Gönderen Konu: KANSERİ YENMENİN İLK ŞARTI: HAYATI ANLAMAK  (Okunma sayısı 190 defa)

is

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 18
KANSERİ YENMENİN İLK ŞARTI: HAYATI ANLAMAK
« : Şubat 09, 2020, 05:36:48 ÖS »
KANSERİ YENMENİN İLK ŞARTI: HAYATI ANLAMAK

           Kanseri yenmenin ilk şartının “hayatı anlamak” olduğunu başlık olarak aldım. Bu başlığın, bu şekli ile/ niyetlerimizin ve gerçek bildiğimiz konuların açılımını yapmadan, doğru kabul edilmesi biraz zor olsa gerektir.
   
           Neden hayatı anlamak, kanser olmamaya, ya da kanserden kurtulmaya çaredir? Sorunuz ki, cevaplayalım. Sorunuz ki, akıllara takılacak bir bilinmeyen kalmamış olsun. Burada yazdıklarım, hayatın içinden yaşamımın büyük bir bölümünde gözlemlediğim konulardır.

           Kanseri önlemenin şartı “hayatı anlamak” derken, bu kansere karşı alınacak tedbirlerden sadece biridir. Belki en önde gelen sebeplerden biri olarak da değerlendirilebilir. Zira bir hastalığın yenilmesi için gerekli olan bir sürü faktör içerisinde STRES’ in terkedilmesi tavsiye edilirse de; bunun yanında belki onlarca sebeplerin bulunduğu da bir gerçektir. Her şeyden önce tıbbın geliştirdiği metotlara başvurmayı hiç kimse inkâr edemez. Müspet ilimlerin bütün imkânlarından faydalanmanın, hastalıkları önlemede, öncelikli şartlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Tıbbın öngördüğü ilâçlarla tedavi yöntemi ilk sıralarda başvurulan tedavi yöntemlerindendir. 

           Bilindiği üzere, hasta doktora gider; ilâç reçeteleri ile dönerler. Aldıkları ilâçlardan belki bir iki tane, belki hiç içmeden bırakanlar, tahminen % 50 si, çok perişan vaziyette bir hasta değilse, ilâçlarını içmek için fırsat bulamaz/ bulmak istemez. İlâçları almıştır. Çoğunluğu ilâçlarını buzdolabına koymuştur. Canı isterse içecektir. % 30 civarında tahmin ettiğim kimseler ise, ilâç koliktirler; sonuna kadar o ilâçları içmeden rahat etmezler, edemezler. Kalan % 20 civarında kimseler de, gereği kadar içerler. Gereğinden fazla ilâç kullanmayı arzu etmedikleri için, şifâ bulduklarına inandıkları andan itibaren, ilâç içmenin zararlarının olabileceği düşüncesi ile/ yan etkilerinin bulunabileceğini düşünerek, ilâç içmeyi bırakırlar.

           İlâçlarla tedavi için doktor muayenehanelerinin eşiklerini eskiten, birçok, hayatı anlamış ve anlamamış insanları görmek mümkündür. Evet! Öncelikle hayatı anlamanın yolları nelerdir, diye bir soruyu sorarak başlayalım. Bu sorunun yazımız bittiğinde, bir yerlere ulaşma, bir şeyleri anlama yolunda çoğu üyelerimize/ okuyucularımıza, yardımları olacağını görebilmek ümidi ile yazıyorum.

           Temennilerle başladık. Tüm hayatımız dostlarımıza/ akrabalarımıza/ tanıştığımız kimselere temennilerle, bir şeyleri empoze etmekle/ dayatmakla geçmez mi? Elbette bizlerin, temenniler seviyesinden, söylenilen tavsiyeleri alıp, kabul edenlere faydasının dokunacağı tavsiyeleri, herkesin, her akraba/ her dostuna yapması gerekmez mi? Gerekir. Yakınlarımızın/ komşularımızın/ arkadaş/ dostlarımızın söyledikleri her şeyi “doğrudur”  diye kabul etmek ne kadar yanlış ise; söylenileni/ konuşulanı, hemen “yanlıştır” hükmü ile reddetmek de o kadar yanlıştır. Bizim memleketimizde bu yanlış, maalesef, gündemden hiç düşmemektedir. Olumlu bir fikir ileri sürüldüğünde, hiçbir dayanağı olmadan, doğrudan karşısına geçilir; inkâr edilir; yalanlanır. Bu yalanlama kişinin egosunun tatmini için olsa gerektir. Alabildiğine tezyif edici/ zayıflatıcı/ aşağılayıcı sözlerle, yapılan işin/ oluşun yararsızlığı ileri sürülmeye çalışılır. Kimse de

