Son İletiler

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10
41
Karakterlerimiz / DOSTLUK
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 08:30:47 ÖS »
DOST KİMDİR?
23.12.2008- 18:15

 
"Mutlak Dost" ile dost olmanın zevkini Allah(c.c.) her kuluna nasip etsin:
 
Dayandığında "Yıkılmayan Dost" O.
Darda kaldığında, "Darda Koymayan Dost" O.
Sıkıştığında, her konuda “Yardımcı Dost” O.
İsteyip aldığında, "Almadan Veren Dost" O.
Sormadan, "Cevaplayan Dost" O.
Hatâ yaptığında, "Hatâları Bağışlayan Dost" O.
Dostluk denemelerinde "Mutlak Dost" yine O.
 
         

Saygılarımla... 17.11.2014 20:33

42
Sosyal Yaşantıdan Kesitler / İNTERNETTE BİLGİ KİRLİLİĞİ
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 05:54:48 ÖS »
İNTERNETTE BİLGİ KİRLİLİĞİ
23.09.2009


           Bilindiği üzere 20. Yüzyıl sonu ve 21. Yüzyıl başından itibaren yüzyılımız bilgisayar/ internet asrı olarak nitelendirilebilir. Zira insanlarımız, büyüğü ile, küçüğü ile internetten faydalanmaktadır. Bu faydalanma zararına da olabilir, kazancına da olabilir. Diyebiliriz. Kullanandan kullanana fark vardır elbette. Ancak genel anlamı ve kuruluş/ çıkış gayesi ile çok değerli hizmetler veren, dünyayı bir odadaymış gibi birleştirip tekleştiren bu teknolojinin insanlara faydasının olup olmadığını tartışmak abesle iştigaldir(meşgul olmadır). Zira faydaları, yaygınlaşmış kullanım kolaylıkları da dikkate alındığında, tek kelime ile sonsuza yakındır. Zira milyarlarca link ile karşınıza çıkan araştırma konuları ile, tüm insanlığa hizmette sınır tanımayan bir yapısı vardır. Elbette bu yapıyı kullananların faydalanma şekilleri önem arz eder. 

           Bu kirliliğin önüne geçmenin yolunun, devletin kocaman müesseseler kurduğu, adına “denetim kuruluşları” dediği kuruluşlarımızın, çalışmalarından geçeceği bilinmektedir. Ancak ne kadar başarılı olduğunu söyleyebiliriz. İşte burada durup düşünmemiz ve gerçek hayatta durumu tam anlamıyla izlememiz gerekir.

           İnternette bilgi kirliliğinin denetlenmesi, pratikte düşünülemez bile. Zira bir günde onlarca milyon kullanıcının, bir şeyler ilâve etmesinin denetlenmesini ileri sürmek bile, internetin ne olduğunu anlamamış kimselerin düşünceleri olarak kabul edilebilir. Bu nedenle internette mevcut sitelerin moderatörlerinin, üyelerinden gelen konularla ilgili düzenlemeler yapmaları, yanlış ve lüzumsuz yazılara yer vermemeleri gerekir. Bilgi süzgecinden, kaba şekilde de olsa, geçirilerek sitede yayınlanması sağlanırsa, faydalı hizmetlere yol açılmış olur.

           İnsanların bilgi kirliliğine sebep olacak lüzumsuz, lüzumsuz olduğu kadar da zararlı yazıların internete konulmaması, herkese düşen bir görev olsa gerektir. Hiç kimse, bir başkasının hürriyetinin sınırını aşma hakkına sâhip değildir. Bu nedenle herkesin “benim sitelere yazdığım yazıların, birilerine faydası olması gerekir” demeleri arzu edilir.

           İnternette kirliliği önlemenin yolu, % 90 itibariyle, herkesin şapkalarını önüne koyarak, “benim kimsenin hakkını çiğnemeye, başkalarının zamanlarını boş sözlerle geçirtmeye hakkım yoktur” diyerek; yazdıkları konuların herkesin işine yarar konular olmasına dikkat etmeleri gereklidir.

