Gönderen Konu: SELLER/ SU BASKINLARI  (Okunma sayısı 9503 defa)

is

  • Ziyaretçi
SELLER/ SU BASKINLARI
« : Eylül 28, 2009, 01:09:00 ÖS »
SELLER,
SU BASKINLARI,
SELDE CAN KAYIPLARI,
SELDE MAL KAYIPLARI,
KANALİZASYON SORUNLARI,


           Sellerin nereden darbe vuracağı belli olduğu halde; nereleri basacağı, aşikare bilindiği halde; yıllarca, su baskınlarında ölenlerin öldüğüyle kaldığı bu memlekette, sellerden insanların kaybedilmesinin birer cinayet olduğunu(televizyonlarda konuşmacıların çoğu bu tür ifadeleri telaffuz etmektedirler.) bilmeyen kalmadığı halde; ne hikmettir bilinmez, bu cinayetlerin failleri adalet karşısına çıkarılmaz.

           Yıllar boyu doğru çalışmamış, sorunları çözmemiş olan her yetkili ve usulsüz verilmiş olan ruhsatlara imza atan her imza sahibi suçludur. Hiç kimse bu suçlarını ne inkar edebilirler; ne de başkasına yükleyebilirler. Zira aklı başında herkes, bunların tamamına:

           -Kesin sesinizi, sen de suçlusun; sen de suçlusun deme şansına artık sahiptir. Bu cinayetlerin failleri gözlerimizin içine baka baka, kayıkçı dövüşüne girerler. "Dedi ki" "dedim ki" kavgalarıyla günlerini geçirirler. Aslında hepsi suçludur. Ancak “suç samur kürk olsa, kimse üstüne almaz” atasözü gereği, kimse suçu üzerine almamaktadır. Hepsi birbirinin üzerine suçu atmak suretiyle vicdanlarını rahatlatma yönüne gitmektedirler.

           “Sen hiçbir şey yapmadın”, “sen de hiçbir şey yapmadın” kayıkçı dövüşleriyle, sorunlar bu günlere gelmiştir. Bundan sonra da(bu gidişle) devam edecektir. İş başında ne kadar kalırlarsa kalsınlar, bu tür sorunlara derhal el atılıp; iş başına gelişlerinin hemen akabinde tedbirlerin alınması gerektiği halde, tedbirlerini almayanlar, bu tedbirsizlikler sonucu can ve mal kayıplarının ne büyük boyutlara ulaştığını görmektedirler. Bu dertlere derman bulunmadığından ve devamlı yaşandığından, sel baskınlarındaki can ve mal kayıplarının kanıksandığı herkesçe gözlemlenebilmektedir. Dolayısıyla tedbir almayanlar da kanıksamışlardır ki, tedbir alma yerine, suçu başkalarının üzerine atma yönüne gidebilmektedirler. Yıllar yılı bu hep böyle yaşanmıştır. Bundan sonra da böyle yaşanacaktır.

           Sel baskınlarında canlarını, mallarını kaybedenlerin, sel yataklarına yerleşme düşüncelerine, yetkili imza sahiplerinin:

           -Durun bakalım! Sizler fırsat varken bu sel yataklarına yerleşmek istersiniz; ancak bizler vazifelerini sağlam yapan, kurallardan taviz vermeyen devletin memurları olarak, sizlere, bu sel yataklarına yapacağınız her tür tesise, yerleşiminiz için kullanacağınız meskenlerinize izin veremeyiz. Bu yerlere yapılan tüm yerleşim yerleri ve her tür iş merkezleri için, ruhsat almanız mümkün değildir, demelidirler. Dememişlerse, bu günlere çanak tutmuş; bugünlerdeki ızdırapların yaşanmasına kapı aralamışlar, demektir.

           Gözlerimizi kapatalım ve kendimize, aşağıda kabaca yapılması gerekenlerin çok zor olmadığını telkin ederek işe başlayalım. Öncelikle tüm yurtta yaşanan sel baskınlarının görüldükleri illerde/ ilçelerde/ beldelerde/ köylerde olduğumuzu düşünelim. Yapılması gerekenleri sıralayalım:

           1-) Bulunduğumuz yer her neresi olursa olsun, iş başına gelindiği anda ve öncelikle sel baskınlarının önlenmesi için “elimden ne gelirse yapacağım” kararını verelim.   

           2-) Bulunduğumuz bölgenin sınırları içerisinde kalan arazilerin topoğrafik haritasını çıkarttıralım.