(muhabirler/ televizyon programcıları/ her tür haberciler/ yöneticiler/ siyasiler)

bu konuların üzerine gitmezler. Halbuki, bu konu tam üzerine gidilecek, haber değeri olan bir konudur. Neden? Zira memleketimiz için üzerine gidilmesi fayda sağlar da onun için.

           Söylenilen/ empoze edilmek istenen/ dayatılan konularda ilmî araştırmaların var olup olmadığını araştırmak, çoğunlukla insanlarımızın, başvurmadıkları bir bilimsel usuldür. Bu usulün herkes tarafından uygulanması arzu edilir. Zira ilmî araştırmalar, “lâf olsun beri gelsin” diye yapılan çalışmalar değildir. İlmî araştırmalar yapılır ki, herkes faydalansın, araştırılan konularda başvuru mercii bu araştırmalar olsun, istenir.

           Hayatı anlamak için yapılacak işlerin başında, araştırmalarla “başımıza gelen nedir”, “ne değildir” sorularını sormak suretiyle, yapılabilecek olan hususların listesinin ortaya konulması gelir. Bir kimse başına gelen felâketlerle, daima oylanıp durursa, dertlerinden kurtulma yollarını kapatmış olur. Zira bir işi halletmek üzere durum değerlendirmesi yapmak başka şeydir. Başa gelenin “neden geldi”, “niye geldi”, soru cümleleriyle, durmadan, düşünceler deryasında boğulmak başka şeydir. Hayatın içinde araştırmalarla desteklenmiş bilgilerin kuvvetle ele alınması gerektiğini belirtmeye gerek olmasa da, hayatı anlayan kimselerin profilini çizmek suretiyle, yaşantımız içerisinde insanlara musallat olan kötülükleri/ hastalıkları/ dertleri yok etmenin ya da bunlara karşı, sağlam temeller üzerinde mücadele etmenin yollarının bilinmesinde büyük yararlar vardır. Bu nedenle kanseri yenmenin ilk şartı “hayatı anlamak” ifadesini kullandım.

           İnsan doğduğu andan itibaren hastalıklarla karşı karşıya kalma riski altındadır. Bir kısım insanlarda hastalık, ömür boyu yanına uğramazken, bir kısım insanlarda da yanlarından hiç eksik olmazlar. Hayatı anlayan insanlar, hastalıkların insanlar için olduğunu bilirler. Hastalandığında sebeplere sarılarak, tedavi yöntemlerini araştırırlar. “Neden oldu”, başıma “neden geldi” yanlış cümlelerini hiç kullanmazlar. Kabullenir ve vakit geçirmeden, sebeplere dayanarak, tedâvi yöntemlerine başvururlar. Sonuçta sıhhat bulurlar. Hayatı anlayanların yapacağı bu davranışlar, netice itibariyle, sıkıntılarının üzerine, tedavi metotlarıyla gitme neticesinde, sıhhat bulmayı gündeme getirecektir.

           Hayatı anlamış kimselerin, hastalıklarını yenme konusunda fikren hazır olmaları, hastalıktan kurtulmanın başlangıcını teşkil eder. Hastalandım/ hastayım diye sızlanmanın, hastalığın tedavisine hiçbir katkısının olmayacağı bir gerçek olarak ortada dururken, sadece sebep olarak sızlanmalara sarılmanın hiçbir anlamı olmayacaktır/ olamayacaktır. Olamaz da.

           Genel olarak bütün işlerimizde sebeplere sarılarak meselelerimizi halletme yoluna gideriz. Sıhhatımız için hayatı anlayarak yaşamanın önemini anlayıp, buna göre hareketle, tedavi yöntemlerine derhal başvurmak isteğimiz daim olsun.

           Sıhhat ve mutluluklarla sürülecek bir yaşam temennilerimle.

           Saygılarımla…12.01.2020 17:43
« Son Düzenleme: Şubat 09, 2020, 05:38:14 ÖS Gönderen: is »