           Lütfen dikkatle bazı sitelere giriniz ve yazılan yorumları okuyunuz. Dişe dokunur, işe yarayacak, ya da birilerinin faydalanabileceği yazıların ne kadar olduğunu yazınız. Çeşitli sitelerde dolaşarak bu notları alınız. Neticede belli sayıda sitelerde yapılan araştırmaların sonunda, lüzumsuz yazılmış olan yazıların çoğunluğunun dudakları uçuklatacak kadar çok olduğunu, tespit edebileceksiniz. Böyle bir lüzumsuzluk insanlık camiasına revâ görülebilir mi? Asla revâ görülemez.

           Bir zamanlar ben bu araştırmayı şahsî olarak yaptım. Verilen yorumların içerisinde:

           -Doğru.
           -Katılıyorum.
           -Doğru mu söyledin?
           -Yazdıkların yanlış.

           Bu kadar boş, boş olduğu kadar lüzumsuz bir yorum olabilir mi? Tek kelime yorum değildir. Olsa olsa, zamanı bol insanın, can sıkıntısını gidermek için yazdığı tek kelimelik bir yorumdur ki:

           -Kardeşim doğru ise neden doğru?
           -Yanlış ise neden yanlış. Anlat ki faydalansınlar, yanlışları varsa düzeltsinler.
           -Bildiğin bir şeyler varsa, herkes bilerek faydalansın. Tek kelimelik yorumlar yaprak, herkesin zamanını neden çalıyorsun.       


           LÜTFEN!

           İNTERNETTE KİRLİLİĞE KATKIDA BULUNMAK ÜZERE, SİTELERE YAZILAR YAZMAYALIM. BAŞKALARININ HAKLARINI ÇİĞNEMEYELİM.

           BU İKAZI HERKESE YAYALIM Kİ, İNTERNETTE BİLGİ KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEYE KATKIMIZ OLSUN.   

           Saygılarımla... 17.11.2014 17:51   
43
Köşe Yazılarına Yorumlarımız / OLAY KARİKATÜRLERİ GÖRDÜM!
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 05:09:53 ÖS »
OLAMAZDI SAYIN DÜNDAR!
09.02.2006- 12,20