           3-) Sel sularının, kanalizasyon akıntılarının nerelerden geçtiğini işaretlettirerek; tehlike sınırlarını gösteren bölge haritamızda “KIRMIZIÇİZGİLER” olarak belirlediğimiz sınırları, tüm bölgemiz için elde edelim.

           4-) Sel sularının en yüksek seviyesinin tespitinde, tolerans sınırlarını, yaşadığımız olayları da göz önüne alarak, azami seviyelerde tutalım.

           5-) Bu seviyeleri, en çok yağan yağmur miktarlarının en az 5- 10 katı seviyelerde yağışlara göre ayarlayalım. Bilindiği üzere, son 30 yılın/ son 50 yılın yağış miktarlarının 4- 5 katı yağışların felaketlere yol açtığını gördüğümüze göre, sınırın çok fazla toleransla tutulmasında fayda vardır düşüncesiyle(tabii can ve mal kayıplarının olmaması için) en çok yağış miktarının 5- 10 katı kadar yağabilir düşüncesini göz ardı etmeyelim.

           6-) Yaşananlardan gördük ki, selin getirdiği tüm eşyalar, arabalar, TIR’lar, bu kanalizasyon ağızlarını, hatta büyük köprülerin geçişlerini tıkayarak, felaketlerin boyutlarının artmasına sebep olmuştur. Bu nedenle, köprülerin girişlerinde, tıkanmayı önleyici tedbirlerimizi eksik etmeyelim. Bu tedbirler her belediyelik için farklı olabilir. Bunların tespitlerini, her belediyelik için ayrı ayrı, bilenlerle tartışarak yapalım. 

           7-) Sel basma seviyelerini tespit ettiğimiz ve haritalarda gösterdiğimiz taşkın seviyelerinin en üst noktalarının işaretlendiği haritaları, mümkün olduğunca göze görünür şekilde, cadde ve sokak başlarına astıralım. Altlarına şu ibareyi koyalım:

           “Sel baskın seviyeleri belirlenmiş bu haritaların “KIRMIZIÇİZGİLERİ”  altına, hiçbir sebeple, ev, iş yeri, her tür ticarethane, depo, fabrika, her tür tesis v.s. kurulamaz. Bu kırmızıçizgiler altında hiçbir suretle mal varlığı bulundurulamaz. Bu kırmızıçizgilerin altlarındaki bölgelere sadece, park yerleri, gezi alanları, ormanlık ya da koruluklar kurulabilir.”

           Bekleyin görün ki, bir zaman sonra, bu suçlar karşısında, bu kayıkçı dövüşüyle suçu birbirlerine atanları toparlayacak ve bunların tamamını derdest edip, “hepiniz de suçlusunuz” diyebilecek etkili ve yetkili kişiler bulunabilecektir.

MADALYONUN İKİNCİ YÜZÜ

           Diğer taraftan bu yanlış alanlara bina kuranların, canlarını buralarda heba edebileceklerini hesaplayamamaları, aklın alabileceği bir iş değildir. Aklımız aldı diyelim. Genelde, böyle usulsüz yerlerde yerleşenlerin haklı çıkarılması için tevil yoluna kaçılması adet haline gelmiştir. Can kayıplarının yaşandığı günlerde, bu tevil yoluna kaçanlar, acılı ailelere atıf yapmamak/ onları suçlamamak için, bu tür kaçamak yolları seçmektedirler.

           Tamam da, bu tevil yollarının nelere mal olduğunu gözlerimiz şu anlarda bile görmez mi? Sel yataklarında yerleşenlerin, imkanları ne olursa olsun, sağlıklı alanları seçmeleri gerekmez mi? İmkanı olmayanların, ölme pahasına bu yerlerde yerleşmeleri karşısında, kim bunları engelleyebilecektir ki. Engelleyebilecek olan, ruhsat vermekle görevli kimseleri kim hizaya getirip; buralara ruhsat verilmemesini sağlayabilecek ki?

