapıp yattığımızdan, huzursuz edecek gönül yaralarımız; başkalarına zulüm etmemizden ileri gelen, gönül kırgınlıklarımız bulunmadığından, yattığımız zaman, hemen uyuyuveririz. (s)

           Bir de, o günün muhasebesini yapmayı, anam da, babam da hep tembihlemişlerdir; günün muhasebesini kendi aklımızla ve tespitlerimizle, yapmadan kesinlikle uyumayız.  Hiç ihmal etmeden günlük yaşantımızla ilgili muhasebemizi yaparak yatarız. Muhasebemizi yaptıktan sonra da, deliksiz bir uyku ile, uyuruz. Sabahın köründe kalkarız. Dini görevlerimizi yapıp, yine tarhana çorbamızı içerek, ben koyunlarımı otlatmaya, anam ev işlerini yapmaya, odunculuk yapan babam da, dağlardaki kuru odunları toplamaya gideriz.

           Günlerim, benim için koyunlarımı iyi otlatmayı başarmış olmamın huzuru ile dolar. Babamın günleri, ormanda kuru dalları yaşlardan ayırt ederek; kuru dalları toplamak suretiyle, hem ekmeğimizi çıkaracak odunları toplamakla, hem de ormandaki kuru dalların temizlenmesiyle, yaş ağaçların daha iyi güneş almalarını sağlamak suretiyle, ormanımızın gelişimine katkıda bulunmakla geçer. Anamın günleri ise, ev işlerini akşama kadar bitirerek, huzur içinde eşini ve oğlunu beklemekle geçer. Anlayacağınız, hepimiz, günlük işlerimizi bitirmenin huzurunu yaşarız.

           Bizleri mutsuz edecek hiçbir kimsenin hakkı üzerimizde yoktur. Elimizden geldiğince, fakir komşularımızla da çorbamızı paylaşmanın huzurunu yaşadığımız için, bizim hiçbir sıkıntımız, hiçbir rahatsızlığımız, vicdan azabımız yoktur hükümdarım.

           Bu kadar güzel yaşayan insanları, nasıl fakir bıraktığını, nasıl vurdumduymaz bir hayat yaşadığını, nasıl diğer insanların dertleriyle üzülüp; neşeleriyle sevinmediğini, çobanın sözleriyle birlikte, bir tokat yemişçesine suratında hisseden hükümdar, derhal sarayına döner.

           Tüm halkına bir ferman çıkartır. Bu fermanını her köşe- bucakta, her sokak arasında, dağda, bayırda, her yerde, münadilere(halka duyurulmak istenilen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimselere) okutarak duyuru yaptırır. Fermanında yer alan asıl konu, genel anlamı ile, halkından özür dileme mahiyetindedir. Bu günlerden sonra yapacağı tüm çalışmalarının, “halka hizmet” için yapılacağı sözünün verilmesi anlamındadır. Halkına yapmadığı hizmetlerinin karşılığı olan borçlarını, bu günlerden sonra ödemeye kararlı olduğunun görüntüsünü vermektedir.(is)

           Bu durumdan pek memnun olan Mantıklı kızının keyfi yerine gelmiştir. Sevdiği, ancak babasının yaptıkları yanlışlar sonucu, sevgisini pek gösteremediği, hatta göstermek istemediği, babasının boynuna sarılarak:

           -Canım Babacığım! Benim babam işte bu şekilde halkını koruyup; kollayan bir hükümdar olmalıydı, diye ağlamaya başlar.
           -İşte şimdi gerçek babamı karşımda görüyorum diye; sevincinden göz yaşı dökerek babasının boynuna, defalarca, uzun uzun sarılarak; ileri günlerde, Hükümdar Zulüm’ün zulmünün kalmayacağı garantisini, babasının bu fermanından anlayan, güzel huylu, güler yüzlü Mantıklı Sultan’ın keyfi yerine gelmiştir.

           “Zulüm ile abad olunmaz” sözü ne güzeldir. Tabii bu sözün devamı da vardır:

           “Zulüm ile abad olanın; sonu berbad olur.” Atalarımız ne güzel söylemişler. Özlü ve düşündürücü bir söz, değil mi?

           Sonumuzun berbat olmaması için, günlerimizi, hayatımızın muhasebesini yapmakla geçirelim. Ayaklar altına aldığımız kul haklarının, sonumuzun berbad olmasına sebep olacağının bilinciyle yaşayalım. Kimsenin hakkını üzerimize geçirmeyelim. Üzerimizde hiç kimsenin hakkının bulunmadığı bir insan olmanın rahat ve huzurunu yaşayabilenlerin, çoğalması, temennilerimle…
         
           Saygılarımla… 10.06.2009- 14: 55

« Son Düzenleme: Temmuz 30, 2013, 02:51:10 ÖÖ Gönderen: is »