OLAY KARİKATÜRLERİ GÖRDÜM
Can Dündar
00:01 | 09 Şubat 2006


"Müslümanlar öfke içinde...Öfkenin nedeni Danimarka'da bir gazetenin yayımladığı, Hz. Muhammed'e hakaret eden karikatürler...Trabzon'daki rahip cinayetinin bu nedenle işlendiği söyleniyor. Danimarkalılar "Hakaret yok" diyor.Müslümanlar "Büyük küstahlık" diye yollara dökülüyor.Ama infiale neden olan karikatürler yok ortada...Olmayınca sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek de zor...* * *Dünyayı ateşe veren 12 karikatürü gördüm dün...Onları anlatmadan önce olayın seyrini hatırlayalım:Danimarka'nın muhafazakâr gazetesi Jyllands Posten, 30 Eylül'de (yani olayların başlamasından 3 ay önce) 12 karikatürden oluşan bir "Muhammed" serisi yayımladı.Anlaşılan o ki, yayının amacı İslam dünyasındaki "resmedilme" yasağını delmekti. Olaylar, 10 Ocak'ta bir Norveç gazetesinin aynı karikatürleri yeniden basmasıyla tırmandı.Tepkiler, şiddete dönüşüp hele Danimarka ürünlerinin boykotuna varınca Danimarka gazetesinin genel yayın müdürü Carsten Just, internet sitelerinde (hem de Arapça) bir açıklama yapıp, "karikatürlerin hakaret amacı taşımadığını, kimseyi kırmak istemediklerini" belirtti."Sonuçların böyle olacağını bilsek yayımlamazdık" dedi. Ancak özür dilemedi.* * *Peki karikatürlerde ne var?Serinin Annette Carlsen imzalı ilk karikatürü, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Buda, bir Hint gurusu, bir hippi, Danimarkalı bir işkadını ve bir gazeteciyi karakolda, cam bölmeli "suçlu teşhis odası"nda yan yana resmediyor. Tek yönlü camın bu tarafındaki "mağdur", elini çenesine koymuş "Hımm... teşhis edemiyorum" diyor.İkinci karikatür, yapılmak istenen şeyi daha net ortaya koyuyor:Karikatürcü, çalışma masasının başında Hz. Muhammed'i çiziyor. Arkasında pencere var. Kaygılı gözleri geride... Sınavda kâğıdını gizleyen bir çocuk gibi çizimlerinin üzerine kapanmış. Alnından ecel terleri damlıyor.Arne Sorensen, kendini çizmiş adeta...* * *Çizerlerin, yaratacakları etkiyi iyi bildikleri anlaşılıyor.Franz Füchsel, Hz. Muhammed'i yeşil kaftan ve kara sakalla çizmiş. Elindeki kâğıtlara bakarken arkadan, satır ve bombayla koşup gelen iki yobaza sesleniyor: "Sakin olun arkadaşlar, sadece inançsız bir Danimarkalının çizimleri bunlar..."Jen Julius'un karikatüründe cennette, bulutlar arasında bir "imam" var; karşısında da hâlâ dumanı tüten canlı bombalar... "İmam", "Durun... durun... burada huri kalmadı" diye bağırıyor.Kurt Westergaard, İslam Peygamberi'ni kara sakallı, kara sarıklı, çatık kaşlı, öfkeli bakışlı bir adam olarak resmetmiş. Kara sarığı bir bombaya benzetmiş. Ve bombanın fitili yanıyor.* * *Diğer karikatürler de benzer çağrışımlarla yüklü...Çizimlerin çoğunun ortak özelliği, Hz. Muhammed'i kara sakallı, nemrut bakışlı ve şiddet yanlısı olarak resmetmesi...Müslümanları ve genelde Doğuluları aşağılayıp "öteki"leştiren ırkçı bir yaklaşım...Peki ifade özgürlüğünün sınırları içinde mi?Bence inananların hassasiyetlerini hiç dikkate almayıp inançlarıyla dalga geçmenin ve inandıkları Peygamber için "terörist" iması yapmanın adı ifade özgürlüğü olamaz.Tepki, elçilik binalarını yerle bir etmek mi olmalı?Hayır.Karikatürlerdeki önyargıyı yalanlamanın en iyi yolu, İslamın böyle bir şiddet içermediğini göstermek olmaz mıydı? can.dundar@e-kolay.net İslam dünyası ayakta..."

           NOT: Yukarıdaki Can Dündar' ın milliyet.com.tr' deki(http://www.milliyet.com.tr/olay-karikaturleri-gordum-/can-dundar/guncel/yazardetayarsiv/09.02.2006/145520/default.htm)
yazısı aşağıda düzeltilerek ve satır başları eklenerek aynen alınmıştır.

           Müslümanlar öfke içinde. Öfkenin nedeni Danimarka'da bir gazetenin yayımladığı, Hz. Muhammed'e hakaret eden karikatürler. Trabzon' daki rahip cinayetinin bu nedenle işlendiği söyleniyor. Danimarkalılar "Hakaret yok" diyor. Müslümanlar "Büyük küstahlık" diye yollara dökülüyor. Ama infiale neden olan karikatürler yok ortada. Olmayınca sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek de zor. Dünyayı ateşe veren 12 karikatürü gördüm dün. Onları anlatmadan önce olayın seyrini hatırlayalım:

           -Danimarka'nın muhafazakâr gazetesi Jyllands Posten, 30 Eylül'  de (yani olayların başlamasından 3 ay önce) 12 karikatürden oluşan bir "Muhammed" serisi yayımladı. Anlaşılan o ki, yayının amacı İslâm dünyasındaki "resmedilme" yasağını delmekti. Olaylar, 10 Ocak' ta bir Norveç gazetesinin aynı karikatürleri yeniden basmasıyla tırmandı. Tepkiler, şiddete dönüşüp hele Danimarka ürünlerinin boykotuna varınca Danimarka gazetesinin genel yayın müdürü Carsten Just, internet sitelerinde (hem de Arapça) bir açıklama yapıp, "karikatürlerin hakaret amacı taşımadığını, kimseyi kırmak istemediklerini" belirtti. "Sonuçların böyle olacağını bilsek yayımlamazdık" dedi. Ancak özür dilemedi.