           Herkesin mesken edinme hakları vardır. Ancak bu meskenlerin dere yataklarında kurulmasının nelere mal olduğunu gözlerimiz artık görmelidir. Bu nedenle, herkesçe bilinmesi gereken ve ruhsat verme kurallarının başlangıcını teşkil eden, dere yatakları haritalarının yapılması için kuralları genel hatları ile yazalım:

           1-) BELEDİYELİKLERCE, DERE YATAKLARININ TESPİT EDİLMESİ, HARİTALARININ ÇIKARILMASI;

           2-) BU HARİTALARIN YAPILMASINDA YAĞIŞ TOLERANS PAYLARININ, YÜZ YILLIK YAĞIŞ ORTALAMALARININ, EN AZ 10 KATI YAĞIŞIN YAĞABİLECEĞİ HESAPLANARAK YAPILMASI;

           3-) SIHHATINDAN EMİN OLUNAN HARİTALARIN BAYINDIRLIK BAKANLIĞINDA İLGİLİ BİRİMLERE EN GEÇ BİR YIL İÇERİSİNDE ULAŞTIRILMASI;

           4-)  SIHHATLI BİLGİLERE VE BELGELERE DAYANAN HARİTALAR DÜZENLEMEYENLERE VERİLECEK CEZALARIN, TAAMMÜDEN ADAM ÖLDÜRME SUÇLAMASIYLA, KANUNLARA AĞIRLAŞTIRILMIŞ CEZALAR OLARAK ALINMASI;

           5-) DERE YATAKLARINDA KURULACAK HİÇBİR BİNAYA, HER NE ŞARTLA OLURSA OLSUN, RUHSAT VERİLEMEZ HÜKMÜNÜN KANUNLARA, ANAYASA HÜKMÜ OLARAK KONULMASI;

           6-) KANUNDA BULUNAN BU MADDEYE AYKIRILIK DURUMUNDA, RUHSAT VERENLERE, “AĞIRLAŞTIRILMIŞ TAAMMÜDEN ADAM ÖLDÜRME” SUÇUNA EŞDEĞER CEZALARIN KANUNLARDA YER ALMASI GEREKMEKTEDİR.

           Tabiidir ki bu kurallara uygun kanun maddelerinin yürürlüğe konulmasını, bugün ki şartlarda istemek bile garip karşılanabilir. Ancak aşağıda bir örnekle açıklayacağım suçtan ne farkı olabilir ki?

           Bir trafik canavarı, bile bile ve sarhoş halde bir insanın canına kıysa suçu ne olmalıdır? Taammüden adam öldürmek. Tamam. Bunun gibi, selde gidenlere yapılan ihmaller zincirinin neticesinde meydana gelen kusurun, bu trafik canavarının sarhoş olduğu halde direksiyona geçerek cinayet işlemesi suçundan ne farkı vardır? Cevap:

           Hiçbir farkı yoktur. O halde bu kanun maddesine konulacak ağırlaştırılmış cezaların da garip bir tarafı olmamalıdır. Tabii bu günlerde, uyum yasaları çerçevesinde; suç işleyenlerin hasta olduğunun, aklının başında olmadığının, yaşının cezalandırmaya müsait olmadığı gibi sebepler ileri sürülerek, işlenen suçlardan dolayı eli kanlı katiller olarak değerlendirilmesi gerekenler; yukarıdaki mülahazalarla yargılanıp, aldıkları kısa süreli cezalar neticesi, bir müddet sonra ellerini kollarını sallaya sallaya gezer hale gelmeleri yadırganmaz olmuştur. Sarhoş şoför, gencecik çocuğun canına kıyıyor. Aldığı 3- 5 senelik ceza sonucunda, elini kolunu sallaya sallaya dışarıda gezme hakkını elde ediyor.(Televizyonlarda izlediğimiz birçok programda bu konular ele alınmıştır.) Ölenin hakkının nerede kaldığını sorduğumuzda; o mezara girdi nasıl olsa, biz yaşayanı kurtaralım düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Bu tür kurtarma çabasına girilmesinin insan haklarıyla, hatta insanlıkla ne alakasının olduğunun açıklanması gerekir. Kanunlarda bu konularda cemiyetin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim.

           Dere yataklarına bina kurulmasının(ister özel, ister tüzel kişilere ait binalar olsun) doğru olmadığı, bunu söylerken, yıllar itibariyle hesaplanan metre kareye düşen yağış miktarlarının en az 4- 5, hatta 8- 10 katına kadar yağışların yağabileceği hesaplanarak, bu vadilere bina, tesis v.s. kurulamaz. Kurulursa, bugünlerde yaşananların kaçınılmaz olduğunu, aklı şaşmış, fikri şaşmış olanlar bile bilebilirler.

           “İnsanlar çaresiz. Ne yapsınlar? İş imkanlarını zorlayabilecekleri yerler buralar oluyor” gibi tevil yolları da ne kadar mantıklıdır? Sormak gerekir. Zira bu mantığın neticesinin ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Bilhassa canlarını mallarını kaybedenler öncelikle görüyorlar. Görmüyorlar, bizzat yaşıyorlar. Adamlar ne yapsın canım! İmkanları bu sel yataklarında iş kurmaya yetmiş!