           Peki karikatürlerde ne var?

           Serinin Annette Carlsen imzalı ilk karikatürü, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Buda, bir Hint gurusu, bir hippi, Danimarkalı bir iş kadını ve bir gazeteciyi karakolda, cam bölmeli "suçlu teşhis odası" nda yan yana resmediyor. Tek yönlü camın bu tarafındaki "mağdur", elini çenesine koymuş "Hımm... teşhis edemiyorum" diyor.
 
           İkinci karikatür, yapılmak istenen şeyi daha net ortaya koyuyor:

           -Karikatürcü, çalışma masasının başında Hz. Muhammed' i çiziyor. Arkasında pencere var. Kaygılı gözleri geride. Sınavda kâğıdını gizleyen bir çocuk gibi çizimlerinin üzerine kapanmış. Alnından ecel terleri damlıyor. Arne Sorensen, kendini çizmiş adeta. Çizerlerin, yaratacakları etkiyi iyi bildikleri anlaşılıyor.

           Franz Füchsel, Hz. Muhammed' i yeşil kaftan ve kara sakalla çizmiş. Elindeki kâğıtlara bakarken arkadan, satır ve bombayla koşup gelen iki yobaza sesleniyor:    

           -Sakin olun arkadaşlar, sadece inançsız bir Danimarkalının çizimleri bunlar.

           Jen Julius' un karikatüründe cennette, bulutlar arasında bir "imam" var; karşısında da hâlâ dumanı tüten canlı bombalar. "İmam", "Durun... durun... burada huri kalmadı" diye bağırıyor.

           Kurt Westergaard, İslam Peygamberi' ni kara sakallı, kara sarıklı, çatık kaşlı, öfkeli bakışlı bir adam olarak resmetmiş. Kara sarığı bir bombaya benzetmiş. Ve bombanın fitili yanıyor.

           Diğer karikatürler de benzer çağrışımlarla yüklü. Çizimlerin çoğunun ortak özelliği, Hz. Muhammed' i kara sakallı, nemrut bakışlı ve şiddet yanlısı olarak resmetmesi. Müslümanları ve genelde Doğuluları aşağılayıp "öteki" leştiren ırkçı bir yaklaşım. Peki ifade özgürlüğünün sınırları içinde mi? Bence inananların hassasiyetlerini hiç dikkate almayıp inançlarıyla dalga geçmenin ve inandıkları Peygamber için "terörist" iması yapmanın adı ifade özgürlüğü olamaz. Tepki, elçilik binalarını yerle bir etmek mi olmalı? Hayır. Karikatürlerdeki önyargıyı yalanlamanın en iyi yolu, İslâm’ ın böyle bir şiddet içermediğini göstermek olmaz mıydı? can.dundar@e-kolay.net İslam dünyası ayakta.

OLAMAZDI SAYIN DÜNDAR!
09.02.2006- 12,20


           Olamazdı Sayın Dündar. Olamazdı. Neden diye sorun lütfen!

           Bu güne kadar ABD’ nin, AB’ nin, bu milletin mukaddes değerlerine olan saygısızlığı tescillidir. Bizim zat- ı muhterem devlet adamlarımızın, Avrupa birliğine girme, “ütopik(gerçekleşmesi mümkün olmayan) düşünceleri” çerçevesinde şahsiyetsiz dış politika uygulamalarını gördükçe, saldırılarını hiç eksiltmeden; dozlarını da artırarak devam eden bir aşağılama kampanyaları var dersek; bu değer yoksunu devlet ve  birliklere karşı haksızlık mı olur acaba?

           Bu kadar gururu kırılarak; devlet adamlarımızın yaptıklarını içlerine sindiremeyen bu milletin fertlerine, bu kadar taşkınlık, normal karşılanmasa da, devlet adamlarımızın yıllardır takip ettikleri şahsiyetsiz politikaların sonucudur. Diye düşünüyorum.

           Saygılarımla… 17.11.2014 17:03
44
Şairlerimiz ve Şiirleri / HASET/ KİN VE NEFRET
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 03:28:41 ÖS »
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE
10.04.2006:13.05


           Bir kısım insanlar daima başkalarının aldıkları, verdikleri, yedikleri, içtikleri, kazandıkları, kaybettikleri ile yaşantılarını doldurur halde ilgilenirler. Bu ilgi biraz haset, biraz kin ve nefret, biraz da hayatın getirdiklerinden korkmalarının neticesi olarak tezâhür eder. Sanırım.

           Bu kimseler yaşantılarını(hayatlarını), başkalarının yaşantılarına endekslerler. Bu endeksleme neticesinde, kendi kazandıklarının sefasını sürme fırsatını da kaçırmış olurlar. Başkalarının yaşantılarındaki artılarını/ kazandıklarını düşünerek hareket etmek yerine, eksilerini görüp şükrederek ve tüm yardıma muhtaçlara yardım eli uzatarak yaşamaya endekslenme sonucu, bu hayatı güzelliklerle yaşama fırsatını yakalayabilirler.

           Kimin eli kimin cebinde?
           Kimin gözü kimin gözünde?
         
                      Çalış, çabala, kazan sen de.
                      Kalmasın gözün başka yerde.

           Saygılarımla... 17.11.2014 15:45
45
Şairlerimiz ve Şiirleri / AYRIŞTIRMA BİRLEŞTİR(ALEVÎ' YE VE DE SÜNNİ' YE NASİHAT)
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 01:17:08 ÖS »
ALEVî’ YE VE DE SÜNNî’ YE NASİHAT
21.04.2005 23:30


           Bilindiği üzere, memleketimizde körüklenen alevî, sünnî çatışması her zamanda ve her zeminde, emperyalistlerin toplumu karıştırmak için bahaneleri olmuş; birbirlerine karşı kışkırtmalarla, birbirlerine düşmeleri hedeflenmiştir. Ancak İslâm' ın kardeşlik duyguları baskın gelmiş, kardeşin kardeşi kırması her seferinde(hiç kimse tarafından tasvip edilmeyen yanlış hareketleri istisna sayarsak) akâmete uğramıştır. Hayatın içinden edindiğim bilgilerle kaleme aldığım aşağıdaki satırlar, kardeş kavgasının bitirilmesine aracı olacak ise, kendimi mutlu hissederim. Mehmed Âkif Ersoy' un yazdıkları ne güzeldir:

           Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
           Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

           Mekânın Cennet olsun, ey güzel insan. Aşağıdaki mısralarım, bu bir beyitlik mucizevî sözlere paralel olması açısından benim için çok önemlidir:

           Meydan okuyorum Alevî’ ye!
           Göster bana bir Sünnî’ yi.

                 Ki o olsun Hz. Ali’ yi  sevmez.
                 Ki o olsun Kerbelâ’ yı bilmez.

           Meydan okuyorum Sünnî’ ye!
           Göster bana bir Alevî' yi.

                      Ki o olsun Allah' tan utanmaz.
                      Ki o olsun Muhammed’ i tanımaz.

           Öyle ise karıştırmayın geçmiş kan dâvâlarını.
           Öyle ise karıştırmayın yanlışlarla karalamayı.

                      Muhammed’ i sevmeyen, kimi sever?
                      Kerbelâ’ yı bilmeyen, neyi bilir?

           Bilirsin ki, Muhammed' i sever, Sünnî' ler
           Bilirsin ki, ağlar, Kerbelâ’ ya Alevî' ler.

                      Ehli Beyt’ i tanımayan Mü’ min olur mu?
                      Kardeşini suçlayan kardeş olur mu?

           Geçmişe bakıp yelledin alevleri
           Neticede yandı tutuştu İslâm elleri.