(Acaba bu ifade doğru mu? “İmkanları bu kadarına yetmiş” dediğimiz, sel yatağı olan caddenin iki tarafında trilyonlarca liralara kurulmuş binalar, imkansızlıklarla kurulmuş binalar olarak düşünülebilir mi? Hani bir ufak çay ocağı olsa aklım alacak. “Adam imkanlarını zorlamış bu çay ocağını kurmuş sel yatağı alanına” diyebileceğim. Ancak trilyonluk binalara da, ne yapsınlar imkanları az, garipler diyemeyeceğim.)

           Devlet imkan versin, yer göstersin de, sel yataklarına bu kimseler de bina kurup; belediyeliklerden ruhsat istemesinler. Bunları söylediğimizde, ölenlerin bu mazeretlerle buralarda bulunduklarını zannediyoruz. Güya haklı oldukları vehmine(yanlış düşüncesine) bu düşünceler çerçevesinde kapılıyoruz. Aslında yanlışı, bu düşüncelerle yapıyoruz. Bir soru sormak gerekmez mi:

           -Bina alacağınız yerler, sel yatağında mıdır? Değil midir? Araştırdınız mı?

           -Evet bu sorunun muhatabı olan kimseler bu yerleri mesken edinirken, ihtiyaç v.s. gibi hususlar gündeme getirilmiş olabilir. Ancak bu düşüncenin arkasından hemen akla geliveren, ileride kazanılacak olan dairelerin hesapları, buralarda hakim kanaat değil midir? Mesken tutulan her yerde bu düşünce hakimdir. Her gecekonducu ileride, müteahhitlerden alacağı dairelerin peşindedir.

           Bu tür kazanç kapılarının, çarpık yerleşim yerlerinde olmaması gerekir. Hesabının sel baskınları çerçevesinde yapılması, gelecekte kazanacakları birkaç daire, şimdilerde kaybolan canlarının karşılığı olmamalıdır.

           Ölenler mezarlarda yerlerini almışlardır. Bu, kabre giren vatandaşlarımız, gözden uzaklaştıkları için ve de ailelerin gözyaşları, insanların yapısı gereği biraz kurumaya başladığından olsa gerek; unutulup giderler. Kayıkçı kavgasıyla cinayetlerinin üzerlerini örtenler de makamlarında oturmaya devam ederler.
 
           Eski tas, eski tarak. Yeni bir selde, yeni bir su baskınında, vatandaşların ölümüne kadar bu cinayetlerin üzerleri küllenir; failler huzurla yataklarında uyumaya devam ederler.
 
           Anlaşılan odur ki, hiç birinin vicdanında en ufak bir leke oluşmaz. Zira biri diğerini suçlaya suçlaya kendilerinin, adeta sütten çıkmış ak kaşık oldukları vehmine(yanlış düşüncesine) kapılırlar. Kapılmakla kalmazlar, ak kaşık olduklarını zannederek ömürlerini sürdürmeye devam ederler. Bu, ne kadar yanlış bir yaşam tarzıdır.

           Bu millet, “sel yatağına kondurulan inşaatların ruhsatlarına imza atan yetkililerden kimler varsa, hepsi bu cinayetlerin ortaklarıdır; hazırlayıcılarıdır; ölenleri taammüden(planlayarak) öldürmüşlerdir” hükmüne inanmaya başlamıştır. Neden taammüden öldürmüşlerdir? Zira sel yatağına ruhsat verildiğinde, bu günlerde görülen görüntülerin, o günlerden itibaren gerçekleşebileceği bilinmektedir. Alt üst geçitler, yonca yaprakları yapılmış; ancak buralara yağan yağmur sularının gidecekleri mecraları hesaplanmamıştır. Böyle bir şey olabilir mi? Hatırlarsanız, yabancı devlet konsorsiyumları, ülkemizin otoban yolları ihalelerini kazanıp; otoban yollarımızı yaptılar. Yaparken de neleri hesaplamadılar ki. Herkes gördü:

           1-) Yolların bozulmasına sebep olabilecek tüm etkenleri ortadan kaldırmak için, yol kenarlarındaki su akıntılarının, belli mecralardan akmalarını temin etmek üzere, akıntıları yol kenarlarındaki kanallar içerisine aldılar.

           2-) Yetmedi. Yamaçlardan akacak olan su yollarını, yukarıdan aşağı doğru, beton kanaletler içerisine aldılar, yol kenarlarına yaptıkları kanallar vasıtasıyla drene edilmelerini sağladılar.
 
           3-) Yetmedi. Yamaçlardan heyelanla yola düşebilecek kayaların/ taşların engellenmesi için, yamaç yüzeylerini betonlarla kapladılar.

           4-) Yetmedi. Tüm yol boyunca, hayvan/ insanların yola çıkmalarını önlemek için, tel örgülerle her yeri ördüler; bir karış bile açık yer bırakmadılar.

           5-) Yetmedi. Yol altlarından geçmesi gereken su yollarını, toleranslarıyla hesaplayıp; geniş dehlizlerle açık arazilere bağladılar.

           Gördünüz mü tedbir alınarak yapılan iş nasıl olurmuş? Uydur kaydır düşüncesiyle yapılan, yarım yamalak işlerin neticelerini herkes gördü. Kaybolan canları ve malları çoğu kimse yaşadı.   

           Bir yetkili imza sahibi, “bunca geniş alandan gelen sular nereye gidecektir” sorusunu sorarak bu binalara ruhsat vermeye kalksa, bu ruhsatları veremeyecek:

           -Olmaz böyle bir yanlış; ben bu alanlara dikilmiş olan inşaatlara ruhsat veremem, diyecektir. Su yatağının genişliğinin fazla olmadığını görmemek körlük alametidir. Kuş bakışı helikopterlerden gelen görüntülerle, yanlış hesaplanmış, yetersiz dere yataklarını görebilirsiniz. Bu görüntülerle çıkarılacak, tekniğine uygun topoğrafik haritalarla da, bu kırmızıçizgili alanları doğru olarak çizdirebilirsiniz.

           Düşündüğünüzde, çok fazla yağması beklenebilecek yağmurların miktarından, bir anda oluşuverecek korkunç boyuttaki selin tesiri altına alacağı alanları hesaplamanız zor olmasa gerektir. Dere yatağının yetersizliğini görebilme şansına, kaba bir görüşle dahi ulaşabilirsiniz. Bir de bu dere yataklarının/ kanalizasyonların tıkanmalarının önlemini almadığınız sürece, artık maddelerle tıkanmış ve su alım kapasiteleri azalmış olan bu dere yatakları/ kanalizasyonların tıkanmaları sonucu, taşkınların mukadder olduğu kesindir. Bunu görememek, körlük alametidir. Yetkililerin sorumluluklarını taşımadıklarının görüntüsünü vermektedir. Tüm dere yataklarında/ kanalizasyon şebekelerinde, sürekli olarak temizleme işlemlerinin belediyeliklerce zaruri olarak ele alınması, temizlenebilir dere yatakları/ kanalizasyonların tesisleri ile bunların bakımlarının yapılması için büyük bir işçi ordusunun, belediyelerce beslenmesi gerekmektedir. Bu vatandaşlarımızın sağlık ve afiyetleri için gereklidir. Yapılmaması sorumluluk getirir. Bu konuda, “BELEDİYE BAŞKANI- ANKARA- 2010” kitabımdaki tavsiyelerin okunması, belediyeliklerimizde bu tür tesislerin kurulmasında faydalı olacaktır, kanaatindeyim. Temizlenebilir dere yatakları/ kanalizasyonların tesis edilmeleri sonucu, bu günlerde yaşanan, can ve mal kayıplarına sebep olan su baskınları yaşanmayacaktır.   

           Dere yataklarına ruhsat verenleri anladık, tamamen duygusal oldukları kesin. Duygusallık araya girmeseydi, bu günlerde yaşananların yaşanması mümkün değildi. “Ben dere yatağına bina kuruyorum” diyen herkesin, bu dere yataklarında binalarına ruhsat almaları mümkün olamayacaktı. Öyle ise, bu ruhsat işlerinin sağlam temeller üzerine kurulmuş kuruluşlarca verilmesinin sağlanması gerekmektedir.

           Sellerin tahrip etiği bina ve tesislerin ve buralarda canlarını kaybedenlerin olmaması için, sorunsuz kanalizasyon ve dere yataklarının yapılacağı günlere adım atılması dilek ve temennilerimizle.

           Saygılarımla… 10.09.2009-23: 45
« Son Düzenleme: Şubat 23, 2011, 11:55:51 ÖS Gönderen: is »