                      Suçlamadan otur konuş bir kerre.
                      Ali’ yi sevmeyen olur mu? Mü’ min, Mü’ mine.

           Ne çekmişsek hep atâlettendir.
           Alevî, Sünnî ayırımı bil ki cehâlettendir.

                      Câhil hoca, câhil imam aldılar ellerine sazları.
                      Güldürdüler, uydurdukları ile, ördekleri, kazları.

           Aşağı kalır mı? Câhil Dede, câhil Ahunt.
           Onlarda uydurdu, cerre çıkmaktı maksatları.

                      17.11.2014 13:15      
46
Şairlerimiz ve Şiirleri / TEHLİKELİ İPTİLÂLAR
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 12:40:03 ÖS »
TEHLİKELİ İPTİLÂLAR
20.06.2006- 23,54


İÇKİNİN ZARARLARI
03.07.2003 19:51


           İçkinin zararlarını/ sigaranın zararlarını bilmeyen yok gibidir. Bilindiği üzere özelleştirmelerden önce içkiler ve sigaralar, TEKEL aracılığı ile vatandaşlarımıza ulaştırılır, başka hiçbir kurum/ kuruluş içki ve sigara satma yetkisine sahip olamazdı. Ancak içkiyi içenlerin yaptıkları tüm taşkınlıklar, vurmalar, kırmalar cinayetler sonunda, devletin kolluk kuvvetleri, suç işleyen bu sarhoşları der- dest eder, hapishanelere gönderirdi. Aklımın almadığı bir konu olduğu için yazıyorum. "Bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu" misali, tamamen çelişkili bir durum olmakla birlikte, devlet:

           -Ben üretirim, içmeniz için ben elinize veririm. Sarhoş olup, taşkınlık yaptığınızda/ suç işlediğinizde yine ben tutuklarım. Cezanızı veririm. İçip kanser namzedi olduğunuzda cezanızı kendiniz bulursunuz ancak, suçlunun devlet olduğunu hiç kimse aklının köşesinden geçirmez. Bu nedenle aklıma geliveren satırları aşağıya yazdım:

           Rakıya verip anırma, adamlığın gitmesin;
           Tütüne verip savurma, ciğerlerin bitmesin.

                      Kendim ettim, kendim buldum.
                      Rakının dibini sabahta buldum.

           Sonunda kendimi küfede buldum.
           Ben kimim, neyim herkese sordum.

                      Görmedim gündüzü, geceyi ayıkken bir an,
                      Ederim binlerce tövbeler, lâkin unutturur zaman.

           Şişeyi bulurum, keyfim keyiftir o an.
           İçerim, içerim, boşa geçmiştir zaman.

                      Nice geceler, gündüzlere ermiştir.
                      Beni beklerken hanımın içi geçmiştir.

           Çocuklar beklemededir, babamız gelecek diye,
           Elleri yüreklerindedir, çıngar çıkmasın diye.

           Saygılarımla… 05.11.2014 12:33
47
Şairlerimiz ve Şiirleri / ALKOLİKLERE 4 SATIR
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 12:05:22 ÖS »
SARHOŞ’ A
23.06.2006


Bilindiği üzere, tıbbî araştırmalar göstermiştir ki, alkol bünyeye girdiğinde, en fazla zarar gören organımız beyindir. Beyin hücrelerinin kaybedilmesi durumunda yenilenmemesi sonucu, alkoliklerde, bir müddet sonra beyin fonksiyonlarının yavaşladığı ve sonunda gerilediği tespit edilmiştir. Vücutta yenilenmeyen tek hücre grubu beyin hücreleridir. Unutulmaması temennilerimle...

Kaç hücren var, bilir misin beyninde?
Dinle benden bu sözleri dikkatle ve şevkle.

Kısa anda, kadehlerle yıprananlar çok olur,
Ölüp giden hücrelerle, beynin biter yok olur.

Saygılarımla... 17.11.2014 12:03
48
Şairlerimiz ve Şiirleri / AÇKI
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 11:59:16 ÖÖ »
AÇKI
03.07.2003- Siyaset Meydanı- 12,47-04.07.2003


           Bilindiği üzere sözlüklerimize birçok uyduruk kelime konulmaya çalışılmıştır. Ancak zorlamalarla olacak bir yol olmadığı, tatbikatta kendini göstermiş, uyduruk kelimeler yer bulmamıştır.

           Bu çerçevede, "demek ki kabul görmeyen uyduruk kelimeler kullanılmadığı için sözlüklerde yer bulmayacak anlamı çıkar" denilse de, sözlüklere giren ve zamanla araya sızan kelimelere ne demeliyiz? "Aman canım sende, ne olurmuş bir kaç kelime girse" denilebilir. Dejenerasyon(bozulmalar) da böyle başlamaz mı? Bir müddet sonra, uyduruk kelimeleri araya sokuşturanlar da, gözlerine inanamazlar. "Şaka yollu koyduk, tuttu" demezler mi? Derler. Denildi de. Bu bir milletin kelimelerinin dejenere edildiğini(bozulduğunu) göstermez mi?

           "Ulusal düttürü" uyduruk kelimesi dillerde dolaştırıldı, ancak milletten gelen tepkiler sonucu, tatbikatta kullanılmadığı, daha doğru ifadeyle reddedildiği için kayboldu, gitti. "Olanak imkânı" nı cümle içerisinde kullanan, parti başkanlarına şahit olduğum için yazıyorum. Açık oturumu seyrederken de şu 4 mısra aklıma geliverdi: 

           Bin yıllık anahtarın suyumu çıktı?
           Sayın ve pek muhterem kişi, suyu mu çıktı?
           Suyu mu çıktı ki, “açkı” oldu?
           Uyduruk kelimelerle sözlüklerimiz doldu da doldu.

           ÖNEMLİ NOT(1): Açkı kelimesini üretirken, bu kelimenin köken itibariyle Türkçede var olduğu söylenebilir. TDK sözlüğünde de yeri vardır. Ancak allerjik reaksiyon(aşırı tepki) neticesi, aklıma geliveren bu dörtlüğü yazdım. Zira bir zamanlar sözlükler düzenlendi. İnanın gülme krizine girmeye neden olacak kadar enteresan kelimeleri de bu millet gördü. Bu nedenle itiraza gerek olmaması dileği ile.

           ÖNEMLİ NOT(2): Açkı diyenleri tatbikatta hiç duymadım. Demek ki bu kelime de kabul görmedi diyebilir miyiz?
                                                                           
49
Şairlerimiz ve Şiirleri / BİNALARDA REKLÂM İSRAFI
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 01:54:06 ÖÖ »
REKLÂMLAR
29.10.2008- 10:29


           Reklâmları bol olan belediye başkanlarına ithaf olunur:

Belediye başkanlarının reklâmlara ayırdıkları bütçelerin ne kadar olduğunu hiç merak eden olmuş mudur?
Belediye binalarına/ resmî kurumların binalarının girişlerine asılan birden fazla reklâmları/ tabelâları merak eden olmuş mudur?

           Binaların bir yönünde değil, birkaç yönünde büyükten de öte, kocaman, şatafatlı, alabildiğine masraflı tabelâları kim merak etmiştir?
Bu tabelâlara verilen paralar bütçeye ne kadara mal olmuştur? Bilindiği üzere binaları tanıtan bir levha ya kapıya, ya da görünür bir yere asılır. Işıklı, devâsa/ haddinden fazla büyük tabelâlar nedir? Ben merak ettim ve yazdım:

“Âyinesi iştir kişinin lâf’ a bakılmaz.
İcraatın yok ise; reklâmla başkan olunmaz.”

14.11.2014 21:33
50
Şairlerimiz ve Şiirleri / ZEKÂT
« Son İleti Gönderen: is Kasım 17, 2014, 01:15:28 ÖÖ »
ZEKÂT
18.07.2008- 15:30

Vericiysen bak fakire,
Ver hediyen sevgi ile.
Yediyüz kat sümbüllenir,
Verdin ise gönlün ile.
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10